DünyaGüncel

ÇEVİRİ | Grönland: Uluslararası Düzenin Çöküşünü Çizen Sınır

Grönland, buzla kaplı bir toprak parçası olmaktan daha fazlasıdır. Uluslararası düzenin temel ilkelerinin açıkça hiçe sayıldığı, sürüklenen bir dünyayı yansıtmaktadır.

[Bir süredir giderek artan bir tempoyla ABD emperyalizminin Grönland’ı topraklarına katma tartışması yürütülüyor. Bu tartışmanın merkezi kuşkusuz ABD Devlet Başkanı Donald Trump. Grönland etrafında devam eden ve önümüzdeki günlerde de daha şiddetli biçimlerde süreceğe benzeyen tartışmaların perde arkasına, ABD emperyalizminin emellerine ve ABD söyleminin NATO içinde yarattığı gerilime ilişkin María Luisa Falcäo tarafından https://www.telesurtv.net’te yayımlanan makaleyi Özgür Gelecek okurları için çevirdik.]

**

ABD başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı kontrol etme konusundaki ısrarı, artık sadece retorik bir tuhaflık olmaktan çıkmış ve değişen bir dönemin açık bir işareti haline gelmiştir.

Söz konusu olan artık sadece Amerika Birleşik Devletleri ile Danimarka arasındaki ikili ilişkiler ya da Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) içindeki diplomatik anlaşmazlıklar değildir. Bu, daha derin ve daha endişe verici bir durumdur: uluslararası politikanın meşru bir aracı olarak toprak ilhakı mantığının açıkça geri dönüşü.

NATO şu anda Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, Portekiz, Polonya, Baltık ülkeleri, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin çoğu ile Finlandiya ve İsveç gibi daha yeni üyeler dahil olmak üzere Avrupa ve Kuzey Amerika’da 32 ülkeden oluşmaktadır.

Soğuk Savaş’ın doruk noktasında, 1949 yılında kurulan NATO’nun resmi amacı, Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesinde yer alan, bir müttefik ülkeye yapılan saldırının tümüne yapılmış bir saldırı olarak kabul edileceği hükmüyle, üyelerinin kolektif savunmasını garanti etmektir.

Ancak, on yıllar içinde ittifak, sadece bölgesel bir savunma paktından, ABD’nin askeri ve stratejik projeksiyonunun merkezi bir aracına dönüşerek Doğu Avrupa’ya yayılmış, orijinal etki alanının ötesine müdahale etmiş ve kriz yönetimi, stratejik caydırıcılık ve rakip güçlerin kontrol altına alınması gibi toprak savunmasının ötesine geçen işlevler üstlenmiştir.

Tam da bu çelişki, yani kolektif savunma söylemi ile asimetrik güç kullanımı arasındaki çelişki, Grönland’ı çevreleyen mevcut krizi ittifakın geleceği için bu kadar patlayıcı hale getirmektedir.

Yerel hükümetin açık reddi ve Avrupalı liderlerin kınamasına rağmen, “ulusal güvenlik nedenleriyle Grönland’a ihtiyacı olduğunu” yeniden teyit ederek Trump, savaş sonrası dönemde kalan az sayıdaki uzlaşmalardan biri olan “sınırlar zorla müzakere edilemez” ilkesini ihlal ediyor. Resmi bir müttefikle ilişkili bir bölgeye yönelik askeri tehdit kamuoyuna açıklandığında, uluslararası sistem bir anomi durumuna girer.

 

Fanteziden devlet politikasına

Danimarka egemenliği altında bulunan ve 56.000’den fazla nüfusa sahip özerk bir bölge olan Grönland, Washington için her zaman stratejik bir ilgi odağı olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sırasında, Amerika Birleşik Devletleri Nazi ilerleyişini durdurmak için buraya üsler kurdu; Soğuk Savaş sırasında ise, füze erken uyarı sisteminin önemli bir bileşeni olan Pituffik üssünde somutlaşan kalıcı bir askeri varlığını pekiştirdi.

Şimdi değişen şey ilgi değil, yöntemdir. Açıkça satın alma, ekonomik baskı (Danimarka’ya karşı gümrük vergileri) ve nihayetinde askeri tehditlerle flört ederek Trump, 1945’te gömülmüş olması gereken uygulamaları normalleştiriyor. Bu bir dil sürçmesi değil: Beyaz Saray, “Grönland’ın satın alınması”nın ulusal güvenlik tartışmalarında aktif bir konu olduğunu ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun müzakerelere katıldığını doğruladı.

 

  1. Yüzyılda Vestfalya Öncesi Dönem

Grönland örneği, toprakların işlem veya fetih konusu stratejik bir varlık olarak görüldüğü Vestfalya öncesi mantığa geri dönüşü örneklemektedir.

Topraklar satın alınmakta, baskı ve tehditlere maruz kalmaktadır. Egemenlik, yasal bir ilke olmaktan çıkıp gücün bir değişkeni haline gelmektedir.

Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen’in yanıtı doğrudan ve sembolikti: “Baskıyı durdurun. İma etmeyi durdurun. İlhak fantezilerini durdurun.” Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in uyarısı daha da sert oldu: Bir müttefike yönelik ABD saldırısı, NATO’nun ve savaş sonrası güvenlik mimarisinin sonu anlamına gelir.

Sistemdeki önde gelen bir devlet, bir ortağının egemenliğini ihlal edebileceğini açıkça itiraf ettiğinde, bu emsal yıkıcı olur. Öyleyse, diğerlerinin aynı şeyi yapmasını ne engeller?

 

NATO: Savunma ittifakı mı, yoksa uygun bir kurgu mu?

Grönland’ın tetiklediği kriz, NATO’nun siyasi kırılganlığını ortaya koyuyor. Biçimsel olarak sağlam olan ittifak, siyasi olarak çürümüş durumda. Önde gelen üye kendi taahhütlerine bağlı hissetmiyorsa, kolektif savunma maddesi anlamsız hale gelir.

Emmanuel Macron, Keir Starmer ve Friedrich Merz gibi liderlerin Danimarka’nın egemenliğine verdikleri destek, öfkeyi ortaya koyarken, aynı zamanda bir dereceye kadar güçsüzlüğü de ortaya koyuyor.

Emmanuel Macron, nükleer güce sahip ve Avrupa Birliği’nin ana siyasi direklerinden biri olan Fransa’nın cumhurbaşkanıdır; Keir Starmer, ABD’nin tarihi müttefiki ve Atlantik güvenlik mimarisinin merkezi figürü olan Birleşik Krallık’ın başbakanıdır; Friedrich Merz ise Avrupa’nın en büyük ekonomisi ve kıtanın siyasi ve ekonomik dengesinde kilit rol oynayan Almanya’nın şansölyesidir.

Bu üç liderin Grönland üzerindeki Danimarka egemenliğine ortak destek vermesi, Avrupa’nın tepkisinin çevre ülkelerden değil, Batı Avrupa’nın merkezinden geldiğini gösteriyor. Bu da, bu siyasi uyumuna rağmen, ABD’nin stratejik baskısını etkili bir şekilde kontrol altına alma kapasitesinin sınırlı kaldığı gerçeğini daha da ağırlaştırıyor.

 

Arktik: iklim, mineraller ve yeni imparatorluk yarışı

Grönland, Arktik’teki değişiklikler nedeniyle önemli bir aktör haline gelmiştir. Büyük ölçüde iklim değişikliğinden kaynaklı hızlanan erime, Atlantik ve Pasifik arasında daha kısa nakliye rotaları açarak lojistik maliyetleri düşürmekte ve küresel ticareti yeniden yapılandırmaktadır.

Aynı zamanda, jeolojik araştırmalar, enerji dönüşümü ve savunma sanayii için hayati önem taşıyan nadir toprak elementleri, grafit, niyobyum, platin gibi kritik minerallerin büyük rezervlerinin varlığını doğrulamaktadır.

Bu nedenle Grönland, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa, Rusya ve Çin’in dahil olduğu Arktik’in militarizasyonu ve stratejik anlaşmazlığında kilit bir unsur haline gelmiş ve günümüzün uluslararası gerilimleri içinde merkezi bir yer işgal etmeye başlamıştır.

İşte burada, zamanımızın acımasız paradoksu yatmaktadır: Hakim kalkınma modelinin kendisinin neden olduğu iklim krizi, sömürü ve militarizasyon için fırsatlar yaratmaktadır. Kuzey Kutbu, doğal bir sınır olmaktan çıkıp jeopolitik bir sınır haline gelmektedir.

Buzları kontrol eden, rotaları kontrol eder; mineralleri kontrol eden, stratejik tedarik zincirlerini kontrol eder.

 

Trump bir istisna değil, bir semptomdur.

Her şeyi Trump’ın kişiliğine atfetmek kolaydır. Aslında o, kuralların yerini güç dinamiklerinin aldığı ve çok taraflılığın yerini zorlayıcı tek taraflılığın aldığı, çürüyen uluslararası düzenin en açık semptomudur. Eskiden kapalı kapılar ardında yapılan şeyler artık yüksek sesle söyleniyor.

Grönland’a ilişkin ABD’nin emelleri, transatlantik güveni zedeliyor. Güç sahipleri izin verdiği sürece, toprakların yeniden müzakere edilebilir hale geldiği bir döneme giriyoruz.

 

Buzlar eridiğinde, kurallar da değişir.

Grönland, buzla kaplı bir toprak parçası olmaktan daha fazlasıdır. Uluslararası düzenin temel ilkelerinin açıkça hiçe sayıldığı, sürüklenen bir dünyayı yansıtmaktadır.

Bir güç, müttefik bir ülkenin topraklarının bir kısmını ilhak etmeyi düşünürse, hiçbir egemenlik gerçekten güvende değildir.

Arktik’in erimesi kaynakları, rotaları ve emelleri ortaya çıkarıyor. Ama her şeyden önce, 2026 yılında uluslararası sistemdeki normatif boşluğu ortaya çıkarıyor. Bu marjinal bir anlaşmazlık değil. Bu tarihi bir dönüm noktası: gücün bir kez daha hukukun üstünlüğüne galip geldiğinin açıkça ortaya çıktığı an.

Ve bu olduğunda, eriyen sadece buz değil. Uluslararası düzenin kendisi de eriyor.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu