EmekGüncel

EMEK RÖPORTAJ | Submed’de sendika düşmanlığına karşı direniş sürüyor

Taleplerimiz aslında çok net: Öncelikle atılan arkadaşlarımızın geri alınması. İş yerindeki mobbingin, baskının son bulması.

Submed, yaklaşık 200-250 işçinin çalıştığı Tekirdağ Velimeşe Organize Sanayi Bölgesi’nde tıbbi ve medikal malzemeler üreten bir fabrika.

Bir süredir örgütlenme çalışması yürüten Petrol-İş Trakya Şubesi iş yerinde yetkiyi aldı. Sonrasında ise Submed patronu tarafından yetkiye itiraz edildi. İtiraz yetkisiz mahkemeye yapılmasına rağmen süreç devam ediyor.

Yetki itirazı holdinglerin elinde bir sopa görevi görüyor. Zira resmiyette hukuki gözüken ancak hem mahkeme süresinin uzunluğu hem de bu süreçte patronların işten atma politikaları ile iş yerlerinden sendikayı uzak tutmaya çalıştığı bir duruma dönüşmüş durumda.

İtiraz için mahkeme sürerken patron tüm örgütlenme süreçlerinden bilindiği gibi öncü işçileri işten atarak sendikalaşma sürecini engellemeye çalıştı, önce bir kadın işçi ardından 2 işçi daha işten atıldı. Bunun üzerine sendika, işçilerin işten atılmasına ve sendika düşmanlığına karşı Submed önüne direniş çadırını kurdu.

Direniş Submed fabrikası önünde 2,5 aydır devam ediyor. Direnişçi kadın işçilerden Songül ve Vedat isimli iki işçi ile direniş süreci üzerine koknuştuk. Songül yaşanan özellikle kadınlara dönük baskıların boyutunu anlatırken, kadınlara çağrı yaparak,  “kadınlar kendilerine güvendikten sonra kimse kimsenin ekmeğini elinden alamaz” dedi.

Submed direniş süreci nasıl başladı siz bir kadın işçi olarak neler yaşadınız sizi direnişe götüren süreci özetler misniz?

​​Songül: Tabii. İçerideki mobbing zaten çok büyüktü maalesef ki. Yani çok, nasıl diyeyim, baskı altındaydık çok fazla; hem makineler açısından olsun hem biz kadınlar açısından olsun. Yani sürekli… Konuşmamıza bile izin veremiyorlardı. ​​Aslında işimizin, yani yaptığımız işte bir zorluk yok yani el alıştıktan sonra, el alışana kadar maalesef ki çok zor oluyor.

Makineler sürekli çok fazla hızlı olduğu için ve “Sürekli düşmeyeceksiniz, düşmeyeceksiniz!” diye başımızın üstünde dolandıkları için maalesef ister istemez insan strese giriyor. Ya bu da yetmiyormuş gibi sürekli kameralarla izliyorlar, sürekli fotoğraf çekiyorlar. Yani biz kadın olarak çok rahatsızdık duyuyoruz bu durumdan. Hatta biz bunu dile de getirdik, istemediğimizi söyledik ama tabii bize fikrimiz sorulmadı.

​Hani biz hiçbir şekilde rahat değildik. Bizim üstlerimiz sorumlumuz olsun, şefimiz olsun zaten sürekli tepemizdeydi; ağzımızı açamıyorduk. Güldüğün zaman bile hemen bir uyarı geliyordu: “Gülme, kapa ağzını, sus, işine bak!” falan. Ya zaten ben işimi de yapıyorum hani, sohbetimi de yapıyorum; çok da abartılı bir sohbetimiz yoktu zaten.

​Onun dışında tuvaletlere gitme saatlerimizi bile kısıtlamaya başlamışlardı özellikle son zamanlarda. Yine maaştan memnun değildik, çalışma şartlarından memnun değildik. Zaten bu örgütlenmeyi de o yüzden, ona yönelik yaptık biz. Çünkü maaşımız zaten düşüktü.

Onun dışında bir devamlılık primi alıyorduk, onu da elden veriyordu zaten; aynı ikramiye olduğu gibi. İkramiyeyi de elden alıyorduk; üç ayda bir yarım ikramiye veriyordu. Ama hiçbir şekilde devamsızlık yapmayacaksınız diyorlardı. Devamsızlık yaptığımızda hem devamlılık priminden gidiyordu, hem maaşımızdan kesiliyordu, üstüne üstlük bir de ikramiyemizden de alıyordu.

Hatta biz bunu dile getiriyorduk: “Alacaksan birinden al, neden hepsini alıyorsun?” Çünkü kadın olarak çocuğun oluyor, çoluğun oluyor, hasta oldukları zaman oluyor, acil bir şey olduğu zaman oluyor… Onun için bile biz izin alamıyorduk. Hatta yıllık iznimizi istediğimizde bile en az bir hafta iki hafta bizi bekletiyorlar, iznimizi bile rahat bir şekilde kullanamıyoruz yani. Sonuçta o bizim yasal hakkımız.

Sizler de yaşanan baskıdan kaynaklı sendikaya başvurdunuz,  neler yaşandı?

Evet, sendikaya başvurduk işte; tam yetkiyi aldık içeride. Bu içeride duyulduktan sonra, yetkiyi aldıktan sonra duyuldu zaten. Tek tek bu sendikayı örgütleyenleri, sendikaya üye olmaya çalışanlara daha büyük baskılar yapılmaya başlandı. Sonra zaten tek tek işten çıkarmalar başladı.

İlk önce Lale’yle başladı, bizim sorumlumuzdu, çok sevdiğim bir arkadaşımızdı; ilk önce onu yalan beyanla işten çıkardılar. Sonrasında aynı şekilde yalan beyanla Vedat Abi’yi işten çıkardılar. En son da ben kalmıştım zaten, beni çıkardılar.

Beni de orada bir bayanla tartışmıştım ben; ki benim tartışmam işten çıkarılmamdan dört ay önce olmuştu. Dört ay sonra “O sebepten, işte böyle bir tartışma, huzursuzluk çıkardın,” diye sendika gerekçe edilemedi diye, o sebepten işten çıkardı. Haksız yere çıkardı yani; çünkü ilk başta bunun için uyarı yapılması gerekiyor, tutanak tutulması gerekiyor ama hiçbir şekilde bana tutanak da tutturmadı, uyarı da yapılmadı. Tam aksi, o tartıştığım bayana o zaman tutanak tutulmuştu hatta müdür tarafından.

​ Ondan sonra zaten ben işten çıkarıldıktan sonra biz oraya çadırımızı kurduk. Her gün oraya gidip geliyoruz, aynı şekilde devam da edeceğiz zaten. Onlar ne kadar diretirse diretsin.

Nasıl gidiyor direniş? Neler yapıyorsunuz?

​Gidiyoruz, çadırımızda güzelce oturuyoruz; arkadaşlarımıza onların yanında olduğumuzu söylüyoruz ki, onlar da baskılara yılmayıp direnip bize destek olsunlar diye. Soğuk olduğu zamanlar oluyor tabii ama sendika, Petrol-İş Sendikası sağ olsunlar, hiçbir şekilde yalnız bırakmıyorlar. Bütün ihtiyaçlarımızı da aynı şekilde karşılıyorlar; o konudan da hepsine teşekkür ediyoruz.

Peki bir çağrınız var mı kadınlara, özellikle bir kadın işçi olarak?

​Kadınlara çağrım var tabii ki de; kadın oldukları için sindirmeye çalışıyorlar, hiçbir şekilde sindirmesinler kendilerini, yılmasınlar, kendilerine güvensinler. En önemlisi o. Kendine güvenmediğinde zaten yok işte işten çıkarımıydı, yok şöyle yapardı böyle yapardı… Kimse kimsenin ekmeğini zorla elinden alamaz. Hiçbir şekilde yani. Kendilerine güvensinler, ben başka bir şey istemiyorum. Kendine güvendiğinde zaten gerisi geliyor. Korkmasınlar.

Taleplerimiz çok net; işe iade ve baskının son bulması”

Vedat:  Ya direnişe hangi koşullar götürdü? Firma içinde zaten kadın ağırlıklı bir firma… medikal üzerine çalışan bir firmaydı ama yoğun şey baskısı yaşıyordu insanlar. Hem maddi yönden baskı altındaydılar, hem de yani sağlık, ist… yani birçok etken vardı da bu işe en büyük şey mobbing oldu. Yani psikolojik mobbingler yapılıyor içeride. Maddi yönde mobbinge maruz kalıyorlar.

Yani para olarak diyeyim, ikramiye yönünden insanlarla şey yapılıyor, yine saatlerinden ziyade yemek, yemek problemleri oldu. 30 Temmuz bizim milat sürecimizdi. 30 Temmuz’da yetki sayısına ulaştıktan sonra hızlı bir şekilde duyuldu. 2-3 gün sonra patron yani direkt beni çağırarak, çünkü yani örgütsel lider sensin gibisinden, gerçekten olaya örgütsel bakıyor. “Ya sensin” diye, “elebaşını anlat, şunu anlat”, isim istedi bizden.

Yani 3-4 ay böyle bir, bu şartlarda mobbinge dayalı… kişisel mobbingi sadece ben yedim. 2-2,5 ay sadece bu mobbinge ben maruz kaldım ama işten atım söz konusu değildi, ta ki Eylül-Ekim ayına kadar. Sonra kadın öncü arkadaşlarımızdan birisi vardı, Lale arkadaşımız; yani garip bir sebeplerle direkt işten atıldı.

Ondan sonra beni attılar 17 Ekim itibarıyla. Zaten sendikamız da o süreçten sonra “yapacak bir şey yok, çadırımızı kurup direnişimize başlayabiliriz” dediler.

Yani direnişimiz sabah 10 gibi şirkete gidiyoruz; ki ama şirketteki çalışma saatlerinden dolayı birazcık ufak sıkıntılarımız var. Çünkü sabah 7.30’da iş başı yapıyorlar, 5.30’da bitiyor. 5.30’da giriş, gece saat 3.30’da çıkış olduğu için biz tam giriş çıkış saatine riayet edemeyebiliriz biz direnişçiler olarak.

Çoğu zaman yan diğer fabrikalardan destekler geliyor çünkü sadece üç kişi işten atıldı, ikisi aktif olarak çadıra devam ediyor. Ya kalabalık çıkışlarda aşırı baskılı şekilde müzikli, yani daha çok müzik odaklı baskı yapabiliyoruz hem de yani çıkış sayısının artmaması için de elimizden gelen iyi niyeti de gösteriyoruz.

Taleplerimiz aslında çok net: Öncelikle atılan arkadaşlarımızın geri alınması. İş yerindeki mobbingin, baskının son bulması. İnsanca çalışma koşulları ve sendikal hakkımızın tanınması. Biz sadece anayasal hakkımızı kullandık. Bu hakkın gasp edilmesine izin vermeyeceğiz.

İşveren masaya oturana kadar, taleplerimiz kabul edilene kadar bu çadır burada duracak, bu ses burada yankılanacak.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu