GüncelMakaleler

ANALİZ | Rojava Üzerinden Kürt Ulusal Hareketine Yöneltilen Eleştirilerin Yapısı Üzerine…

"Siyaset aktif bir katılımı gerekli kılar. Kürt ulusunun yüz yılı aşkın maruz kaldığı sömürüye karşı attığı her adım haklı ve meşrudur. Bu demek değil ki yapılan her şey doğrudur."

“…[kişi] ne kadar radikalse, gerçekliğe o kadar iyi nüfuz eder; öyle ki, gerçekliği daha iyi tanıyarak daha iyi dönüştürebilir. Yalın haldeki dünyayla karşılaşmaktan, onu işitmekten, o dünyayı görmekten korkmaz. Halkla karşılaşmaktan veya halkla diyaloğa girmekten korkmaz. Kendini, tarihi veya halkı tekeline almış olarak görmez veya ezilenlerin kurtarıcısı olarak da görmez: Ama kendini, tarih içinde ezilenlerin safında dövüşmekle yükümlü kılar.” (Paolo Freire, Ezilenlerin Pedagojisi)

Devrimi gerçekleştirmek için elverişli koşullar yaratmak amacıyla kitleleri örgütlüyoruz. Ancak devrimcilerin halkı nasıl örgütlediği çok önemlidir. Birçok örgütleme yöntemi vardır. Örneğin halkı küçük reformlar için mücadeleye sürükleyen ancak nihayetinde kapitalist emperyalist ideolojiye asla meydan okumayan/okuyamayan yöntemler. Bir de Mao tarafından kavramsallaştırılan, Marks’tan beri komünist hareketin ilkesel bir yöntemi olan kitle çizgisi.

Kitle çizgisi felsefe, strateji, taktik, önderlik ve örgütlenmeyi kapsayan bir metodolojidir. Hem askeri konularda hem de kitleleri örgütlemede bir taktik olarak kullanılabilir.

Kitle çizgisi teorik olarak oldukça basit, uygulamada ise oldukça karmaşıktır, tıpkı yaşamın kendisi gibi. Kitle çizgisinin temel yönelimi, Mao’nun da dediği gibi, “dünya tarihini yaratan itici güç, halk ve yalnızca halktır” şeklindedir. Bu basit bir söylemden daha fazlasıdır. Devrimcilerin halkın deneyimlerinden yararlanarak onların kurtuluş mücadelelerinde yer almaları gerektiğinin adeta bir parolasıdır, bakış açısıdır. Dolayısıyla kitle çizgisi sadece kitle hareketlerine uygulanan bir taktik değildir; aynı zamanda kitlelerin zihinlerini toplumun devrimci dönüşümüne hazırlamaları için önemli bir araçtır.

Yaptığımız her şeyde başlangıç noktamız, kitlelere inanmak ve onlara güvenmek olmalıdır. İnsanların dünyayı değiştirebileceğine inandığımız zaman, düşmanın sonsuz gibi gözüken maddi imkanlarının karşısında gücümüz ve güvenimiz sarsılmaz olacaktır. Bunun anlamını unutmamak gerekir.

Kitle çizgisi, halkın görüş ve fikirlerini toplayıp bunları basitçe takip etme yöntemi olan popülizm ile aynı şey değildir. Bu yöntemin sorunu, kitlelerin genellikle muhafazakar ve gerici fikir ve görüşlerine sahip olmasıdır. Bazen insanlar biz devrimcilerden daha ileridedir.

Kitle çizgisi, insanlara bilgiçlik taslayarak ders vermek veya ne kadar bilgili olduğumuzu göstermek için kullanılan bir yöntem değildir. Kitlelerin deneyimlerinden, içgörülerinden, umutlarından ve özlemlerinden ders almak ve mücadelemizi ilerletmek için bunları temel almakla ilgilidir.

Bazen bazı durumlarda fikirlerin en kötü unsurları ortaya çıkar ve bizler, insanlara sabırla açıklama yaparken, onlara karşı samimi bir saygı gösterip onlardan öğrenmeye açık olmalıyız.

Eleştiri ama nasıl?

“… eleştirilerimizi siyasi eleştirilerle desteklemekten, siyasette taraf tutmaktan, yani gerçek mücadelelere girip kendimizi onlarla özdeşleştirmekten bizi alıkoyan hiçbir şey yoktur. Bu, dünyaya yeni doktriner ilkelerle karşı çıkıp “İşte gerçek bu, önünde diz çökün!” diye haykırmamız gerektiği anlamına gelmez. Bu, dünyanın mevcut ilkelerinden yola çıkarak dünya için yeni ilkeler geliştirmemiz gerektiği anlamına gelir.” (Karl Marks, Marks’tan Arnold Ruge’ye Mektup)

Dört parça Kürdistan’ın her bir parçası kendine has ancak oldukça karmaşık çelişkiler yumağının ortasında kalmıştır. Bununla birlikte, Rojava büyük bir kuşatma altında. Kürt halkı bir kez daha imha ve inkar politikasıyla karşı karşıya. Direnişin yarattığı değerler ve Suriye’de demokratik bir yaşam perspektifinin inşasının olasılığı hedef tahtasında.

Öncelikle yıllardır süren Suriye iç savaşı ve özellikle Suriye Kürdistan’ında, Rojava’da amansız bir direnişle hayatta kalan ve zamanla siyasi bir güce dönüşen Kürt ulusal hareketi yıllardır birtakım siyasi yapıların eleştirilerine ve izolasyonuna maruz kalmıştır.

Bu bir anlamda bir yansımayı işaret etmektedir. Buradaki körlük ya da kasten gerçekleştirilen ıskalama bu hareketlerin içerisine yerleşmiş ulus şovenizminin bir tezahürüdür. Aynı şekilde çarpık bir şekilde kavramsallaştırılan anti-emperyalizm, bu tür yapıları uzun süre Esad gibi anti-demokratik, Kürt düşmanı bir rejimin liderini savunmak, sempatizanı olmak ve bunu anti-emperyalist gerekçelerle açıklamak zorunda bırakmıştır. Neticede Esad koltuğunu bırakıp, Moskova’ya kaçmıştır. Gelinen noktada Şam’a yürüyen HTŞ çeteleri Suriye’nin anahtarını ABD’ye teslim etmiştir.

Türkiye’de MHP’nin başlattığı “süreç”, Öcalan’ın açıklamaları ve başlattığı sosyalizm tartışmaları epey eleştiriye neden olmuştur. Özellikle Kürt düşmanı ya da şovenist çevreler ağızlarına geleni söylemekten hiç imtina etmemişlerdir. Hal böyleyken ABD ve İsrail’in eline kalan Suriye denkleminde “Apocu” Rojava, bu çevrelere göre “ettiğini” bulmuştur.

Devrimci teoride eleştiri içerik olarak ters yüz edişi savunsa da niyeti bir inşayı temsil etmelidir. Rojava’daki siyasi yapının demokratik yapısı, askeri operasyonları vb. bütün katmanları elbette eleştirilebilir ve elbette eleştirilerek gelişebilir. Ancak bugünü sadece ana bakarak ele almak hatalı bir yaklaşım şeklidir. Kürt ulusal sorunu bugünden bakarak anlaşılamayacak ölçüde karmaşık ve kurumsallaşmış bir resmi ideolojiye ilişkin bir meseledir.

Böylesi konuları ele almak için meselelerin kökenine inmek ve arkaplanını görebilmek gerekir. Bu yazının konusu bu meseleyi derinlemesine ele almak değildir. Ancak söylemek gerekir ki, hiç değilse bugünün meselelerine temel devrimci ilkeler ile yaklaşmak gerekir.

Biz komünistler insanlığı saran çelişkileri ortadan kaldırmak ve ezilen sınıf ve ulusları özgürleştirmek için mücadele eden insanlarız. O halde “ben demiştim”, “ABD’ye güvenenin sonu”, “SDG’nin iflası” vb. söylemler ortalığa saçılmış gidiyor. Bu tür söylemler sorumluluğu kendinden uzaklaştırmaktadır.

Siyaset aktif bir katılımı gerekli kılar. Kürt ulusunun yüz yılı aşkın maruz kaldığı sömürüye karşı attığı her adım haklı ve meşrudur. Bu demek değil ki yapılan her şey doğrudur. Yanlışlar hayatın her alanında olduğu gibi Kürt ulusal hareketinde de vardır. Bu yanlışların ihtiyacı uzaktan verilen akıllarla değil devrimci bir müdahaledir. Bunun şeklini ise halkın ihtiyaçları ve iradesi belirlemelidir. İşte biz devrimcilerin kitle çizgisi perspektifinden anlayacağı şey bu olmalıdır. Rojava özelinde Kürt ulusal sorununu ve dönen tartışmaları bu temelde ele almak gerekir. Türkiye işçi ve emekçi sınıflarının ve ezilen Kürt ulusunun ihtiyacı şovenizm ya da sosyal şovenizm değildir.

Yaşam bazen önümüze büyük kırılmaları getirir. İşte başından beri Rojava böylesi bir kırılmadır. TC’nin resmi ideolojisiyle, hakim ulus şovenizmiyle, kapitalist-emperyalist sistemle; ihtilalci komünizmle, devrimci enternasyonalizmle, ulusal kurtuluş mücadelesiyle yüzleşmemizi sağlamalıdır. Komplo teorileri, halkın özverili siyasetinin kişilere indirgenmesi, bütünüyle ulusal sorunun burjuva kurumlarının ve platformlarının kapsamında yani ana akım siyaset üzerinden ele alınması kaçınmamız gereken bir şeydir.

Pusulamız ezilen Kürt halkı ve her milletten işçilerin çağrısı olmalıdır. Dünyanın sürüklendiği büyük savaş karşısında başta bölgemizin ve bütünüyle tüm dünya halklarının ihtiyacı işte bu ezilenlerin arasında harç görevi görecek devrimci bir irade ve ideolojidir.

“Bütün kalbimizle halka hizmet etmek, yığınlardan bir an bile ilgimizi kesmemek; kişinin veya küçük bir grubun değil de her şeyde halkın çıkarlarından hareket etmek; halk önündeki sorumluluğumuzu Partinin yönetici organları önündeki sorumluluğumuz ile mutabakata vardırmak; işte bunlar çıkış noktamızdır.” (Mao, Seçme Sözler)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Diğer içerik
Kapalı
Başa dön tuşu