DünyaGüncel

ÇEVİRİ | Denizlerdeki Asıl Haydut Kim? Trump’ın Tanker Ele Geçirme Girişimi ile Ensarullah’ın Soykırım Karşıtı Ablukası

"Bunu savaşı sona erdirmek veya sivil halkı soykırımdan kurtarmak için değil, sadece yasalara aykırı bir rejim değişikliği ve bu ülkenin en değerli kaynakları üzerinde ABD’nin kontrolünü sağlamak için yaptı."

[ABD emperyalizminin Venezuela’ya yönelik kuşatma ve hegemonya kurma hedefi doğrultusunda bir süredir yürürlüğe soktuğu saldırılar sürüyor.

Trump’ın tüm dünyanın gözünün içine bakarak yaptığı, Karayipler’de uyuşturucu ile mücadele adı altında sivilleri katletmek. Konuya ilişkin https://www.palestinechronicle.com’ta yer alan karşılaştırmalı bir analizi Özgür Gelecek okurları için çevirdik.]


Amerika Birleşik Devletleri, Venezuela’ya karşı tırmandırdığı saldırganlığının bir parçası olarak şu anda birçok Venezuela petrol tankerini durdururken, aynı zamanda “uyuşturucu ile mücadele” adı altında Karayipler ve Pasifik’te düzinelerce küçük tekneyi imha ederek, kimlikleri ABD tarafından gizlenen yüzden fazla kişiyi öldürdü. Aynı zamanda Trump yönetimi, Amerika Birleşik Devletleri’nin savaş halinde olmadığı egemen bir ülke olan Venezuela’ya deniz ablukası uygulayacağı tehdidinde bulundu.

Washington, Yemen’i bombalarken ve İsrail’in Gazze’deki soykırımına karşı koymak için Kızıldeniz’de gemileri durduran fiili Ensarullah hükümetini kınarken; gemileri ele geçirme veya havaya uçurma, deniz ticaretini kesintiye uğratma ve sivil teknecileri öldürme hakkını kendinde nasıl bulabilir?

Bu zıtlık, ABD politikasındaki bariz çifte standardı ortaya koymaktadır. Ensarullah hükümeti, savaş hukukuna dayalı olarak eylemleri için makul yasal gerekçeler sunmasına rağmen, ABD hükümeti Ensarullah’ın eylemlerini “terörizm”, “korsanlık” ve “ABD ulusal güvenliğine tehdit” olarak nitelendirdi.

Ancak Washington, uluslararası hukukun en temel ilkelerini ihlal eden tankerlere, pinerolara (feribotlar veya su taksileri) ve balıkçı teknelere yönelik saldırılarını normalleştirmeye, hatta yüceltmeye çalıştı.

2023 yılının Kasım ayında, Yemen’deki Ensarullah hareketi, İsrail’in Gazze’ye saldırısına yanıt olarak Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Umman Denizi’nde bir deniz harekatı başlattı. Ensarullah, yalnızca İsrail ile bağlantılı, İsrail limanlarına giden, İsrail şirketlerine ait veya İsrail’in savaşını maddi olarak destekleyen devletlerle bağlantılı gemileri hedef alacağını belirterek kriterlerini kamuoyuna açıkladı.

ABD ve müttefikleri bu eylemleri derhal suç olarak kınadılar. İnsan hakları grupları, İsrail ile açık bir bağlantısı olmayan gemilere yapılan saldırılar ve sivil mürettebatın güvenliği ve muamelesi konusunda endişelerini dile getirdiler.

Operasyon süresince Ensarullah, 100’den fazla ticari gemiyi hedef aldı, düzinelercesine hasar verdi, birkaçını batırdı ve en az bir gemiyi (Galaxy Leader) ele geçirdi. Çok uluslu mürettebatını bir yıldan fazla süreyle gözaltında tuttuğu gemiyi, Gazze ateşkes müzakereleriyle bağlantılı olarak serbest bıraktı.

Ancak hukuki açıdan Ensarullah, eylemlerini silahlı çatışma sırasında bir abluka ve yasaklama olarak nitelendirdi ve bunu İsrail’in uluslararası insani hukuku ciddi şekilde ihlal etmesiyle gerekçelendirdi. Bu hukuki çerçeve mevcuttur.

Cenevre Sözleşmeleri ve uluslararası teamül hukuku uyarınca, silahlı çatışmanın tarafları, sivillere kitlesel zarar veren bir savaşçıya maddi destek sağlayan nakliyeyi durdurma hakkına sahiptir ve ciddi ihlaller durumunda bu, bir yükümlülük haline gelir. İsrail’in soykırımı durumunda, Uluslararası Adalet Divanı (ICJ) tüm devletlerin İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısına yönelik tüm askeri ve ekonomik desteği kesmekle yükümlü olduğunu tespit etmiş ve BM Genel Kurulu bunu onaylamıştır.

ABD’nin tepkisi, İsrail’e soykırım saldırısını durdurması için baskı yapmak değil –ki bu sonuç Ensarullah operasyonunu da derhal sona erdirecekti– Yemen’e karşı ezici bir güç kullanmaktı.

Aralık 2023’ten itibaren Washington, ABD’nin kapsamlı hava gücüyle desteklenen çok uluslu bir deniz harekatı olan Prosperity Guardian Operasyonu’nu organize etti.

Takip eden yıl boyunca, ABD ve İngiltere Yemen’e yüzlerce hava saldırısı düzenleyerek radar tesislerini, füze rampalarını, limanları, başkent Sanaa’yı ve diğer altyapı tesislerini bombaladı.

Yüzlerce Ensarullah savaşçısı ve çok sayıda sivil öldürüldü. Ras Isa petrol terminaline düzenlenen bir ABD saldırısında, ABD bombaları bir gözaltı merkezini vurarak düzinelerce Afrikalı göçmeni öldürdü.

Peki, Ensarullah’ın engellemeleri, Trump yönetiminin Venezuela’ya yönelik eylemleriyle karşılaştırıldığında nasıl değerlendirilebilir?

10 Aralık’ta Donald Trump gazetecilere, “Venezuela kıyılarında bir tankeri ele geçirdik –çok büyük bir tanker, aslında şimdiye kadar ele geçirilen en büyüğü” diye övündü. Yönetimi, ABD Deniz Piyadelerinin helikopterlerden sivil bir petrol tankerine iple indiği videoyu yayınladı. Burası bir çatışma bölgesi değildi. Venezuela, ABD ile savaş halinde değil. BM Güvenlik Konseyi’nin onayı, silahlı çatışma ve meşru müdafaa iddiası yoktu.

O zamandan beri, Venezuela ile bağlantılı başka tankerler de durduruldu veya geri çevrildi ve yönetim açıkça deniz ablukası uygulayacağı tehdidinde bulundu. Bu arada, ABD güçleri uyuşturucu ile mücadele operasyonu bahanesiyle bölgedeki düzinelerce küçük tekneyi imha etti ve tutuklama, yargılama ve hatta kurbanların kimliklerinin kamuoyuna açıklanması bile yapılmadan denizde yüzden fazla kişiyi öldürdü.

Bunlar yasal savaş eylemleri veya meşru kanun uygulama eylemleri değildi. Bunlar, yasalara aykırı, özetle ölümcül güç kullanımıydı.

Uluslararası hukuka göre, uluslararası sularda sivil ticari gemileri ele geçirmek veya ilan edilmiş bir silahlı çatışma dışında deniz ablukası uygulamak “saldırı eylemi”dir ve savaş eylemi teşkil edebilir.

Trump yönetimi, eylemlerinin ABD’nin Venezuela’ya uyguladığı yaptırımlarla haklı olduğunu iddia ediyor. Ancak bu yaptırımlar uluslararası hukuka göre yasa dışıdır. Yaptırımları uygulama ve yürürlüğe koyma yetkisi yalnızca BM Güvenlik Konseyi’ne aittir. Tek taraflı zorlayıcı önlemler, özellikle askeri güçle uygulandığında, BM Şartı’nı ihlal eder.

Hukuk uzmanları bu konuda nettir: ABD, kendi iç hukukunu veya tek taraflı yaptırımlarını kendi toprakları dışında, özellikle başka bir ülkenin karasularında uygulamak için yabancı bayraklı gemileri ele geçirme yetkisine sahip değildir.

Aradaki fark daha açık olamazdı.

Ensarullah, Gazze’deki sivillerin toplu katliamına son vermek için, silahlı çatışma hukukuna dayanan yasal gerekçelerle abluka ilan etti ve bunu ihlal eden gemilere saldırdı. Gazze’de ateşkes ilan edildiğinde ise bu saldırılar durduruldu.

Öte yandan, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olan ABD, savaşta olmadığı bir ülkeye karşı tankerleri ele geçirdi, tekneleri yok etti, denizde insanları öldürdü ve abluka tehdidinde bulundu.

Bunu savaşı sona erdirmek veya sivil halkı soykırımdan kurtarmak için değil, sadece yasalara aykırı bir rejim değişikliği ve bu ülkenin en değerli kaynakları üzerinde ABD’nin kontrolünü sağlamak için yaptı.

Amerika Birleşik Devletleri, Karayipler’de veya Kızıldeniz’de deniz güvenliği istiyorsa, yasadışı askeri güç kullanarak yasadışı yaptırımları uygulamayı ve Filistin’de soykırıma izin vermeyi bırakmalıdır. ABD’nin diğer insanlara ve ülkelere karşı işlediği cinayetler ve uyguladığı şiddet, Beyaz Saray yetkililerinin bunu istemesiyle yasal hale gelmez.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu