
“Tarih sınıfların mücadelesidir.
1921 kanuni sani 28
Karadeniz, burjuvazi, biz
15 kasap çengelin de
sallanan 15 kesik baş
Yoldaş sen isimlerini aklında
tutma fakat
28 kanuni saniyi unutma.
..
Karadeniz onbeş kere açtı
göğsünü
Onbeş kere örtüldü
Onbeşlerin hepsi bir
komünist gibi öldü”
Nazım Hikmet, bu şiiri 1923 yılında yazmıştır. Ondan sonra ne çok aklımıza kazındı Kanunisânî ayı, her günü aklımıza mıh gibi çakıldı kanunisânî günleri, toprağa düşenlerin adı ve niçin mücadele ettikleri;
15 Ocak Rosa luxemburg, Karl libneckt
21 Ocak Lenin
24 Ocak Ali Haydar Yıldız
25 Ocak Meral Yakar
28 Ocak Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı
Düşenlerin sadece bazıları, niceleri düştü toprağa.
Adlarını ve anılarını yazmaya çalışsak sayfalar yetmez, kalemler tükenir ellerimizde. Mesele de tek başına adları yazmak değil, düşenlerin adlarını saymak; yazmak önemlidir, fakat yeterli değildir. Asıl mesele, bu adları anma ritüellerine hapsedip mücadeleyi gündelik siyasetin dar alanına sıkıştırmamakta yatar. Devrimci hafıza, yalnızca hatırlamak değil; hatırladığını eyleme dönüştürmektir. Kuru sayfalara yazılan isimler, eğer bugünün mücadelesinde karşılığını bulmuyorsa; bir anlam ifade etmez.
Toprağa düşenler, adı bilinsin ya da bilinmesin, bu mücadelenin kutup yıldızlarıdır. Yönümüzü kaybettiğimizde onlara bakarız. Sendelediğimizde ya da tereddütte kaldığımızda, onların ayak izlerine bakmak yeterlidir. Hiçbiri “uygun” şartlar altında ölmedi. Hiçbiri “güvenli” bir zamanda yürümeye karar vermedi. Ocak ayı, bu yüzden matem ayı değildir.
Devrimci hareket için yas, mücadeleyi durduran bir pratik olamaz. Elbette düşenlerin acısı büyüktür; ama bu acı, hareketsizliğe değil, daha büyük bir kararlılığa dönüşmelidir. Bize düşen, onların gösterdiği yolda yürümek, sergiledikleri iradeyi bugünün koşullarında yeniden üretmektir.
Bu mücadele zor ve kanlıdır. Tarihin her günü bunun izlerini taşır. Egemen sınıflar, iktidarlarını hiçbir zaman gönüllü olarak devretmediler; bundan sonra da etmeyecekler. Bu nedenle devrimci mücadele, süreklilik ister, bedel ister, netlik ister.
Karadeniz’de boğulanlarda, Berlin’de kurşunlananlar da, Vartinik’de düşenlerde, zindanlarda katledilenler de bu gerçeği bilerek yürüdüler. Kanun-i Sani’yi unutma, yoldaş. İsimleri tek tek aklında tutamasan da olur. Ama onların neden öldüğünü, kime karşı yürüdüğünü ve hangi geleceği işaret ettiklerini unutma. Çünkü tarih, hâlâ sınıfların mücadelesidir.
Ve o mücadele, bitmedi.
- Bu yazı tarihinde YDG sitesinden yayınlanmıştır.



