GüncelMakaleler

Ölümsüzlere Bağlı Olmak!

Bizden önce gidenler gerçek dostluğu, yoldaşlığı barikat başlarında, sokak çatışmalarında savaş mevzilerinde omuz omuza dövüşerek inşa ettiler.

Proletarya Partisi’nin bazı ayırt edici özellikleri vardır. Bu ayırt edici özelliklerinden biri de, Proletarya Partisi’nin -diğer başka şeylerin yanında-, yüzlerce şehidi, savaş gazisiyle birlikte “Ölümsüzler Partisi” olmasıdır. Sınıf mücadelesinin tarihsel dönemeçlerine şöyle bir baktığımızda o dönemin ihtiyaç duyduğu militan şekillenişe uygun, tarihsel rollerini oynayarak ölümsüzleşen ve kendi kişiliğinde partinin duruşunu netleştiren komutanları ve savaşçıları olmuştur.

Hemen ilk akla gelenler arasında Ali Haydar Yıldız’dan, Mehmet Zeki Şerit’e, İsmail Hanoğlu’ndan Ali Uçar’a, Ayfer Celep’ten Barbara Anna Kistlere, Sefagül Kesgin’den Nubar Ozanyan’a kadar ve sayfalara sığdıramayacağımız yüzlerce ölümsüzümüzün Proletarya Partisi’nin bir dönemine damgasını vurduğu ve dönemin parti şekillenişinin bu yoldaşlarca ifade edildiği bilinen bir gerçektir. Ölümsüzlerimizin tarihi Proletarya Partisi’nin tarihidir.

Kim ki parti tarihimizi öğrenmeye ve anlamaya çalışıyorsa, dönüp ölümsüzlerimize bakmalıdır. Onların yaşamına, geldikleri ve gittikleri yere, mücadele içerisinde nasıl var olduklarına bakmalıdır. Onların nasıl ölümsüzleştiklerine bakmalıdır. Yaşam onlar için kazanılacak, elde edilecek bir dünyadır.

Uğruna bedel ödenmemiş hiçbir hayat yaşanmış sayılmaz derler. Yaşamak onlar için canlı bir varlık olmaktan daha fazlasını ifade ettiği içindir ki bugün onlar yaşamaya ve aramızda olmaya devam ediyorlar. Onlar ki “yüreğini yumruklarının içine koyup” bilincini yivle set arasında, hedefi tetik ile parmak arası mesafede kavradılar. Bu sebeple tarih denilen yıkılmaz duvarın arkasında yalnız onların destanları vardır.

Proletarya Partisi her ocak ayının son haftasını “Parti ve Devrim Şehitlerini Anma Haftası” olarak ele almaktadır.

Bu hafta boyunca dünyada ve coğrafyamızda sınıf mücadelesi içinde ölümsüzleşen dostlarımız ve yoldaşlarımız anılmaktadır. Bu hafta içerisinde ölümsüzlerimiz çeşitli etkinliklerle anılmakta ve mücadelelerine bağlılık sözleri verilmektedir.

Her ocak ayının son haftası bu ve buna benzer sözleri ne kadar da çok işitiyor ve söylüyoruz. Hatırlamak sadece bu haftaya sıkıştırılmış bu sözlerden mi ibarettir? Ya kalan diğer haftalarda neyi hatırlıyor neyi yaşıyoruz?

Peki ölümsüzlerimize bağlılık ne demektir? Bağlanmak gibi ağır bir sorumluluğu ne kadar taşıyoruz? Kendimize sorduğumuz ve soracağımız temel sorular bunlardır. Onun için bağlı olmak bir söz dizilimi değildir. Sözün anlamı, ifade etmenin ağırlığı pratiğimizde gizlidir.

Bağlı olmak; hayat bize farklı tercihler sunduğunda onların yürüdüğü yolu tercih etmektir. Çünkü yola çıkan çok olur ama yol çatallaştığında devam eden sadece ölümsüzlerimiz olmuştur. Tam da yol çatallaştığında şairin de dediği gibi “yürümeyenleri arkan(mız)da boş sokaklar gibi bırakarak”, “karanlığın gözüne bakarak” yürümeye devam edecek miyiz? Bağlı olmak onların ayak izlerine basarak yürümek ve fısıltıyla dahi birbirimizi duyacak kadar onlara yakın olmak değil midir?

Yanı başımızdaki yoldaşımızın çığlını duyamıyorsak, gidenlerin çağrısı bize ulaşabilir mi? Yoldaş omuz başları bizler için omuz başlarımızın siperi değilse kellemizi orta yere tereddütsüzce koyabilir miyiz?

Bağlı olmak izi takip etmektir. Bu iz önder yoldaşımızın peşi sıra devam eden ve bugünlere dek taşınan Proletarya Partisi’nin ideolojik politik askeri hattından başkası değildir. Onu sokakta, fabrikada, dağlarda var eden şey budur. İz silindiğinde gelecekte yok olur. Düşmanın önder yoldaşımızın sokaklarda ve meydanlarda taşınan siluetinden bunca korkmasının nedeni, tarihten geleceğe takip edilen bu izdir.

Son zamanlarda kitlelerin dönüp baktığı, aradığı iz önder yoldaşımız şahsında bu izdir.

Bu açıdan bağlı olmak Proletarya Partisi’ne ve onun tarihsel değerlerine bağlı olmak demektir. Partiyle yürümek, partileşmek demektir. Parti ve devrim bilinci kuşanmak demektir.

Bağlı olmak aldığı görevin öznesi, öznesi olduğu görevin komutanı olmak demektir.

Onların göz bebeği gibi koruduğu Proletarya Partisi’ni sokaklarda, meydanlarda ve savaş siperlerinde var etmek demektir.

Bağlı olmak kitlelerin bilincinde yüreğinde Proletarya Partisi’ni inşa etmek, yıkılmaz bir kale haline getirmek demektir. Dahası kitlelerin yüreğinde kor bir alev halinde Vartinik Kıvılcımı’nı yangına dönüştürmek demektir.

 

Köklere Sımsıkı Sarılma ve Kendi Hikayesini Yazma

Bağlı olmak köklerine sımsıkı sarılmak demektir. Bu kökler toprak işgallerinden, büyük işçi direnişlerinden, elinde kırmayla büyük cüretle tarih sahnesine çıkan ve tarih sahnesine çıktığı andan itibaren bir dönemi kapatıp bir dönemin kapısını açan Proletarya Partisi ve ona can suyunu veren Ali Haydar Yıldız ve Meral Yakar yoldaşlar olmuştur.

Bu tarih köklerinden kopartılarak, kapalı mekanlara hapsedilerek, ismi sokaklarda meydanlarda silinerek unutturulacak bir tarih değildir.

Kolektif aklın, eylem halinde birliğin ve tarihsel hafızanın hammaddesi ideolojimiz MLM ise bunun çimentosu ölümsüzlerimizdir.

Aşkın Günel yoldaşın on üçünde torna tezgahına uzanan eli ile on altısında tetiği kavrayan parmağı arasında sınıfsal bir süreklilik söz konusudur. Var olan şey bir kopuş değil sıçrayış ve daha ileri bir mevzide sınıfına bağlanma olayıdır. Aşkın Günel yoldaşın kısacık yaşamına sığdırdığı hayat öyküsü oldukça öğreticidir.

Torna tezgahından gerillaya uzanan yolculuğuna militan karakterini kendi kişiliğine dönüştüren bir hikayenin adı oldu Aşkın yoldaş.

İKK dergisinin dağıtımından, yazılamalardan, korsan gösterilerden, molotofu kavrayan elinden, bombayı düşman karakollarına savuruşundan, pusulara meydan okuyuşundan tanır onu halkımız. “Partimiz militan savaşçı bir partidir” dediğimizde aklımıza Aşkın yoldaş ve daha nice yoldaşımız gelir.

Elbette aslolan daha önce yaşanmış hikayeleri kopya etmek değildir. Kendi yaşam öyküsünün militanlığını yaratabilmek önemlidir. Bizden önceki gidenlerimizin yaşamları kendine özgüdür.

Bugünün militanları kendi yaşam öykülerini kendileri yazacaktır. Bugün biz yaşayan ölüler, kendi yaşam öykümüzde partinin mücadele tarihini inşa ediyor muyuz? Kendi hikayemiz partileşme hikayemiz midir? Yaşamımız parti yaşamı mıdır?

Bağlanmak gibi cesaret isteyen bir kararı yaşamımızda anlamlandırmak büyük bir iştir. Anlamlar dünyasında yaşayanlar sınırsızca bir dünya isteyebilirler. Sınırsızlık elbette ki amaçtır, varılacak hedeftir.

Bizden önce gidenler gerçek dostluğu, yoldaşlığı barikat başlarında, sokak çatışmalarında savaş mevzilerinde omuz omuza dövüşerek inşa ettiler. Onların anıları motoloflu gecelerde, zikzaklı patikalarda, zorlu görev başlarında ayazlı şafaklarda başladı. Ve aklımıza öyle kazındı.

Onun için “ölenler dövüşerek öldüler” biz kalanlar dövüşerek kazanacağız.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu