Sermayenin patronları ve silah tüccarları, bölgesel ve dönemsel çıkarlarını Kürt’ün ve mazlumun canından daha değerli kılmaya çalışarak kötü zamanlar yaşatmaya çalışıyorlar. Sermayelerini ve çıkarlarını halkların kanıyla yıkamak isteyenler, özgürlük temelli bir toplumsal modelin yerine tekçi, merkezci, cihadist, selefi bir diktatörlük rejimini Rojava’da tesis etmeye çalışıyorlar.
“Jin jiyan azadî”, “Berxwedan jiyane” şiarını, kafa ve kulak kesen, kadın bedenini ve onurunu ayaklar altına almak isteyen “Allah-u Ekber” nidalarına teslim etmek istiyorlar. Özgürlüğü karanlığa mahkum etmek istiyorlar. Barbarlığın ve gericiliğin silahlı çapul müfrezeleriyle birlikte bir yalan makinası gibi çalışan TC ordusu ve medyasıyla Kobanê başta olmak üzere özgürlüğün adası dört koldan kuşatılıp teslim alınmaya çalışılıyor. Kobanê, bir dönemin Paris’i, Stalingrad’ı, Karabağ’ı gibi kuşatma ve abluka altındadır. “Kürt anasını görmesin”, Rojavalı çocuklar barış ve huzur içinde ve bayram şenliğinde sokaklarında oynamasın diye açlığa, soğuğa, beyaz ölüme mahkum etmek istiyorlar. İşgalciler, halkların acılarını derine kazıdıklarını, öfkelerini nasıl bir sele dönüştürdüklerini yeterince bilmiyor. Zulmün ve beyaz ölümün rüzgarını estirenler, intikam fırtınaları biçmeye hazır olsun.
Kürtler, zulmün her biçimini gördü
Bir asırdan fazla bir zamandır İttihatçı-Kemalist soykırımcı faşist zihniyet, imha ve inkar zulmünü her dönem farklı renge büründürerek halklara yaşatmaya çalışıyorlar. Kendilerine her türlü “özgürlüğü” hak görürken mazlum uluslara ve halklara kölelik ve mutlak biatı layık görüyorlar. Kürt’ün ana dili yasaklanırken, Kürt köylüsüne insan dışkısı yedirilirken, Amed’deki zindanlarda insanlar işkence altında lime lime boğazlanırken, bugün ise özgür toprakları işgal ve kuşatma altında soluksuz bıraktırılmak istiyorlar. Kürt ulusu, zulmün her türlü rengini, her biçimini gördü ve yaşadı. Bugün dünden ve her zamandan daha fazla koynunda direnç, bilincinde isyan biriktiriyor.
Direnişin ve özgürlük umudunun şehri Kobanê, şimdi dört bir yanından kuşatma altındadır. Ölüm ve çapulun orduları, sabırsızlık ve büyük bir iştahla saldırı ve ölüm emrini bekliyor. Kobanê’nin sarı saçlı çocukları donarak ölürken tıpkı Karabağlı, Filistinli çocukların benzer kaderini yaşıyor. Kuşatma ve abluka “kaderi” ve “insani yardım” görüntüleri fazlasıyla birbirine benziyor. Sözde “insani yardım” görüntülerini özel savaşın bir propagandasına dönüştürmeye çalışanlar, her zaman olduğu gibi muktedirlerdir. Önce özgür topraklar barbar ordular tarafından kuşatılıyor, açlığa, susuzluğa, dermansızlığa mahkum ediliyor sonra “hayırsever” kuruluşların yüksek “insani ve yardımsever” duyguları eşliğinde yüklenen araçların videosu dört bir yana servis ediliyor.
Tanımsız fedakarlık ve büyük bedeller
Kürt ulusu ve en yakın dostları olan enternasyonalistler, özgürlük ve demokrasi güçleri kitlesel direniş günleri örgütleyerek, halklara armağan ediyorlar. Kürt ulusunun sesi ve öfkesi, dört parça Kürdistan’da dünden daha büyük bir direniş seline dönüşüyor. Bu direniş dünden daha fazla birlik temelli örgütlendiğinde ne sınırlar ne sultanlar ne şahlar ne de sahte ittifak ve vaatler ortada kalır. Diğer mazlum uluslara ve halklara henüz nasip olmayan bu muazzam Kürt direnişi, 50 yıldır süreğen bir tarzda sürdürülüyor. Tanımsız bir fedakarlık ve büyük bir bedeller ödenerek bugüne dek kesintisiz bir şekilde taşınmaya çalışılıyor. Dört parçadaki Kürt ulusunun direniş iradesi ve sınırları parçalayan kararlılığı, örnek alınacak yerde duruyor. Dağın ve şehrin ortak direnişinin yarattığı muazzam kararlılık ve var olma bilinci, özgürlük arayan mazlum uluslara ve halklara ilham kaynağı oluyor. Kürt ulusunun öncüleri, direnişçileri ve dostları, diğer tüm ezilen ulus ve halklardan daha fazla ve daha güçlüdür. Bu örgütlü tarihsel güç ve olanak Kürt ulusuna, hiç bir ezilen ulusta ve halkta olmayan bir şekilde kendisine güven, kararlılık ve ölümüne direniş gücü kazandırıyor.
Dün Ermeni, bugün Kürt kadını
Adı Anuş (Tatlı) Asbedyan. Ancak Anuş’un kaderi Anuş olmadı. Eylül 2022’de Azerbaycan’ın DAİŞ zihniyetli faşist askerleri tarafından esir alındı. Bacakları ve parmakları kesildi. Gözü oyuldu ve yerine taş konuldu. Kesilen parmağı ağzına sokuldu. Azeri askerler “gurur”la Anuş’un etrafında dönerek dans edip eğlendiler. Dünya sustu. Türkiyeli feminist ve kadın örgütünden ses çıkmadı. Ne bir kınama ne de bir tepki gösterildi, çünkü o Türk muktedirleri ve gözü dönmüş ırkçıları tarafından ‘şeytanlaştırılan’ bir Ermeni ve aynı zamanda ‘lanetli’ bir Ermeni kadın idi. Herkes Anuş’u unuttu, ancak annesi ve yetim kalan üç çocuğu Anuş’u unutmadı.
Bugün ise elini işgalci faşist çete sürüsüne vermeyen direnişçi bir Kürt kadınının yaralı bedeni harabeye dönüşmüş binanın üçüncü katından aşağı atılıyor. Reqa’da katledilen başka direnişçi bir Kürt kadının örgülü saçları kesiliyor. Çeteler, büyük bir marifetmiş gibi, utanmazca ve ahlaksızca bu görüntüyü dijital medya ortamında paylaşıyor. Vahşeti yapan ve öven bu katiller, Kürt kadının saç örgüsünde yargılanmaktan kurtulamayacaktır.
ABD emperyalistleri, sessiz kalan AB ülke yöneticileri, soykırımcı Türk işgalcileri ve HTŞ bünyesinde her renkten 14 parçalı çete yapıları, ucuz zafer naraları atarak Kürt ulusu ve devrimcilerin dize gelip efendilerinin zorbalığına biat edeceğini düşünmesin. Unutmasınlar ki; Kürtler, “son” denen şeyin içinde doğmuş bir ulustur. Eğer dört yandan kuşatılan Kobanê halkının ölmesi bekleniyorsa onlar bir köle olarak değil, özgür insanlar olarak ölecek ve bir kez daha “Kobanê onurdur” diye tarih yazacaklardır.
(Yeni Özgür Politika – 27 Ocak 2026)



