EmekGüncel

RÖPORTAJ | “Bu İtirazın Türkiye’nin Her Yerine Sıçrayabileceğinden Korktular!”

Antep’te tekstil işçilerinin örgütlendiği Birleşik Tekstil, Deri ve Deri İşçileri Sendikası’nın (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen, 16 Şubat günü gözaltına alındı ve 17 Şubat günü tutuklandı.

Türkmen, sendika binasında işçilerle toplantı yaparken gözaltına alındı. Sendika, kamuoyuna yaptığı bilgilendirmede Türkmen’in “sosyal medya hesabından işçi eylemlerine ilişkin paylaşımları” nedeniyle Savcılığın başlattığı soruşturma kapsamında gözaltına alındığını duyurdu.

Türkmen’e ifade işlemi sırasında “iş ve çalışma hürriyetinin ihlali” ve “suç işlemeye tahrik” suçlaması yöneltildi. Bu süreci BİRTEK-SEN Örgütleme Sekreteri Mazlum Ayçiçek ile konuştuk. Ayçiçek, yaşananları anlatırken, Antep ve bölgede işçi hareketliliğinin eylem yasağına rağmen sürdüğünü ve bunun yayılmasından duyulan korku nedeniyle Mehmet Türkmen’in tutuklandığını, Valiliğin eylem yasağı getirdiğini dile getirdi.

– Antep’te Başpınar’daki OSB’de sendikanız genel başkanı Mehmet Türkmen’in tutuklanmasına kadar gelişen sürece dair neler söylemek istersiniz?

– Biz, sendika olarak ayın 26’sında yapacağımız kurultay için hazırlığa başladık. 26’sında kurultay yaptık ama onun öncesinde yaklaşık bir-bir buçuk ay boyunca yüzlerce işçiyle görüştük. Zaten % 30 zam belirlendikten sonra bir basın açıklamamız olmuştu, hatırlarsanız. “% 30’luk sefalet zammını kabul etmiyoruz” demiştik.

“O asgari ücreti alın, başınıza çalın” dediğimiz bir basın açıklamamız olmuştu. Oradan itibaren aslında bu kurultay hazırlığına başladık. Kurultay hazırlığımız çerçevesinde kahve toplantıları yaptık. Bu toplantılar haricinde durak durak işçi mahallelerini gezdik ve insanlar da önemli bir tepki vardı. O tepkiyi görebiliyorduk.

Sürekli ücretlerini yükseltmek için kapı önüne, dışarıya, eylem yapmaya çıkıyorlardı zaten. Ama artık bunu geçmemiz, onu sıçratmamız gerektiğini hep anlatıyorduk. Hem kahve toplantılarında hem mahallelerde, duraklarda, her yerde, ev toplantılarında bunu sürekli tekrar ediyorduk.

Yani artık sadece bir fabrikayla biz bir kazanım elde edemeyiz. Çünkü bir Orta Vadeli Program (OVP) program hazırlanmış; OVP işçileri ezmeye çalışan, işçi ücretlerini daha çok düşürmeye çalışan bir program.

Bunun karşısında bir fabrikayla bir kazanım elde edemeyeceğimizi bütün işçi arkadaşlara da anlattık. İşçi arkadaşlar da bu durumun farkındalardı.

Bunun yolu sadece bir fabrika değil. Başpınar Organize Sanayi Bölgesi’ni tek bir fabrika gibi düşünmek gerekiyor, öyle hareket etmek gerekiyor. Diğer fabrikalarla da birleşmek gerektiğini uzun uzun tartıştık işçilerle. Ve bunun sonucunda Kurultay’da % 65’lik bir zam talebi oldu.

36 iş yerinin daha doğrusu 36 fabrikanın katıldığı kurultayda işçilerin talepleri % 65 oldu. Ayrıca iki bayramda iki maaş tutarında ikramiye, banka promosyonlarının işçilere ödenmesi gibi talepler de vardı. Bu taleplerle kurultayımızı yaptık.

Yaklaşık 200 işçi katıldı. Bunu deklarasyon olarak açıkladık. İşçi gruplarına, yine mahalledeki duraklara, her yere bu talebi, “% 30’luk sefalet zammını kabul etmeyeceğiz, % 65 talep edeceğiz” diyerek tüm kentte çalışmamızı örgütledik.

– Bu çalışmanın nasıl bir etkisi oldu? Hem patronlar açısından, devlet açısından, hem de işçi sınıfı açısından.

– İşçiler ne kadar hazırlandıysa, patronlar da, devlet de bir o kadar hazırlandı. Böyle bir tepkinin oluşacağını gördüler. Bunu görerek, buna göre hareket ettiler. Hiçbir fabrika kolay kolay normalde ayın 7’sinde, Şubat’ın 7’sinde zam oranını açıklarken fabrikaların büyük bir çoğunluğu Mart’a erteledi.

Büyük bir çoğunluğu % 30’u açıklamayacağını anlayarak % 35 verdi, % 40 verdi. Bazıları % 50 vermek zorunda kaldı. Bizim kümelendiğimiz, komitelerimizin olduğu fabrikalar % 50 vermek zorunda kaldı. Bazı yerlerde % 41 teklif edildi, sendika üyelerimiz, bunu % 50’ye çekti.

Bu gibi şeyler oldu ama ilk başlangıç bugüne kadar hiç temasımızın olmadığı Ufuk Halı oldu. Orası 6 Şubat’ta direnişe çıktı. % 30 zam verilmişti. İşçiler bunu kabul etmedi. İki gün boyunca kapı önünde beklediler ve ücretlerini % 40’a çıkardılar ve üstüne bir de market çeki aldılar.

 

“Direkt devlet el atarak bitirmek istedi!”

– Burada emek sömürüsünün önüne geçilmeyle ilgili sizin bir çalışmanız olmuş. Patronlar açısından bir ucuz emek cenneti yaratılmak isteniyor. Buna bir set örülmeye de çalışılıyor bu çalışmalarla.  Bu kısmı da değerlendirir misiniz?

– Evet, doğru söylüyorsunuz. Bu kısmı da şöyle değerlendirelim; İlk direnişler başladığı süreç içerisinde yerel bir gazete, parayla kendi kalemini satan gazeteler, “Fabrikalar Mısır’a, işte Provokatörler” gibi başlıklar attı. Bize provokatör vb. dediler.

– Karalama çalışması yapıldı yani!?

Evet, karalama çalışması yapıldı. “Eğer ücretler artarsa, yüzde 30’un üstüne çıkarsa bu fabrikalar kapatmak zorunda kalacak, Mısır’da fabrika açmak zorunda kalacaklar. Yerel sermayeyi çöktürmek istiyorlar” gibi söylemlerde bulundu yerel gazeteler. Bunu yaptıran kişileri de biliyoruz. Kişileri derken, bunu yaptıran kurumları biliyoruz esas olarak. Bunları patronlar yaptırdı. Ama işçilerin tepkisini sönümlendiremediler. İşçiler, Demokrasi Meydanı’na kadar geldi başkan gözaltına alındığına. İşçilerin tepkilerini soğutamıyorlar. Yani ne yapsalar da olmuyor. Sonrasında Valilik yasak getirdi.

– Şu andaki tablo nedir Başpınar’da? Mehmet Türkmen’in tutuklanması ile ilgili ciddi bir kamuoyu tepkisi var. İşçilerin de tepkisi devam ediyor ama Valilik, eylem yasağı getirdi. Şimdiki durum ne?

– Valilik yasağından önce yaklaşık 8 fabrikada direniş devam ediyordu. Bunlara İrfan Çelik Arslanlı’nın fabrikası da dahil, işçiler hala dışarıdaydı. İşçileri tek tek bölemedi. Amirleri gönderdi, bölemedi.

Sonra müdürleri gönderdi, bölemedi. Patron kendisi geldi, yine bölemedi. En son Valiye talimat gitti, Vali yasak getirdi. Yasakla birlikte işçilerin çadırları söküldü, işçilerin bir kısmını içeriye aldılar. Şimdi iki fabrika var dışarıda olan.

Birisi Has Çuval, diğeri Yalçın Kardeşler işçileri. Onlar hala direnişlerini bir şekilde devam ettirmeye çalışıyorlar. Fabrikanın önüne arabayla gidiyorlar. Arabayla gittiklerinde Jandarma izin vermiyor, gönderiyor.

Bazen çakışıyorlar, işçiler tekrar eve gidiyor ya da başka bir sokağa giriyor. Organize’nin başka bir sokağına giriyorlar. Tekrar kapının önünde direnişlerine devam etmeye çalışıyorlar. Patronun bölemediğini, amirlerin bölemediğini -direnişi-, valilik direkt devlet el atarak bitirmek istedi.

Sadece Antep’teki işçiler açısından da bir şey olmadı. Yani sadece Antep işçilerinin direnişini bitirmeye çalışmadılar. Bunun yayılabileceğinden korktular. Bu eylemselliğin, bu itirazın Türkiye’nin her yerine sıçrayabileceğinden çok korktular.

Çünkü böyle bir hareket kamuoyunda büyük bir yankı buldu. Yankı bulunca da dediğim gibi Valilik yasak kararı, devletin müdahalesi, Mehmet başkanın tutuklanmasına kadar yol oldu.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu