GüncelMakaleler

ANI – ANLATI | Refik Dostum “… Bu Senfoni Bitmez”

"Refik’le — Göbekli Tepe bulgularından öğrendiğimiz kadarıyla — 12 bin yıldır birbirimizi biliyoruz, 200 yıldır — proletaryanın ortaya çıkışıyla — tanışıyoruz, 1994 Nisanı’nda karşılaştık. İyi ki de karşılaştık."

Bayrampaşa Hapishanesi’nde 3. koğuş ile 4. koğuş arasındaki havalandırmanın, 3. koğuşun üst katının parmaklıklarına asılan pankartın nasıl başladığını hatırlayamıyorum. Wernicke Korsakoff’un böyle gereksiz yanları var işte…

Voltayı kesip pankartın karşısında öylece duruyordum. “Çok anlamlı, sanatkârane, içselleşmiş bir proletaryanın müzikle somutlaşması” diyordum.

Refik, yoldaşlarıyla volta atmayı bırakıp yanıma geldi: “Astığımız pankartlara halkımız senin gibi inceleyerek uzun uzun baksaydı devrimi çoktan yapardık değil mi?” deyince, “Belki de” dedim.

Muzip muzip yüzüme baktı; ben yaptım der gibi. Çünkü “Sen mi düşündün?” desem de yanıt alamazdım.

Çok şey konuşurduk ancak mücadelemizi, içinde aldığımız görevleri konuşmazdık.

Döndü bana:
“Yahu size köylü devrimcisi derim de burada karşılaştığım başka bir tablo var, nedir?” deyince,
“Sorma” dedim, “TRT yerine Tiran Radyosu dinliyorduk koyun güderken, çift sürerken…”
Gülüştük…

Laf olsun diye gülmez Refik; güldü mü içten güler, gülüşünün sıcaklığı yayılırdı.

Hapishaneden sonra ikimiz de Wernicke Korsakoff Sendromu yaşadığımız için birlikte YDA’da kaldık. Kaldığım bir buçuk yılın son bir ayına kadar bu sağlam dostluğumuz sürdü. İnsanlığa dair her konuda sohbetlerimiz, okumalarımız oldu.

Bir gün Kapital’i birlikte okumayı önerdi. Ben de yaşamımın birçok döneminde okuduğumu, yeri geldikçe dönüp baktığımı, gerekiyorsa alıntılar yaptığımı söyledim.

Ertesi sabah benden yarım saat önce spora gitti. Spor yaptığımız parkta yanına gittim, uzaklaştı. Benden önce döndü.

Döndüğümde konuşmak istedim.
“Kapital’i okuyup incelemeyenlerle muhatap olmayacağım” dedi.

Sınıf mücadelesinde, devrimci görevlerde iradesinin sağlam olduğunu; zorunlu hâller dışında benimle görüşmeyeceğini biliyordum. Güçlü iradesini inada dönüştürdü.

WKS hepimizde manevi ve bedensel olarak değişik sonuçlar yarattı. İrade olarak güçlü olan ve hastalığı öğrenerek yenmeye çalışanlarımız çoğunluktaydı. Refik de iradesiyle ayağa kalkmayı bilenlerden biriydi. Ancak hasta olduğumuzu hiç kabul etmedi.

YDA döneminde ve sonrasında agresif, birkaç kişi dışında kimseye güvenmeyen, kendini insanlardan soyutlamaya çalışan bir Refik vardı artık.

Kapital’e yoğunlaşmasının bir yönü bu; bir yönü de toplumdaki çürüme ve kendine devrimci diyen bazılarının düştükleri olumsuz gidişattı. Konuştuğumuzda yakındığı konulardan biliyorum.

Refik için esen bu olumsuzluklar fırtınası karşısında Kapital, sığındığı limandı. Her insanın zor zamanlarında sığındığı bir liman olur; fırtınayı o limana sığınarak atlatır.

Refik’le — Göbekli Tepe bulgularından öğrendiğimiz kadarıyla — 12 bin yıldır birbirimizi biliyoruz, 200 yıldır — proletaryanın ortaya çıkışıyla — tanışıyoruz, 1994 Nisanı’nda karşılaştık. İyi ki de karşılaştık.

Refik, güzel dostum, proletaryanın yiğit evladı, Yıldız yoldaşlarınla birliktesin. Bilirsin, yıldızlar ölmez diye kabul ederiz.

İzninle, yazdığın pankartın özüne dokunmadan değiştiriyorum:

“Fatih’ten Tahsin’e,
Tahsin’den Refik’e,
Bu Senfoni Bitmez.”

(ÖG okuru bir siper yoldaşı)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu