İSTANBUL – İşçi Emekçi Birliği (İEB) tarafından İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Ortak Yaşamı Geliştirme Vakfı’nda “Emperyalizm, Savaşlar ve İşçi Sınıfının Tutumunu Konuşuyoruz” başlığıyla bir panel düzenlendi. Saat 13.15’te başlayan panel üç oturum halinde gerçekleşiyor.
Panel, İEB bileşenleri adına yapılan açılış konuşmasıyla başladı. Açılışta, emperyalist savaşlara karşı işçi sınıfının tarihsel tutumuna değinilerek, Birinci Dünya Savaşı sürecinde yaşanan ayaklanmalar ve 1917 Ekim Devrimi hatırlatıldı. Konuşmada, Lenin’in “emperyalist savaşı iç savaşa dönüştürme” şiarının altı çizilerek, işçi ve emekçilerin silahlarını kendi egemen sınıflarına çevirdiği vurgulandı. Ardından Almanya’da Kiel denizcilerinin ayaklanması ve işçi-asker konseylerinin Berlin’de iktidarı fiilen ele geçirdiği süreç aktarıldı.
Giriş konuşmasında güncel gelişmelere de dikkat çekilerek, bugün dünya genelinde emperyalist paylaşım savaşının giderek daha fazla gündeme geldiği, emperyalist merkezlerin savaş söylemlerinin olağanlaştığı ifade edildi. Konuşmada, emperyalist güçler ve bölgesel işbirlikçileri tarafından Rojava’ya yönelik saldırıların sürdüğü belirtilerek, “Rojava’ya karşı yürütülen savaş, Kürt halkına olduğu kadar tüm halklara, işçilere ve emekçilere karşı savaştır. Bu savaşa hayır diyelim” çağrısı yapıldı.
İlk oturumda KÖZ, Partizan ile Söz ve Eylem konuştu
Panelin ilk oturumunda sırasıyla KÖZ, Partizan ile Söz ve Eylem temsilcileri söz aldı.
KÖZ, böylesi bir panelin mevcut saldırılar koşullarında büyük önem taşıdığını vurgulayarak konuşmasına başladı. Rojava’ya dönük saldırılara dikkat çeken KÖZ temsilcisi, Türkiye’deki komünist ve devrimci hareketin, Rojava’ya yönelik saldırılara karşı kendi ülkesindeki iktidara karşı mücadeleyi büyütmesi gerektiğini ifade etti. İşçilere dönük saldırıların, Türk devletinin Rojava’daki politikalarından bağımsız olmadığı vurgulandı. Emperyalist sistemin kriz koşullarında kendi işçi sınıfına karşı birlik içinde hareket ettiğini belirten KÖZ, buna karşı devrimci ve birleşik bir karşı koyuşun zorunlu olduğunu dile getirdi. NATO’nun Türkiye açısından belirleyici bir rol oynadığına dikkat çekilerek, asgari ücret, NATO ve Rojava’ya yönelik saldırılar başlıklarında ortak mücadele zeminlerinin oluşturulması gerektiği ifade edildi.
Partizan, konuşmasına Ocak ayında ölümsüzleşen devrimci önderleri anarak başladı. Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht, Lenin ile Türkiye proletaryasının ilk komünist önderleri Ali Haydar Yıldız ve Meral Yakar’ın mücadele mirasına vurgu yapıldı. Partizan temsilcisi, dünyada somut bir emperyalist savaş hazırlığı yürütüldüğünü ve ciddi bir savaş tehlikesi bulunduğunu ifade ederek, bu koşullarda işçi sınıfının tutumunun hayati önemde olduğunu söyledi. Rusya-Ukrayna savaşının emperyalist savaşın bir “ön savaşı” olduğu belirtilerek, Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı öncesindeki koşullar hatırlatıldı. Askeri harcamalardaki büyük artışa, Avrupa’da faşist hareketlerin güçlendirilmesine ve burjuva demokrasisinin giderek daha otoriter bir yapıya bürünmesine dikkat çekildi.
Türkiye’nin emperyalist sistem içindeki rolüne değinen Partizan, “iç cephenin güçlendirilmesi” söylemiyle sermayenin konumunu tahkim ettiğini ve Rojava’daki saldırıların bu stratejinin bir parçası olduğunu ifade etti. Devrimcilerin kendi hükümetlerinin güçlenmesini istemeyeceğini vurgulayan Partizan, bu nedenle Rojava’ya yönelik saldırılara karşı çıkmanın sınıf mücadelesinin bir parçası olduğunu belirtti. Konuşma, Temmuz ayında Türkiye’de yapılması planlanan NATO toplantısına dikkat çekilerek, NATO’ya karşı en geniş ortak mücadelenin örülmesi çağrısıyla sonlandırıldı.
Söz ve Eylem ise konuşmasına Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in emperyalist savaşa karşı tutumlarını hatırlatarak başladı. İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı dönemine atıf yapan Söz ve Eylem temsilcisi, günümüzde yaşanan çatışmaların bir hegemonya savaşı niteliği taşıdığını söyledi. Emperyalizmin artık eski yöntemlerle işlemediğini, karşıt güçlerin doğrudan karşı karşıya geldiğini belirterek, burjuva parlamenter sistemin ve burjuva demokrasisinin fiilen sona erdiğini savundu. Enternasyonal dayanışmanın, bu koşullarda devrimci mücadelenin temel başlıklarından biri olduğu ifade edildi.
İlk oturum, katılımcıların söz almasıyla forum biçiminde devam etti.
İkinci oturumda Kaldıraç, BDSP, İşçi-Sen ve DKDER konuştu
Panelin ikinci bölümünde Kaldıraç, BDSP, İşçi-Sen ve DKDER temsilcileri söz alarak değerlendirmelerde bulundu.
İkinci bölümün ilk konuşmasını Kaldıraç yaptı. Konuşmada, emperyalist paylaşım savaşıyla birlikte emperyalistler arası hegemonya mücadelesinin sürdüğü vurgulandı. ABD hegemonyasının sarsıldığını belirten Kaldıraç, bu nedenle ABD’nin ortaya çıkan rakip güçleri tasfiye ederek yeniden hegemonya kurmaya çalıştığını ifade etti. “Paylaşım savaşı ve hegemonya mücadelesi nedeniyle Ortadoğu’da yaşananlar bu sürecin bir sonucudur” denildi. İran’a yönelik olası bir savaş ihtimaline dikkat çekilen konuşmada, Suriye’deki gelişmelerin de bu çerçevede ele alınması gerektiği belirtildi. İran’daki isyanlara da değinen Kaldıraç, emperyalist savaşların ancak sosyalist devrimle durdurulabileceğini vurguladı. İşçi sınıfının enternasyonal karakterine dikkat çekilerek, anti-emperyalist ve anti-kapitalist bir mücadele hattının sınıf içinde güçlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Filistin halkının direnişi örnek gösterilerek, dünya işçi sınıfının bağımsız bir mücadele hattı oluşturmasının zorunlu olduğu dile getirildi.
Ardından söz alan DKDER, konuşmasına ölümsüzleşen enternasyonal önderleri anarak başladı. Devrimci bir partinin zorunluluğuna vurgu yapan DKDER, bunun ancak net bir devrim programı temelinde inşa edilebileceğini belirtti. Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in mücadelesine değinilen konuşmada, Alman sosyal demokrasisinin dönekliği ve Spartakist hareketin önemi hatırlatıldı. Devrim programının sekteye uğramasının bütün mücadeleyi zayıflattığı ifade edilerek, işçi sınıfı içinde sürekli ve örgütlü bir çalışmanın gerekliliği vurgulandı. Rosa Luxemburg’un “Siz sınıfı terk etmezseniz, sınıf sizi terk etmez” sözüne atıf yapıldı.
BDSP temsilcisi konuşmasına Lenin, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’i anarak başladı. Emperyalist savaşların tarihsel benzerliklerine dikkat çeken BDSP, günümüzde ABD ve Rusya emperyalizmi arasında pazar paylaşımı ve hegemonya mücadelesinin derinleştiğini ifade etti. Çok kutuplu bir emperyalist savaş sürecine girildiği belirtilirken, olası bir dünya savaşının nükleer boyut taşıyabileceğine dikkat çekildi. Bu nedenle devrimci ve komünist güçlere büyük görevler düştüğü vurgulandı. “Kuru bir barış söylemi yeterli değildir; gerçek barış ancak işçi sınıfının devrimci mücadelesiyle mümkündür” denildi. İşçi sınıfı içinde doğru yöntemlerle yürütülen bir çalışmanın ve bütünlüklü bir devrim programının zorunluluğu ifade edildi.
Son olarak İşçi-Sen söz aldı. Konuşmada, emperyalist savaşların özünde hegemonya ve paylaşım savaşı olduğu vurgulandı. Türkiye devrimci hareketinin burjuva ideolojisinden kopması gerektiği belirtilerek, kapitalist-emperyalist ideolojik hatla hesaplaşılmadan devrime yürünemeyeceği ifade edildi. Savaşların “kötülük” değil sömürü ve hegemonya amacıyla yürütüldüğü vurgulandı. İkinci Dünya Savaşı’nın arka planına değinilerek, Bolşeviklerin tasfiyesinin temel hedeflerden biri olduğu belirtildi. Ortadoğu’da pazar ve kaynak paylaşımı için savaşın derinleştirildiği ifade edilirken, birleşik bir emek cephesinin yaratılmasının zorunlu olduğu vurgulandı.
Panel, üçüncü oturumla devam ediyor.




