GüncelMakaleler

YORUM | Asgari Ücret Sefaletine Karşı Sınıfın Tepkisini Örgütleyelim!

"Emeklisi can çekişirken, öğrencisini dar gelirlisi, yoksulu, köylüsü perişanlığı yaşarken, bir bakanın “enflasyona ezdirmedik” yalanına ve iki yüzlülüğüne tanıklık ediyoruz."

Aralık ayının son haftasına girerken asgari ücret kamuoyuna duyuruldu. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan tarafından açıklanan asgari ücret %27’lik zam oranı ile brüt 33.030,00 TL net olarak 28.075,50 TL olarak açıklandı.

Bakan Işıkhan tarafından kameralar karşısında devlet bütçesinin son kertesine kadar zorlanarak %27’lik bir zam oranı ile asgari ücretle geçinenleri nasıl koruyup kolladığını büyük bir iştahla anlata durdu. Onlarca basın çalışanı karşısında tüm gerçekleri görmezden gelerek (açlık sınırının altında) verilen en yüksek zam oranını olarak açıklaması tavrı tam anlamıyla pişkince bir yaklaşımdı.

Bu pişkinlik esasen bir Bakanın, Bakanlık yaptığı bir ülkenin sosyal ve ekonomik yaşam standartını bilerek görmezden gelmesi daha doğrusu çarpıtmasından başka izahı olamaz. Zira ekonomik çöküntünün etkilerinin tüm toplumu sardığı, yüksek enflasyon oranının toplumsal bir sorun haline dönüştüğü, asgari ücret kapsamında çalışanların sayısının on milyonları bulduğu bir ortamda belirlenen bu ücret toplumu açlığa ve sefalete mahkumiyetin devamı olduğunu anlıyoruz.

Resmi açıklamalara göre bile açlık sınırının 28.412,00 TL olduğu bir ülkede bu sınırın altında verilen asgari ücretin ne anlam ve sonuç taşıdığını Bakan bilmiyor mu? Bakan, bir yıl öncesine oranla %27 verilen zammın hangi enflasyon oranına göre belirlediğini ifade etmiyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2025 yılı Aralık ayı enflasyon oranını %31.07 olarak açıklamıştı. İstanbul Ticaret Odası yıllık %38,28 enflasyon oranına dikkat çekerken ENAG %56,82 ile başka bir enflasyon rakamı sunuyor.

Bu istatistiklere baktığımızda yüksek enflasyon oranı ile verilen yüzde yirmi yedi oranında ki zam arasında ciddi bir uçurum olduğunu görürüz. Kaldı ki bu asgari ücret zammı daha 2026 başında geçerli olacak. Yani hedeflenen enflasyona göre asgari ücretin kendisi belirleniyor. Bu nedenle hiç kimse 2026 yılı enflasyon oranını bu seviyenin altında veya yakınında olabileceğine ihtimal veremiyor.

 Asgari ücret iktidarların bahşettiği bir lütuf değildir.

Tarihsel direniş ayağı vardır. Dünya tarihinde ilk yasal asgari ücret düzenlemesi 1894 yılında Yeni Zelanda’da uygulanmıştır. 1896 Avusturalya, 1909 İngiltere, 1912 ABD izlemiştir. Asgari ücret kavramı II. paylaşım savaşından sonra sosyal devlet uygulamalarına paralel yaygınlaşmıştır. Sanayinin gelişim sürecinde daha iyi ücret daha insanca yaşam koşulları için büyük mücadeleler sonunda devletler bu kazanımları yasalarına koymak zorunda bırakmıştır.

1948 yılında kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 23 maddesinde “adil ve elverişli bir ücret hakkı’’ şeklinde yer almıştır. Bu bağlamda başta birçok Avrupa ülkesinde ya da burjuva devlet yasalarında insanların temel hak ve yaşam koşulları kısmi de olsa belli bir güvencede tutulmuştur. Toplumsal yaşamın karşı koyuş dinamiklerinin örgütlü olması gibi birçok nokta göz önüne alınarak daha insani koşullar için güvence olarak uygulamaya sokulan asgari ücret bugün Avrupa’da kısmi olarak ta olsa uygulanmaktadır.

Türkiye’de sistem ve sömürüde ki sınırsız emek düşmanlığı emekçilerin yaşamsal ihtiyaçlarını yok saymaktadır. Emeklisi can çekişirken, öğrencisini dar gelirlisi, yoksulu, köylüsü perişanlığı yaşarken, bir bakanın “enflasyona ezdirmedik” yalanına ve iki yüzlülüğüne tanıklık ediyoruz.

Zaten on beş kişilik tespit komisyonunun üçte iki çoğunluğunu elinde bulunduran iktidar ve sermayeden, emekçiden yana bir karar çıkarmasını beklemek ahmaklık olur.

  Yeni isyanlar yoksulluğun bağrında doğacaktır

Asgari ücretin açıklanmasının ardından sendika, kitle örgütleri, öğrenci gençlik ve benzeri çevrelerin protestolarına tanık olduk. Hükümetin zor araçları devreye girdi. Burada sorun milyonlarca çalışanı ve emekçiyi ilgilendiren can alıcı bir sorun karşısında tepkinin gösterilmesinde ki yetersizliktir. Açlık ve sefaletin faturasının on milyonlarca çalışana çıkarılmasına karşın bu sefaleti yaşayan toplumsal demokratik tepki sınırlı kalmıştır.

Aldığı ücretin enflasyon karşısında buz parçası gibi eridiğinin farkında olan işçi sınıfı büyük bir örgütsüzlük yaşamaktadır. Yeni bir yıla girerken birikmiş ve patlamaya hazır bir toplumsal gücün enerjisini açığa çıkarmak görevi omuzlarımızda. Yeni yılın ekonomik, siyasi, toplumsal bunalımlara gebe olduğunu ve faturanın daha ağır şekli ile emekçilere yükleneceğini biliyoruz. Son asgari ücretin açıklanması ile ortaya çıkan tablo bunun en somut göstergesidir. Asgari ücret açıklansa da işçi sınıfı açısından bu konu kapanmamıştır. Belirlenen asgari ücret devam eden MESS görüşmelerinde sınıfın taleplerini de doğrudan etkişleyecektir.

2026’nın ilk döneminde yapılacak TİS görüşme ve süreçleri açıklanan bu ücreti dikkate alan bir yerden yürütülmek durumunda kalacaktır.

Bu, sınıfın örgütlü güçlerini zorlayan, taleplerinin çıtasını da geriye çeken bir etki yaratmıştır. Ancak herşeye karşın sınıfın insanca bir yaşam ve çalışma koşulları uğruna mücadelesi sürmektedir. Belirlenen asgari ücretle sınıfın ve emekçilerin açlığa mahkum edilmesinin yeni tepki ve direnişleri tetikleyeceğine ise şüphe yoktur. Smart Solar’da, Temel Conta’da ve daha bir dizi fabrika ve işletmede 2025’ten 2026’ya devreden direnişler bize bu konuda umut vermektedir.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu