
“Özgürlük zorunluluğun bilincine varmaktır” Burada kilit kavram bilinç ögesidir. Doğa ve toplum yasalarını keşfe etme eylemidir. Yani zorlukların farkına varmak ve onları aşmak için bilinçli bir faaliyet içine girmektir.
“Marksizm, özgürlüğün önündeki engelleri tanımlama bağlamında bir bilim, özgürleşmenin pratiğine yol göstermesi bağlamında bir felsefedir. Sonunda kendi öz toplumsal örgüt biçiminin efendisi olan insan, aynı zamanda doğanın egemeni ve kendisinin efendisi olur -özgür olur. Bu evrensel özgürleşme işini başarmak, proletaryanın tarihsel görevidir.” (Engels) D. Hareket, S.43)
Devrimcilik, bir özgürleşme eylemidir gerçekliği işte bu bilimsel analizin ürünüdür. Güncel bağlamda kapitalist emperyalist sistemin çok yönlü kuşatması altında olan milyonlar, her geçen gün bu yıkıcı ve sömürücü sistemin ürettiği bencil–bireyci burjuva alışkanlıkları içinde çürümekte. En sırada insani değerlere yabancılaşmakta.
Elbette ki, her birey bu kokuşmuş köhne sistem dair yaşadıklarından hareketle belli fikirler edinmekte, kaygılarını, hoşnutsuzluklarını farklı yöntemlerle- gösterilen tepkilerle dile getirmekte. Ama ezen ve ezilen çelişkisinin kaynaklık ettiği böylesi toplumsal sorunlar kişisel tepkilerle, grupsal öfkelerle çözülmez.
Bu sorunların köklü çözümü sınıf bilincini, devrim ve örgüt bilincini gerektirir. Bu nedenle özgürleşme iddiası olan her bireyin, öncelikle yapması gereken şey, tüm bu yaşananlar karşısında yakınmak değil, sistemle hesaplaşmaktır. Diğer bir anlatımla ezen ve ezilenler arasında süren bu savaşımda, ezilenlerin safına katılarak, kavgada özneleşmektir.
Kavgada özneleşmek, örgütlenerek, halk demokrasisi, bağımsızlık ve sosyalizm mücadelesinin aktif militanı haline gelmektir. Sınıf bilinciyle yoğrulmuş bir şekilleniş yaratılmadan, büyük emekler verilmeden, bedeller ödenmeden özgürlüğe giden yolun temel taşları örülemez. Ve tüm bunları başarmak, ancak bilgiyle, bilinçle ve örgütlü mücadeleyle mümkün olabilir.
İnsanlık tarihi sınıf mücadelesi tarihidir. Ve sınıflar ortaya çıktığından beri, insanlık adına ileri doğru atılan her adım, emekle, bilinçle ve örgütlülükle olmuştur. Açık ki, tarihin her döneminde yapılan itiraz, aynı zamanda yeni bir arayışı içerir. Bu arayış ancak bilinç ögesiyle, mücadeleyle hedeflenen amaca ulaşır.
Emperyalizm ve proleter devrimler çağında, ezilenler cephesinde bu arayış içinde olan güçlerin, en ileri temsilcisi işçi sınıfıdır. Proletarya partisi bu sınıfın en ileri en bilinçli kesimin ideolojik, politik ve örgütsel merkezidir. Bu merkezin öncülük görevini adına layık bir tarzda yerine getirmesi, teorik bilgiyi–devrimci bilinci zorunlu kılar.
Bu silahlardan yoksun–zayıf olan hiçbir güç, öncü rolünü oynayamaz. Devrimden menfaati olan geniş halk yığınlarını somut talepleri etrafında aynı merkezde örgütleyip harekete geçirmek, her koşulda teori ile pratiğin diyalektik bütünlüğünü gerekli kılar.
Devrimci kitle çalışmasında, devrimci öznelerin ideolojik duruşları, siyasal düzeyleri ve örgütsel tecrübeleri bu anlamıyla önemlidir. Eğer proleter hareketin özne güçleri bu konularda daha donanımlı bir yapıya sahip olurlarsa, kendiliğinden gelişen kitle hareketlerine müdahalede veya genel manada devrimci kitle çalışmasında daha bilinçli ve dönüştürücü bir rol oynarlar.
Özellikle devrimci ve komünist güçlerin kitlelerle bağlarının zayıfladığı dönemlerde, yeniden bu bağları güçlendirmek, alternatif devrimci seçeneği somut bir olguya dönüştürmek, devrimci öznelerin çok yönlü olarak donanımlı olmasını gerektirir. Söylem ve eylemin uyumuyla ortaya konulacak her kararlı duruş, yeniden bir güven ilişkisinin yaratılmasına, devrimci söylem ve çağrıların daha büyük bir ciddiyetle dinlenmesine vesile olabilir.
Yine atılacak her adımda şu gerçeklere uygun pratik bir duruşun sergilenmesi gerekir: Birincisi; ortaya çıkan sonuçta (kitlelerle ilişkilenmede) var olan olumsuzlukları net olarak kabullenmeliyiz. Her şeyi devlet terörüyle açıklamak, devrimci kitle çalışmasında, devrimci bilinç, devrimci dinamizm vb. konulardaki yetersizliklerimizin görülmesini perdeleyebilir.
Bu da her bakımda sürece sorgulayıcı bir tarzda yaklaşmamızı sakatlar. İkincisi; nesnel koşulların yaratmış olduğu zorluklara teslim olmadan, kararlı, üretken ve yaratıcı bir duruşla görevlerimize odaklanmalıyız.
Devrim perspektifiyle istikrarlı bir tarzda yürütülecek bu çalışmaların süreç içinde ortaya devrimci sonuçlar çıkarması kaçınılmaz hale gelir. Tabii ki tüm bu değerlendirmeleri nesnel koşulları hesaba katarak yapıyoruz.
Güncel bağlamda karşı devrimci saldırılar ne kadar yoğunluk kazanırsa kazansın, kitlelerin hoşnutsuzluğunu, arayışını ve giderek kabaran öfkesini yok edemezler.



