
Not: İstanbul’da deprem riski gerekçesiyle önce ücretsiz izne çıkarılan ve iş akitleri askıya alınan Özel Okmeydanı Hastanesi’ndeki sağlık emekçileri, direnişlerinin 50. gününde kıdem, ihbar, fazla mesai ve ödenmeyen maaşları dahil tüm özlük haklarının eksiksiz bir şekilde ödenmesi konusunda anlaşma sağladı. Söyleşi bu gelişmeden önceki gün gerçekleştirildi.
**
Kadın işçiler henüz geç olmadığını belirterek, başta kadın örgütlerine olmak üzere sınıf öznelerine, sendikalara dayanışma çağrısı yaptı.
– Okmeydanı Hastanesi işçileri olarak direniştesiniz, 50’li günlere ulaşmak üzeresiniz. İşyerinizde nasıl bir çalışma sistemi vardı, bu noktaya nasıl gelindi?
Kader: Ben Radyoloji Teknisyeni Kader. Yaklaşık 18 yıl 10 aydır Özel Okmeydanı Hastanesi’nde çalışıyorum. Hastane 2021 yılında Ercan Kesal tarafından Şafak Grubu’na, “tekemmül hakkı” denen bütün hakların gizli kalması şartıyla devredildi. Orada da haklarımız verilmedi. Oradan bir kere bir mağduriyet yaşadık.
Daha önce de burada bir sendikal faaliyet oluşturulmaya çalışılmıştı, Ercan Kesal tarafından bu faaliyetin önü kesildi ve işçiler atıldı. Bir de oradan mağduriyetimiz vardı. Emeklerimiz bir kere de orada gasp edildi.
Daha sonra Şafak Grubu’na geçince, Şafak Grubu’nda da 4-5 yıl çalıştıktan sonra 8 ay boyu maaşları gecikmeli almaya başladık ki daha önce de bir sürü hastane personelini başka hastaneler böyle mağdur etmiş.
Başka hastaneleri bu şekilde kapatmış, rastgele gitmiş mesela kapatmış, “kapı duvar”. Personel geldiğinde sabah hastaneyi kapı duvar görmüş. Ama kimse kendisine tepki göstermediği için adam bunu istediğini yapabilir bir pozisyona ve alışkanlık haline getirmiş.
Biz 8 ay boyunca maaşlarımızı gecikmeli aldıktan sonra son iki ayın ücretlerini alamadık. Bunun üzerine 10 Kasım günü adam, saat 01:30 – 02:00 gibi oldukça kalifiyesiz bir teknik elemanını yolluyor; 17 saniyelik bir tane video çekiyor.
Videoda “deprem riski vardır” deniliyor. Yani bunun resmi bir dayanağı yok. Ve “elemanları ücretsiz izne ayırın…” deniliyor. Aynı gün ne ilginçtir ki doktorları da tasfiye ediyor, işten çıkarıyor. Çok ilginç bir prosedür uyguluyor.
Arkadaşları mutfağa çağırıyor, ben o gün mesaiden çıkmıştım evde dinleniyordum. Mutfağa çağırıyor, bunu yapan da mali müşavirleri; ki mali müşavir bizimle alakalı birisi değil, başka bir şirketi için çalışan bir adam.
O geliyor diyor ki; “Hastane depreme dayanıksızdır, dolayısıyla sizi ücretsiz izne ayıracağız, 3 ay sonra muhtemelen beraber çalışacağız” diyor. Tepkiler o gün başladı.
O gün bizim yoğun tepkilerimiz sonucu yönetim bizi muhatap almak zorunda kaldı. Ama önce muhatap olmadı hiçbir şekilde. Saat 12:00’de bize şöyle oldukça ciddiyetsiz bir kağıt yolladılar: “Arkadaşlar merak etmeyin, Aralık ve bilmem şu tarihlerde, 25’inde falan şu maaşları alacaksınız.” Biz dedik “Bu nasıl bir ciddiyetsizlik? Bu yazının hiçbir geçerliliği yok, bu şekilde hiç kimseyi aşağılayamazsınız” diye tepkiler iyice arttı. Tepkiler artınca “İşte mağdur durumdayım, işte para ödeyemiyorum, ödeyemediğim için kapattım ama kapatmadık hani, sadece geçici olarak durduruldu, 3 ay sonra tekrar beraber çalışacağız” gibi durumu izah eden, korktuğu belli olan bir yazı paylaştı bizimle. Biz “Bunu da kabul etmiyoruz” dedik.
Aynı gün İlçe Sağlık Müdürlüğü bizim tepkilerimiz sonucu devreye girdi. İlçe Sağlık Müdürlüğü’nden biri geldi, şöyle bir baktı; “Bu böyle karar verilecek bir şey değil, karot* alınmalı” dedi. İkinci gün İlçe Sağlık bir eleman gönderdi ve karot alındı. O gün sendika, Dev Sağlık-İş devreye girdi ve 50-60 kişi, daha işten çıkarılmadığımız için sendikalı olduk ve sendika avukatları devreye girdi.
Biraz o sendikalı olduktan sonraki süreci ve direnişe nasıl karar verdiğinize dair süreci bize anlatır mısınız?
Eylem: Şimdi sendika şöyle devreye girdi; biz hızlı bir şekilde müdahale ettik ve çağırdık sendikayı.
Üç sendikayla beraber avukatlar geldi. Sendika avukatı devreye girip dedi ki; “Artık muhatap biziz, bizimle görüşeceksiniz” deyip zar zor yine patronla, yönetim kurulu başkanıyla, işte mali müşavir dedikleri kişiyle görüştü.
Israrla şunu dediler: “Biz paraları ödeyeceğiz, bizim paramız yok, arabulucu ayarlamak zor” vs. diye olayı sürüncemeye almaya çalıştılar. Bizim avukatımız da dedi ki: “Bizim zaten uzlaşmama gibi bir derdimiz yok. Gelin bizimle bir masaya oturun, önce biz bir konuşalım.” Onlar da “çalışmak istiyorlarsa çalışabilirler” demişler.
Yani avukat, “İşçiler, parayı alıp işine bakacaklar. Çalışmak isterlerse de o sonraki süreçle alakalı bir şey”. “Tamam” dedik biz de, “bizim için sorun yok”. Ama biz o gün baktık ki hiçbir şekilde bize dönüş yapılmıyor. Dönüş yapılmadığı için de biz o gün direniş kararı aldık; yani binanın önünden ayrılmama kararı aldık. Direniş sürecimiz o şekilde gelişti.
Eylem: İçeride cihazlar var; o cihazları kaçırmasınlar diye bekliyoruz başında. Hala da bekliyoruz, 48 gündür buradayız. 24 saat bekliyoruz. Gece-gündüz sürekli buradayız.
Bu süre zarfında biz İş Kurumu’na, SGK’ya gittik; bütün resmi prosedürleri yerine getirdik. Şikayetlerimizi yaptık. İl Sağlık’a gittik, onlarla görüştük. Kaymakamlıkla, belediye başkanlarıyla görüştük, yani ulaşılabilecek her yere ulaştık.
– Peki bu 48 günlük süreçte kamuoyunun desteği nasıl? Size gelen ziyaretler veya sesinizi duyurma noktasında neler yaşıyorsunuz?
Eylem: Kamuoyundan çok ciddi destek alıyoruz. Siyasi partiler geliyor, demokratik kitle örgütleri geliyor, diğer sendikalar geliyor. Mahalle halkı çok duyarlı, sağ olsunlar bize yemek getiriyorlar, çay getiriyorlar.
Biz burada bir dayanışma ördük aslında. Sadece bir hak arama mücadelesi değil, aynı zamanda bir dayanışma akademisine dönüştü burası. Birbirimizi daha iyi tanıdık, dertlerimizi paylaştık. Bu bizi daha da güçlendirdi.
Bu 48 gün nasıl geçti diye sorarsan; evet zordu, soğuktu ama dayanışma bizi ısıttı. Biz kararlıyız, bu paralar yatana kadar, haklarımız verilene kadar buradan bir adım bile geri atmayacağız. Gerekirse açlık grevine de başlarız, gerekirse kendimizi buraya zincirleriz ama hakkımızı yedirmeyiz.
Kader: Burada sadece biz mağdur değiliz, hastalar da mağdur edildi. Bir gecede hastaneyi kapatıp insanları ortada bıraktılar. Randevusu olanlar, tedavisi yarım kalanlar…
Sağlık gibi kutsal bir alanı ticarethaneye çevirip, işine gelmeyince de kapısına kilit vuran bu zihniyete karşı da bir mücadele veriyoruz biz burada. Halkın sağlık hakkını da savunuyoruz aslında bir nevi.
“Henüz geç değil, bizim hala desteğe ve müdahaleye ihtiyacımız var”
Şimdi Okmeydanı’nda her ne kadar sendikal faaliyetler zayıf olsa da, Okmeydanı’nın kendisi hala örgütlü bir yer. O örgütlülüğünü buraya yansıttı.
Güçlü bir şekilde ayakta durmasında bu örgütlülüğün güçlü bir bağı var. Bugüne kadar ciddi söylüyorum, bu örgütlülükler yanımızda durdu. Bundan sonra STK’ların, kadın dayanışmalarının, gene sendikaların yanımızda durmasını ve bunu daha güçlendirmesini isteyebiliriz. Yani bu özeleştiri, ama bu özeleştirilerden şu çıkmayacak diye bir şey yok; herkesin yapacağı bir şeyler vardır, ona göre de müdahalesini yapabilirler.
“Hakkımızı alana kadar burası bizim evimiz, mevzimiz olacak”
Bizim hala bir desteğe ve müdahaleye ihtiyacımız var. Onların gücünün bizim gücümüzle birleşmesine ihtiyacımız var. Arkadaşımızın dediği gibi her şeyin başında inanmak ve güvenmek gelir.
Biz de inanmak ve güvenmek isteriz gerçekten. Bizimle her şekilde dayanışma sergilemelerini isteriz. Çünkü dayanışma bu işleri büyütür.
Biz sadece emeğimizin karşılığını istiyoruz. Başka bir talebimiz yok. Kıdem tazminatlarımızı, ihbar tazminatlarımızı ve içeride kalan maaşlarımızı istiyoruz. Bu mücadeleyi de sonuna kadar sürdüreceğiz. Kararlıyız, bir yere de gitmiyoruz. Haklarımızı alana kadar burası bizim evimiz, burası bizim mevzimiz olacak.
* Betonarme yapıların dayanıklılığını belirlemek amacıyla, beton elemanlardan silindirik parçaların çıkarılması işlemi.



