
Rusya ve Batı emperyalistleri arasında araf bölgede kalma durumunu sürdüren Ermenistan hükümeti bir yol ayrımındadır. Ekonomik-askeri ilişkiler konusunda bir yandan Batı ile çok yönlü ilişkiler sürdürürken diğer taraftan Rusya ile ilişkilerini devam ettirmeye çalışıyor. Bağımsız Devletler Topluluğunun, Avrasya Ekonomik Yüksek Konseyi toplantılarına katılmaktan geri durmazken diğer yandan batılı ülkelerle ve aynı zamanda Çin sosyal emperyalizmiyle her türlü görüşmeler yaparak çeşitli düzeylerde ilişkiler geliştirmeye çalışıyor.
Rusya Başbakan Yardımcısı Alexey Overchuk “Ermenistan bir noktada Avrasya Ekonomik Birliği(AEB) ile Avrupa birliği (AB) arasında bir seçim yapmak zorunda kalacaktır” diyerek her iki topluluğa aynı anda üye olmasının mümkün olmadığını söyleyerek, iki ülke arasında ticaret hacminin düştüğüne vurgu yapmaktan geri durmuyor. Paşinyan ise “Bir noktada karar vermek zorunda kalacağımızın farkındayız. Ancak bugün henüz o noktada değiliz” derken kararsızlığını sürdürmektedir.
Ermenistan, NATO ortaklığı ve işbirliğinin geliştirilmesi yönünde görüşmelerini bir süredir devam ettirmekte. Keza Ermenistan hükümetinin Fransa ile yürüttüğü stratejik savunma amaçlı görüşmeler de sürüyor. Kısaca Paşinyan hükümeti başta askeri meseleler olmak üzere yüzünü batıya çevirip çeşitli düzeylerde görüşmeler gerçekleştirip ilişkiler geliştirirken Rusya ile tarihsel ilişkileri sürdürme konusunda bir karar vermek zorunda kalacaktır.
Azerbaycan Ermenistan ilişkileri
Ermenistan böyle bir yol ayrımına hızla ilerlerken, diğer yandan Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Özel Görevler Temsilcisi Elchin Amirbekov’un “30 yıllık çatışmanın sona erdiğini barışın sağlanmasına çok yakın olduğunu Washington’da Trump öncülüğündeki Ağustos Zirvesi ile iki tarafın barış anlaşmasına bağlı kalma” sözlerini gerçeklikten ve inandırıcılıktan uzak diplomatik bir manipülasyon olarak okumak gerekir.
Aliyev hükümeti Ermenistan ilişkilerine Türk devletiyle eşgüdümlü ve paralel bir rotada yaklaşmaktadır. Sözde barış görüşmelerine, vaatlere, sözlere karşın Azerbaycan sınır güvenlik güçleri Ermeni köylerine ateş açmakta her türlü baskıcı, yayılmacı saldırılarını sürdürmektedir. Ermeni düşmanlığı gerek Aliyev gerekse her konuda öğretmeni olan Erdoğan yönetimi açısından bakidir. Zira bu düşmanlık, aynı zamanda tarihsel ve ideolojiktir.
Türkçülük ideolojisinin fıtratında Ermeni-Kürt-Alevi düşmanlığı bakidir. Asla vazgeçilmez asla ödün verilmez temel bir devlet kodudur. Ermeni düşmanlığının yaratıcıları, sürdürücüleri rantçı hegemonyacı Türk komprador burjuvaları ve petrol-gaz baronlarıdır. Onların her barış sözü bir aldatmacadan ibaret olduğu gibi yeni bir saldırının habercisi ve öngörü olarak okumak gerekir.
Karabağ işgalinin yarattığı durum
Karabağ’ın Azeri-Türk güçleri tarafından işgali sonrası Ermeni burjuvazisinin temsilcisi Paşinyan hükümeti her yönüyle yenilmiş ve zayıf yönetici psikozundan kurtulamayan bir teslimiyet politikası izliyor. Azeri petrol-gaz baronlarının işgalci politikası, Karabağ’ı askeri olarak işgalle sınırlı kalmadı. Hemen her fırsatta Ermeni ulusuna ait onuru, sembolleri, değerleri, kutsalları ayaklar altına alarak onları aşağılamayı sürdürüyor. Birbirini izleyen yıkıcı, aşağılayıcı saldırıların ardı arkası kesilmiyor.
Büyük güçlerin işbirlikçisi Paşinyan yönetimi ise “Barışın” korunması adına Azeri baronlarının politik dayatmalarını kabul ederek, her türlü tavizi vererek, kendi halkını ve ülkesini büyük bir yıkıma doğru sürüklüyor. Kendi ulusunun haklarını ve çıkarlarını koruyup savunmak yerine teslimiyet ve boyun eğme politikası izlemesi Ermeni ulusunun bilinç ve duygu dünyasında tedavisi kolay olmayan derin izler bırakmakta, kırılmalar yaratmaktadır. Ermeni halkının işgalcilere, katliamcılara karşı direnme, mücadele etme fikrinde, istek ve kararlılığında önemli bir kırılma yaşatmaktadır. Ermeni fedailerinin adlarının hatıralardan silinmeye, unutturulmaya çalışılmasını teslimiyet politikasının Ermenistan halkına yansımaları olarak okumak gerekir.
İşbirlikçi Ermeni burjuvazisi tam da karakterine uygun bir şekilde Ermeni işçi ve emekçilerinin, ulusunun çıkarlarını savunmamakta, her krizde ekonomik çıkarlarını öncelemektedir.
Askeri yenilgi sonrasında, Azeri yönetimi tarafından politik-diplomatik dayatmalar peş peşe gündeme getirildi. İşgalin ardından Sovyet döneminde Azeri-Ermenistan arasında çizili sınırlar bahane edilerek Azeri burjuvazisi toprak talebinde bulunmaya başladı. Sınır hattında birkaç Ermeni köy boşaltılarak Azeri yönetimine devredildi.
Paşinyan’dan memnun Erdoğan
Erdoğan yönetimi Paşinyan’ın izlediği politikadan oldukça memnun olduğunu belirtmektedir. Nitekim bu memnuniyet, Ermenistan-Türkiye arasındaki uçuşlara tekrar izin verilmesiyle de gösterildi. Bu “memnun” olma hali bile mevcut durumun vahametini anlamak açısından önemli bir veri sunmaktadır. Eğer bir ülkenin yeminli ve noter tasdikli diktatörü komşu bir ülkenin yönetiminden memnun ise orada ciddi bir yönetsel problem var demektir.
Bölgede yaşanan gelişme ve ortaya çıkan yıkıcı gelişmeler Batılı emperyalistlerin çıkarlarından, hayallerinden ayrı ele alınamayacağı gibi Türk kompradorlarının Pan-Turanizm, Pan-Türkizm hayallerinden de bağımsız ve ayrı ele alınmamalı. Yüz yıldır Ermenistan’ı dıştan ve içten yıkma, parçalama, küçülterek “Ermenisiz bırakma” çabaları devam etmektedir. Bu yıkım ve yok etme politikanın başında ve tepesinde İttihatçı geleneği devam ettirmek isteyen Pan-Türkist, Pan-Turanist Türk kompradorları gelmektedir.
Bitmeyen Azeri-Türk dayatmaları
İşgalci Azeri yönetimi Karabağ’da Ermeni halkına ait inanç, ibadet, tarihi, kültürel yerleri yıkma, tahrip edip ortadan kaldırma saldırılarını sürdürmektedir. Karabağ’ın simgesi olan “Bizim dağlarımız” heykeline yönelik Azerbaycan’dan bir saldırı gerçekleşti. Keza Karabağ’da 17. yüzyıla ait Surp Amenprkiç Manastırı tahrip edildi. İşgalci zorbalar aynı zamanda hafıza ve inanç katliamı yaparak “Beyaz soykırım” suçu işlemektedir.
Azerbaycan yönetimiyle sözde barış uğruna her türlü teslimiyet politikasını izleyen Paşinyan yönetimi son olarak Karabağ halkının en temel hakkı olan anavatan topraklarına “Geri dönüş” hakkını Aliyev’in Ermenistan topraklarının kendilerine ait olduğu uydurma iddiası karşılığında teslim etti.
Aliyev çok iyi bilmektedir ki Ermenistan toprakları Ermeni halkı başta olmak üzere bölgede yaşayan Kürt-Ezidi-Asuri vb. halkların anavatanıdır. Karabağ halkının geri dönüş hakkını önlemek, işgal emellerine bahane bulmak, Ermeni meselesinde üstünlük sağlamak için uydurulan “Batı Azerbaycan” masalı gerçekçi değildir. Bu yalanı, Aliyev’in ileride işgal emellerine yapılan erken bir gerekçe olarak okumak gerekir.
Tam teslimiyet
Azerbaycan ve Türk devleti karşısında “tam teslimiyet” politikası izleyen Paşinyan hemen her konuda geri adım atıp duvara dayanmış durumdadır. Erdoğan ve Aliyev’in her türlü dayatma ve baskısı karşısında ellerini havaya kaldıran Paşinyan dışarda teslimiyet, içeride ise Ermeni halkına ve muhaliflerine karşı baskıcı politika sürdürmektedir.
Paşinyan “Bu iki meseleyi eş zamanlı olarak kapatmaya yönelik ortak bir yol haritası kabul etmeyi öneriyorum. Geri dönüş gerçekçi değil. Geri dönüş gündeminin sürdürülmesi Karabağ hareketinin yeniden başlatılması anlamına gelir. Oysa bu hareket sona ermiştir. Ve yeniden başlatılma girişimleri yararlı değildir… Çünkü bu meselelerin kapanması uzun vadeli stratejik açıdan yeni bir çatışma ihtimalinin ortadan kaldırmak demektir.” Paşinyan bu açıklaması ile hem dışarıya en çok da Karabağ halkına yönelik mesaj vermektedir
Karabağ halkının işgal ve ölüm tehdidiyle tarihi topraklarından zorla sökülüp bilinmezliğe doğru atılması bir soykırımdır. 1915 soykırımının bir devamıdır. Karabağ halkının anavatan topraklarına dönme hakkı meşru ve haklıdır.



