
Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi olan 21 yaşındaki Gülistan Doku’dan 5 Ocak 2020’den bu yana haber alınamadı.
Doku’nun, kaldığı KYK yurduna dönmemesi üzerine ailesinin başvurusuyla “emniyet” birimleri kent genelindeki MOBESE kayıtlarını inceledi. Kayıtlarda Doku’nun saat 11.29’da Sihenk (Atatürk) Mahallesi’nde, “Tunceli Valiliği” karşısındaki minibüs durağından üniversite aracına bindiği belirlendi. Ancak araçtan nerede indiği tespit edilemedi. 6 yıllık sürece kısaca bakacak olursak;
“Soruşturma” kapsamında 7 Ocak’ta Uzunçayır Baraj Gölü üzerindeki Dinar Köprüsü çevresinde arama çalışmaları başlatıldı. “İntihar” ihtimali üzerinden yürütülen çalışmalardan ise yine sonuç alınmadı.
Ağustos 2020’de Ulusal Kriminal Büro’nun hazırladığı rapor, Doku’nun en son görüldüğü noktada intihara işaret eden herhangi bir hareketlilik yaşanmadığını ortaya koydu. Böylece kamuoyunda oluşturulmak istenen “intihar” algısı da çöktü.
Bu gelişmenin ardından soruşturmanın odağı, Gülistan Doku’nun erkek arkadaşı Zaynal Abarakov’a yöneldi. Telefon incelemeleri, Doku’nun babası adına kayıtlı hattıyla en son Abarakov’la görüştüğünü ortaya çıkardı. Soruşturma dosyasında Abarakov ile polis olan babası Engin Yücer “şüpheli” olarak yer aldı. Ancak şüpheli ifade vermedi, deliller gecikti(rildi).
Ortaya çıkan bulgulara rağmen Abarakov’un telefonu uzun süre incelemeye alınmadı. Kamuoyu baskısının ardından savcılık, 27 Şubat’ta telefona el koydu. 22 Temmuz’da Abarakov ile Gülistan Doku’nun birlikte son kez görüldüğü görüntüler bilirkişiye gönderildi.
Bilirkişi raporunda Abarakov’un görüntülerde “ihtar, ikaz ve izah anlamında bedensel hareketler” sergilediği belirtildi. Tüm delillere rağmen Abarakov’un ifadesinin alınmadığı ortaya çıkarken, üniformalıların cezasızlık zırhı ile ödüllendirilmesinin bir başka örneği yaşandı.
Doku ailesinin avukatı Ali Çimen hakkında, dava dosyasına ilişkin belgeleri basınla paylaştığı gerekçesiyle 14 Eylül’de soruşturma açıldı.
Delil karartma ve Abarakov’la işbirliği iddialarının odağındaki polis Engin Yücer, olaydan 11 ay sonra açığa alındı. Yücer, 21 Ocak 2021’de meslekten ihraç edildi; 20 Ocak 2022’de ise “kişisel verileri ifşa” suçlamasıyla 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Meclis’te araştırma önergesi reddedildi, şüpheler güçlendi, sonuç çıkmadı
Gülistan Doku’nun ailesi, 2 Ocak 2022’de Tunceli Adliyesi önünde oturma eylemi başlattı. Aile, valiyle görüşmek isterken polis engeliyle karşılaştı. Şubat 2022’de Ankara’ya giden aile, burada da gözaltına alındı. Halkların Demokratik Partisi’nin verdiği Meclis araştırma önergesi, CHP ve İYİ Parti’nin desteğine rağmen AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.
Soruşturma sürecinde ortaya çıkan deliller, Zaynal Abarakov ve babası Engin Yücer’e yönelik şüpheleri güçlendirdi.
700 saatlik yeni görüntü dosyada
Dosyada savcının değişmesinin ardından, 31 Ekim 2025’te Gülistan Doku’nun kaybolmadan önceki gün ve kaybolduğu güne ait 700 saatlik KGYS ve işyeri kamerası görüntüsü dosyaya eklendi. Aradan geçen 6 yıla ve değişen 3 savcıya rağmen, “Gülistan Doku’ya ne oldu?” sorusu hâlâ yanıt bulmadı.
Son savcı 25 Ağustos 2025 tarihinde özel bir ekip kurdu. Dosya, savcı tarafından yeniden incelenmeye başlandı. Soruşturmayı baştan ele alan savcı, özel ekip kurulması talimatı verdi. İncelenen görüntülerde de Gülistan Doku’ya dair herhangi bir ize rastlanmazken görüntülerin hala incelendiği belirtiliyor.
Gülistan Doku ve sürece kadın hareketinin müdahalesi…
Gülistan’ın kaybedilişinin üzerinden altı yıl geçti ve altıncı yılında yine eylemler gerçekleştirildi. Ancak altı yıl boyunca aslında kadın hareketinin özneleri devletin cezasızlık zırhı ile ödüllendirdiği üniformalı erkeklerin bu zırhını kıramadı, Gülistan’a ne oldu sorusuna yanıt bulamadı.
Etkin, etkili ve Dersim’den İstanbul’a uzanan, birlikte hareket eden eylemler vb. yapılmadı. Sonuçtan baktığımız zaman kadın mücadelesi bakımından başarılı ve istikrarlı bir süreç yürütülemediğini ifade etmek gerekiyor. Nedenlerini sıralarken elbette ki devletin Dersim’de katilleri çok iyi koruması ifade edilebilir ancak buna rağmen bunu kıracak bir noktadan mücadele süreci ortaya konulamadı ve bunda kadın mücadelesinin tüm özneleri, üzerlerine düşen payı almak zorundadır. Sürecin bu kadar uzun sürmesi ve henüz herhangi bir yere evrilememesi ile birlikte düşünüldüğünde “Neden yeterli ve etkili bir kamuoyu oluşturamadık, o yönlü bir birlikte mücadele hattı ortaya koyamadık” sorusu üzerinde daha fazla durmak gerekir.



