GüncelMakaleler

HALKIN GÜNDEMİ | Yaşamı ve Mücadelesiyle Bir Devrin Komünist Önderi: Mustafa Suphi

"Görülmesi gereken temel noktalardan biri, Cumhuriyetin kuruluş sürecinde yok edilen esas dinamiklerin sol, sosyalist ve aydın çevreler olmasıdır. Bu tasfiye süreci, yeni kurulan devletin hangi sınıfsal ve ideolojik temeller üzerinde şekillendiğini açık biçimde ortaya koymaktadır."

Mustafa Suphi; burjuva-milliyetçi bir dünyadan komünist bir önderliğe ve oradan Türkiye Komünist Partisi’ni kurmaya uzanan kısa ama son derece meşakkatli bir yaşamın devrimcisidir. Suphi, kendisini on yıllık bir zaman dilimi içinde, birkaç kuşağın yaşayabileceği ölçüde baş döndürücü bir siyasal sürecin tam ortasında bulur. Ortaya çıkan bu siyasal sürecin sonuçlarını bütün ağırlığıyla yaşayan bir komünisttir.

Doğum tarihi kimi kaynaklarda 1879, kimilerinde ise 1882 olarak geçmektedir. Giresun doğumludur. İlk öğrenimini Kudüs ve Şam’da tamamlar. İstanbul Hukuk Fakültesi’nde ve Paris Siyasal Bilgiler Okulu’nda eğitim görür. Bu dönemde İttihat ve Terakki üyesidir. Tanin gazetesinde muhabirlik yapar ve çeşitli yazılar kaleme alır. Daha sonra İstanbul’a döner, Galatasaray Lisesi’nde görev alır ve siyasal süreci yakından takip etmeyi sürdürür. 1911 yılında İttihat ve Terakki’nin 4. Kongresi’ne Anadolu delegesi olarak katılır. 1912 başında ise İttihat ve Terakki’den kopar.

İttihat Terakki’den Türkiye Komünist Partisi’nin Kuruluşuna

İttihatçılarla yaşanan bu ayrılık, Mustafa Suphi açısından yeni bir siyasal maceranın ve aynı zamanda komünistleşme sürecinin başlangıcı olur. Tatar aydınları ve sosyalistleriyle ilişkilerini geliştirir. Milli Meşrutiyet Fırkası’nı kurar ve İfhamgazetesinin yazı işleri müdürlüğünü üstlenir. Bu dönemi kendisi “mimarist Türkçülük” olarak adlandırır. 1913 yılında Sadrazam Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesinin ardından Sinop’a sürgün edilir.

Mustafa Suphi, Haziran 1914’te deniz yoluyla Sinop’tan Sivastopol’a (Kırım) kaçmayı başarır. Sivastopol’a kaçanların neredeyse tamamı Mısır’a ya da Batı’ya yönelirken, Suphi Rusya’da kalmayı tercih eder. Osmanlı–Rus savaşı sonrasında Çarlık yönetimi, Osmanlı vatandaşı Türk ve Müslümanlara yönelik tutuklama ve esir kamplarına sürgün politikasını devreye sokar. Suphi önce Kaluga’ya, ardından Ural esir kampına gönderilir. Yaklaşık dört yıl süren esir kampı yaşamı, onun kısa ama yoğun mücadele tarihine damga vuracak komünist kimliğinin oluşumunda belirleyici olur. Bu süreç, Suphi’nin geçmiş siyasal konumlanışından köklü bir kopuş yaşamasını sağlar.

Mustafa Suphi, Ural esir kampında esas olarak Tatar Müslüman sosyalistleriyle ilişkilerini geliştirir. Kampa sosyalist gazete ve yayınları getirenler, büyük ölçüde Tatarlı Müslüman sosyalistlerdir. Bu dönemde Bolşeviklerin etkisi kampta henüz zayıftır. Suphi, sosyalist gazeteler ve çeşitli yayınlar aracılığıyla Marksist düşüncesini derinleştirir. Aynı zamanda ağır çalışma koşulları, onun emek ve mücadele dünyasına daha güçlü biçimde yönelmesine vesile olur.

1917 Ekim Devrimi’nin ardından özgürlüğüne kavuşur. Bu özgürlük, Mustafa Suphi’yi Bolşevik Devrimi’nin aktif bir parçası hâline getirir. Kader birliği yaptığı Tatar sosyalist hareketi içerisinde, Ekim Devrimi arifesinde yaşanan ayrışmada Sultan Galiyev ve Vahidov’la birlikte sosyalist devrimden yana tavır alır ve Sosyalist Bolşevik çizgide konumlanır.

1918 yılında Yeni Dünya gazetesini kurar. Gazeteye iki temel misyon yükler: Birincisi, Çarlık Rusyası döneminde esir düşmüş Türk ve Müslümanları örgütleyerek iç savaş koşullarında Ekim Devrimi’ni savunacak bir güç oluşturmak; ikincisi ise bu güç içerisinde yeni kadrolar yaratarak Anadolu’ya dönmektir.

Bu doğrultuda yoğun bir emek ve çaba gösterir. Suphi’nin bu kısa zaman dilimi içerisindeki en büyük özlemlerinden biri, Anadolu’ya sosyalizmi taşımaktır. Bu hedefle, Ekim Devrimi’ni ilerletmek için aldığı görevlerin yanı sıra Komünist Parti’nin oluşumu için de yoğun çaba sarf eder. Komünist programın hazırlanması ve ülkeye dönüş hazırlıkları bu dönemde hız kazanır. İkinci Enternasyonal kararları ve 1–7 Eylül tarihleri arasında toplanan Doğu Milletleri Kurultayı’nın politik hattı doğrultusunda, 10 Eylül 1920’de Mustafa Suphi başkanlığında Türkiye Komünist Partisi’nin kuruluşu Bakü’de ilan edilir.

TKP’nin Kuruluşu ve Komünist Programın Sınıfsal İçeriği

Yoğun tartışmaların ardından kurulan Komünist Parti’nin programı, kimi eksikliklerine rağmen açık biçimde komünist bir niteliğe sahiptir. Programda nihai hedef olarak işçi-köylü Sovyet Cumhuriyeti tanımlanır. Aynı zamanda federatif bir cumhuriyet perspektifi benimsenir; Kürtlerin, Ermenilerin ve diğer halkların kendi kaderini tayin hakkı açıkça vurgulanır. Tek ulusa dayalı bir cumhuriyet anlayışı reddedilir; tüm ulusların tam hak eşitliğine dayanan bir cumhuriyet hedeflenir.

Mustafa Suphi, bu komünist oluşumun yanı sıra, I. Doğu Halkları Kurultayı’na katılan komünist ve sosyalist olmayan delegelerin yaklaşımlarına karşı da mücadele yürütür. Elinde Ermeni kanı bulunan Enver Paşa’nın kurultayda yer almasına ve kendisine bir misyon biçilmeye çalışılmasına karşı, Suphi ve komünist delegelerin divanda gösterdiği sert tepki ciddi bir krize yol açar. Bunun yanı sıra, yalnızca İngiliz emperyalizmine karşı olmayı ölçüt alan delegasyon yapısı gibi önemli sorunlarla mücadele edilerek 10 Eylül Kongresi’ne girilir. Komünist ve sosyalist olmayan onlarca delegenin muhalefetine rağmen komünist bir programın kabul edilmesi tarihsel bir önem taşır.

Mustafa Kemal ve İttihatçı kadrolar, yanı başlarında gelişen ve güçlenen komünist tehlikeyi bertaraf etmek için çeşitli entrikaları devreye sokmakta gecikmez. Kemalistler açısından tablo parlak değildir. Meclis seçimlerinde İçişleri Bakanlığı koltuğu kaybedilmiştir; Çerkez Ethem ve Halk Zümresi Meclis çoğunluğunu ele geçirmiştir. Bu koşullar altında Mustafa Suphi’nin Anadolu’ya gelmesi ve sol-sosyalist muhalefetle birleşmesi ciddi bir risk olarak görülür.

Bu bağlamda 14 Eylül’de Mustafa Kemal, Fuat Ali Paşa’ya gönderdiği mektupta muhalefetin nasıl tasfiye edilmesi gerektiğini ayrıntılı biçimde ifade eder ve bu sürecin fiilen startını verir. Bu hamle, hem Çerkez Ethem’in hem de Mustafa Suphi ve yoldaşlarının hazin sonunu hazırlayan ön adımlardan biri olur. 18 Ekim 1920’de Mustafa Kemal, komünist kadrolara karşı sahte bir Türkiye Komünist Partisi kurulduğunu ilan eder.

Bu hamleyle amaçlanan, ülkedeki sol, sosyalist ve aydın çevrelerin muhalefetini sahte TKP etrafında toplayarak eritmek ya da denetim altına almaktır. Aynı zamanda Mustafa Suphi önderliğindeki TKP’nin etki gücünü sınırlamak ve kırmak hedeflenir. Bütün bunlar, Sovyet Bolşeviklerini doğrudan karşısına almadan; zira o dönemde Sovyetlerden ciddi ölçüde ekonomik, gıda ve silah yardımı alınmaktadır.

Kazım Karabekir, Ali Fuat Paşa ve Refet Paşa’ya gönderilen şifreli yazılarda bu politika açıkça ifade edilir. Mustafa Kemal, Meclis arşivlerinde yer alan bu belgelerde şöyle denilmektedir: ““….. bununla beraber içeriden ve dışarıdan çeşitli maksatlarla bu cereyanın memleketimize girmekte olduğu ve buna karşı makul tedbir alınmadığı taktirde de milletin pek ziyade muhtaç olduğu birlik ve sükûnetin bozacak durumların belirlemesi de imkan dahilinde görülmüştür. En makul ve tabi tedbirler olarak aklı başında arkadaşlardan hükümetin bilgisi dahilinde bir Komünist partinin kurulması…” (Meclis arşivlerinden)

Tasfiye, Katliam ve Cumhuriyetin Kuruluşunda “Komünist Fikirlerin” Tasfiye Hareketi

Kongrede Komünist kadroların ülkeye gitme kararı alınır. Bu bağlamda Mustafa Suphi, 15 Haziran 1920’de Süleyman Sami aracılığıyla Mustafa Kemal’e bir mektup gönderir ve “Biz Türkiye’ye döneceğiz. Döndüğümüzde Komünist Parti çalışmasına izin var mı?” sorusunu yöneltir. Gelen yanıt dikkat çekicidir. “Suphi Yoldaş” hitabıyla başlayan mektupta, Türkiye’ye gelinmesi ya da yetkili bir heyet gönderilmesi istenir; ancak ayrı bir Komünist Parti faaliyetine izin verilmeyeceği açıkça belirtilir (Kaynak: Ahmet Kardam, Mustafa Suphi: Karanlıktan Aydınlığa).

Tüm bu gelişmeler eşliğinde Mustafa Suphi ve beş yoldaşından oluşan ilk kafile Kars’a ulaşır. Ancak Suphi ve TKP kadroları, Kars’a ayak bastıkları andan itibaren sistematik biçimde yalnızlaştırılır. Mustafa Kemal’in talimatları doğrultusunda Kazım Karabekir ve Erzurum Valisi Hamit Bey tarafından tasfiye ve imha planları devreye sokulur. Daha da önemlisi, bu sindirme ve fiili saldırıların açık bir imhaya doğru ilerlediği görülmesine rağmen, ilgili Bolşevik kadroların Türkiye üzerinde caydırıcı bir rol oynamaması ayrıca tartışılması gereken bir başlıktır.

Mustafa Kemal, bu kadroların kesinlikle Ankara’ya ulaşmaması gerektiğini Kazım Karabekir’e bildirir. TKP heyeti, yaklaşık bir ay boyunca bu planlar çerçevesinde kontrol altında tutulur. Nihayetinde Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı, Yahya Kahya’nın organizasyonu ve Yahya Kaptan eliyle, 28–29 Ocak 1921 gecesi Karadeniz açıklarında katledilir. Aynı tarihlerde Çerkez Ethem tehlikesi de ortadan kaldırılır. Böylece Rusya’dan gelen hayati önemdeki yardımlar riske atılmadan, en güçlü muhalefet odakları tasfiye edilmiş olur: Batı cephesinde Çerkez Ethem, doğu cephesinde Mustafa Suphi ve TKP.

Bu süreç sonrasında Halk Zümresi’nin hazırladığı 1921 Anayasası askıya alınır ve 1924’e kadar yürürlüğe sokulmaz. Meclis muhalefeti dağıtılır, Mustafa Kemal’in kadrolarıyla mutlak hâkimiyet sağlanır. Komünist ve sosyalist muhalefetin siyasal etkisi bütünüyle ortadan kaldırılır.

Görülmesi gereken temel noktalardan biri, Cumhuriyetin kuruluş sürecinde yok edilen esas dinamiklerin sol, sosyalist ve aydın çevreler olmasıdır. Bu tasfiye süreci, yeni kurulan devletin hangi sınıfsal ve ideolojik temeller üzerinde şekillendiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.

Bu katliamın en dramatik boyutlarından biri de Maria Suphi’nin yaşadıklarıdır. Kırım Yarımadası’nın Novorossiyskli Bolşevik Komsomol militanı olan Maria Suphi’nin Yahya Kahya tarafından alıkonulması, tecüvüz ve işkencelerin ardından katledilmesi, bu sürecin en karanlık perdesini oluşturur.

Onbeşler, kısa ama fırtınalı yaşamlarıyla bu topraklarda komünist mücadelenin korkusuz öncüleri oldular. Paramazlardan Mustafa Suphilere, oradan İbrahim Kaypakkayalara uzanan köklü bir devrimci gelenek ve birikim, tüm kesintilere rağmen bu topraklara miras bırakıldı.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu