
Georges Abdallah ile buluşmamız bir Çarşamba öğleden sonra saat dörtte planlanmıştı. Trablus’ta, Beddawi ve Naher El Bared Filistin mülteci kamplarından iki kadın aktivist, Dalal Shahrour ve Nazira El Hajj da bize katıldı. Onlar da kalan kahramanlarımızdan biriyle buluşmak için bizim kadar heyecanlıydı.
Saat 3:30’da ulaştığımız evde Abdallah’ın yeğeni, kardeşi Robert ve kız kardeşi tarafından karşılandık.
Biraz sonra, Georges’un oturduğu evin içine girmemize izin verildi. Ayağa kalkıp bizi yıllardır tanıyormuş gibi sıcak bir şekilde karşıladı. Daha tek kelime etmeden bile varlığı olağanüstü güçlüydü. Kısaca kendimizi ve The Palestine Chronicle’ı tanıttık ve başka bir devrimcinin kitabını hediye ettikten sonra sayısız sorumuza geçtik.
Bir saatlik sohbetimizde Georges’un hapisteki yaşamından ve özgürlüğünden sonraki günlerinden bahsettik. Ardından Filistin, Lübnan, İsrail varlığı üzerinden Siyonizmin geleceği, Filistin ulusal projesinin krizi, sosyalizm ile İslami direnişin ilişkisi gibi konulara geçtik. Georges’un demir gibi iradesi ve sarsılmaz ilkeleri hala dimdik ayaktaydı; aldığı her nefeste, söylediği her kelimede görünüyordu. O, Filistin ve Lübnan’daki direnişin süregelen İsrail işgaline karşı tek bir yanıt olabileceğine ve Batı emperyalist projesini somutlaştıran İsrail’in varoluşunun son aşamasının geldiğine kesinlikle inanıyor.
“Hapishane, savaşçıları değiştirmez!”
Samaa Abu Sharar (The Palestine Chronicle): Hepimiz Georges Abdallah’ı yaşamını adil davalara, özellikle de Filistin davasına ve her türden sömürgeciliğe karşı mücadeleye adamış, uluslararası bir aktivist olarak tanıyoruz. Kendinizi nasıl tanıtırsınız?
Georges Abdallah: (Ben) Arap savaşçılarımızın arasında bir savaşçıyım, Filistin devriminin bir savaşçısıyım. Emperyalist ve Siyonist baskıya karşı Lübnan direnişinin bir savaşçısıyım. Aktivizmimiz, Siyonist varlığı Batı emperyalizminin organik bir uzantısı olarak değerlendirmemizden doğmuştur. Bu varlığın şu an varoluşunun son aşamasına geldiğini ve bu nedenle halkımıza karşı tüm barbar ve kanlı rezervlerini açığa çıkaracağını düşünüyoruz. Halkımızın kitleleri bu varlık karşısında galip geleceklerini unutmadan bu aşamaya hazırlanmalı.
Palestine Chronicle: Hapishane sizi değiştirdi mi?
Georges Abdallah: Hapishane savaşçıları değiştirmez. Gerçekte hapishane, eğer direniş güçlerinden gerekli dayanışma varsa, sağlam bir duruş oluşturmaya yardımcı olur. Benim başıma gelen de budur.
Palestine Chronicle: Yani 41 yıl önce hapse giren Georges Abdallah, aynı adam olarak mı çıktı?
Georges Abdallah: Daha yaşlı, daha deneyimli ve vermeye daha hazır bir savaşçı olarak (çıktım).
Palestine Chronicle: Sizce, “Aksa Tufanı” operasyonu olmasaydı bugün aramızda olur muydunuz?
Georges Abdallah: “Aksa Tufanı” çok önemli bir operasyondur. Ancak, ayrıntılarına girmeden söylemek gerekir ki, benim davam bu çerçeveye girmiyor. “Aksa Tufanı” operasyonu, zamanlama ve etkililik açısından çok iyidir. Bazı eksiklikler bulabiliriz ama kendimizi suçlamak yerine operasyonu değerlendirmemiz gerekiyor.
Bu operasyon tam zamanında geldi, çok yerindeydi ve mücadeleyi ileri taşıdı. Onu gerçekleştirenlerin omuzlarına yeni sorumluluklar yükledi. Umarım Filistin devrimi çerçevesindeki yoldaşlar, Filistin devriminin ulusal programını gözden geçirmekte başarılı olurlar. Filistin ulusal programının karşısında tarihsel bir çıkmaz olduğunu biliyoruz.
Elbette, “Aksa Tufanı” operasyonu bazı yönleri netleştirmede ve bazı sapmaları düzeltmede rol oynayabilir. Ancak, Filistin ulusal projesinin krizi çözülmedikçe aynı yerde sıkışıp kalacak ve ağır bedeller ödeyeceğiz. Filistin sahnesindeki tüm güçlerin bu krizi aşmak için çalışması gereklidir. Çünkü bu mesele ulusal birlik ya da birlik olmama meselesi değil, çok daha derin bir krizdir. Filistin ulusal kurtuluş hareketinin bir parçası olmayı hak etmek için tüm aktif güçlerin yapmaları gerekeni yapmaları gerekir.
Palestine Chronicle: Bu kriz nedir?
Georges Abdallah: Kriz, tüm Filistin ulusal projesinin her alanını etkilemektedir. İsrail, Batı emperyalizminin organik bir uzantısıdır. İsrail bir koloni ya da sıradan bir yerleşim değildir; bu emperyalist Batı’nın organik bir uzantısıdır. Dolayısıyla bu emperyalist Batı ile yüzleşmek, kapitalist yapıdaki emperyalist sistemin kriziyle yüzleşmeyi gerektirir. Bu organik uzantıyla mücadele edenler, kapitalizme düşman bir zeminde durmak zorundadır.
Dolayısıyla Filistin burjuvazisinin liderliği -ister İslami, ister milliyetçi, yarı milliyetçi, devlet odaklı vs. olsun- bu konuda bir sorunla karşı karşıyadır. Ve Filistin solu da çok utandırıcı bir durumdadır; şimdiye kadar bu organik uzantıya karşı ulusal birliği inşa edememiş, ulusal birliği teyit edememiştir. Elbette, bunlar herkesin omuzlarına düşen büyük sorumluluklardır.
Buna rağmen, direniş güçlü bir durumdadır. Halkımızın kitleleri, çocukları zayıf düşmüş ve bir bardak süte muhtaç olsa da, Gazze beyaz bayrak kaldırmayacaktır. Bu çok önemli bir meseledir. Bundan sonra nasıl ilerleyeceğimiz ise Filistin liderliğinin belirleyeceği bir konudur.
Palestine Chronicle: Ama bu konuda sizin görüşünüzü özellikle duymak istiyoruz!
Georges Abdallah: Herkesin kaygısı var ama asıl yanıtı vermesi gerekenler Filistin devriminin liderleridir. Onlar, ulusal projenin krizi, Oslo krizi, Filistin Yönetimi krizi, Fetih ile Hamas arasındaki bölünme krizi, Filistin güçlerinin dağınıklığı krizi, bir zamanlar devrimin omurgası olan örgütlerin emekliye ayrılması ve “devrimin anası” olan Fetih’in krizi gibi meseleleri yanıtlamalıdır.
Filistin halkının bu krizi çözebilecek entelektüel, örgütsel ve direniş kapasitesi vardır, ancak her düzeyde çok şey yapılmalıdır. Kabul edilemez olan, 60 bin tam zamanlı savaşçının sadece İsrail ile güvenlik koordinasyonu için görevlendirilmesidir.
Pek çok örgüt Pekin Konferansı’nda biraraya geldi, ama sonucu ne oldu? İsmail Haniyeh suikastı. Neden? Çünkü Hamas içindeki birlik yanlısı kanatta yer alıyordu. Bu Filistin Yönetimi’nin çağrıyı benimsediği anlamına gelmez. İşte bu ulusal proje krizidir. Sorumluluk hem Filistin içindeki hem dışındaki direnişçilere aittir; Gazze’de, Batı Şeria’da, hatta Filistin Yönetimi içinde ve İsrail hapishanelerinde olanlara.
Palestine Chronicle: “Aksa Tufanı” operasyonundan bahsettiniz. İlk duyduğunuzda şaşırdınız mı?
Georges Abdallah: “Aksa Tufanı” herkesi şaşırttı. Bu operasyon, İsrail’le çatışmanın tarihinde bir dönüm noktasıdır ve büyük sorumluluklar yüklemektedir. Düşman artık varoluşunun son aşamasında olduğunun farkında.
Mısır ve BAE arabuluculuk rolüne soyunuyorsa, Mısır halkı neden ön safta olmadığının hesabını vermek zorunda kalmaz mı? Filistin devrimi tarihsel olarak Arap devriminin kaldıracıydı, ama artık bu rolünü oynamıyor. Neden?
Mısır 120 milyon Arap’a sahip, El-Ezher gibi bir kurum var; bu sadece turistik bir kurum değil, bu milletin değerlerini temsil ediyor. 80 milyon insan onu otorite kabul ediyor. Nerede bu insanlar? Kim sorumlu?
Yalnızca bir milyonu Refah’a gidip dua etseydi, silah taşımalarına gerek yoktu; sadece çocuklara su veya süt vermeleri yeterdi. El-Ezher’in duaları Gazze sınırında yapılmadıkça kabul edilemez. Ve bilinmeli ki, Mısırlı inananlar için cennetin yolu Gazze’den geçer; çünkü Filistinli çocuklar şehit olurken tüm yolları tutmuştur.
Palestine Chronicle: Gazze’deki yıkım sonrası direnişe inancını kaybedenler oldu. Ne diyorsunuz?
Georges Abdallah: Ben böyle insanları görmüyorum. Gazze’de çocukları açlıktan ölürken bile kırmızı bayrak kaldıran aileleri görüyorum. Gazze beyaz bayrağı çekmedi, çekmeyecek.
Filistin devrimi küresel sahnede hiç bu kadar görünür olmamıştı. Sorun, liderliğin bu desteği yönlendirememesidir.
ABD’deki Yahudi gençliğinin % 30–35’i Filistin kefiyesi ve bayrağı taşıyıp siyonist varlığın Yahudi halkının da düşmanı olduğunu söylüyor. Bu İsrail’in sonunun başladığına işaret ediyor. Peki liderlerimiz nerede? Sadece şehit olmak yetmez; halkın enerjisini yönlendirmek gerekir. Bu yapılmıyor, çünkü kriz devam ediyor.
Unutmayalım ki İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutsakların % 50’si Fetih üyesidir ama Oslo’yu imzalayan da Fetih’tir.
Filistin halkı, kampların halkıdır; onlar kimliğimizdir. Peki kamplar bugün ne durumda? Sabra, Şatilla ne oldu? Bunların geleceğine dair yanıt bekleniyor. Kamplar özgürleşmenin sembolü olmalı, kaosun değil. Sorumluluk yine liderlerde.
Palestine Chronicle: Gazze’deki soykırımdan sonra Filistin’de manzara nasıl olacak?
Georges Abdallah: Gazze’deki soykırım devam etmeyecek. Soykırım başarılı olmayacak ve Gazze ile Batı Şeria, İsrail’in varlığının son bölümüne tanıklık ederken zafere ulaşacaktır. Bu, şiirsel bir söylem değildir.
Sol-İslami ikilemin çözülmesi
Palestine Chronicle: Gazze’deki soykırım bir dünya devrimini tetikleyebilir mi?
Georges Abdallah: Bu er ya da geç olacaktır; bugün olmazsa yarın. En büyük sorumluluk devrim liderlerinin omuzlarındadır. Bir sonraki aşamayı öngörmesi gerekenler onlar; ben değilim.
Palestine Chronicle: Arap dünyasındaki İslami devrimlere nasıl bakıyorsunuz? Yaklaşımınız birçok solcudan farklı görünüyor. Sanki meseleye ideolojik değil, operasyonel bir açıdan bakıyorsunuz. Bu doğru mu?
Georges Abdallah: Biz ideolojik bir yarışın içinde değiliz; bizim Arap kitlelerimiz var ve bu kitlelerin çoğunluğu Müslümandır. Bu, ulusumuzun organik yapısıdır. Bu ideolojik bir tercih değildir. Bu halk, elinde ne varsa onunla direniyor; ister Kur’an, ister bilimsel bir analiz, ister bir füze. Arap kitlelerinin elinde ne olduğunu belirlemek, mücadelenin sorumlularının görevidir.
Mısırlı arabuluculuk oynarken, Katarlı en büyük Amerikan üssüne ev sahipliği yapıyorsa, ben Arap kitlelerine ne mesaj veriyorum? Mısır istihbaratıyla görüşüp onların Katarlı ve Amerikalı istihbaratla koordine etmelerini mi bekleyeceğim ki beni devrim krizinden ya da ulusal proje krizinden çıkarsınlar? Buna şüpheyle bakarım. Tüm bu eylemler, Arap kitlelerinin hareketsizliğiyle birlikte içinde bulunduğumuz çıkmaza katkıda bulunuyor.
Palestine Chronicle: Sizce sol ile mevcut İslami devrimler arasında bir buluşma noktası olabilir mi?
Georges Abdallah: Tüm kurtuluş hareketleri, toplumun tüm aktörlerinin çalıştığı bir ulusal proje ortaya koymuştur. Nerede bir devrim başarılı olduysa, bu ulusal birlik sayesinde olmuştur. Ancak bu birlik, bir kişinin diğerine katılması değildir; aslında tüm halk bloğunun biraraya gelip bir projeyi savunmasıdır.
Al Azhar örneğini tekrar ele alalım. Ben, Filistin ile bağlantısı olan herhangi bir Arap ya da aktivist gibi, ona Marksist ideoloji ile İslami ideoloji arasındaki ilişki açısından bakmıyorum. Ona halkımızın hareketi çerçevesindeki nesnel konumundan bakıyorum. Aynısı Mekke için de geçerlidir. Ona ideolojik açıdan değil, Müslümanlar için dünyadaki anlamı açısından bakıyorum. Ulusal projeden sorumlu olanlar, kendi “Kıble”leriyle dünya kitlelerini Filistin’e yöneltmek için ne yaptılar? Bunu ne komünist olduğum için ne de inanan biri olduğum için söylüyorum; bunu, bu meseleyle en ufak bir bağı olan herhangi bir insan gibi söylüyorum: Bu durum akıl alır şey değildir.
Lübnan: Direnmek mi ‘izlemek’ mi
Palestine Chronicle: Lübnan’a geçelim. Sloganların ötesinde, oradaki durumu nasıl görüyorsunuz?
Georges Abdallah: Durum hassas, ama aynı zamanda iyi. Direniş en seçkin önderlerini şehit olarak feda etti.
Palestine Chronicle: Ama ülkede derin bir bölünme var.
Georges Abdallah: Lübnan’daki durum, dünyadaki herhangi bir ülkeden farklı değil. Dünyadaki tüm direniş hareketlerinde, ülkelerini savunmak için kendini feda eden insanlar da vardır, sadece izleyen korkaklar da. Dünyada direnişin tüm halkın desteğine sahip olduğu tek bir ülke yoktur.
Mezhepsel aidiyet başka bir meseledir, fakat ben şunu soruyorum: Lübnan’ın kimliğini ve onurunu savunan projenin arkasında kim var? Direniş. Bir işgal varsa, direniş ilk yanıttır. Direnişin dışında, ulusal bir karaktere sahip herhangi bir çözüm yoktur.
Bu direniş hakkında istediğinizi söyleyebilirsiniz—tüm Lübnan halkını temsil etmesi gerektiğini ya da şu ya da bu olması gerektiğini. Ancak, söz hakkına sahip olmak için önce direnişin yanında olmalısınız, işgalin değil. Eğer işgalin yanındaysanız, o zaman ne konuşmaya ne de var olmaya hakkınız vardır. Ülkeniz işgal altındayken, statüsü ya da gerekçesi ne olursa olsun düşmanla saf tutanların var olma hakkı yoktur.
* Çevirinin tamamı; https://www.palestinechronicle.com/no-heaven-without-gaza-a-palestine-chronicle-exclusive-interview-with-lebanese-revolutionary-georges-abdallah/ adresinde.