
Erkek egemen AKP-MHP iktidarının faşist saldırganlığı her geçen gün biraz daha ivme kazanıyor. İktidar saldırgan, imha ve inkar odaklı politikalarına ezilen milyonları, işçi-emekçileri, halk gençliğini, kadınları, ezilen ulus ve inançları susturmak, sindirmek ve dahası yok etmek pahasına her gün bir yenisini ekliyor.
Halkın emeği, yaşamı, değerleri her yönü ile çürümüş bu düzen tarafından biraz daha çevreleniyor.
Halkın direnişini baskılamak, işçi-emekçilerin hak arayışını sindirmek, halk gençliğinin gelecek mücadelesini yok etmek, kadınların özgürlük mücadelesini yıldırmak, Kürt halkının kazanımlarını gasp etmek için her yola başvurarak, tüm olanaklarını seferber ederek harekete geçen iktidar tüm ezilenlerin ortak duygusu olan direngenliği boğmak istiyor.
Çürümüş düzenin bekçiliğini yapan AKP-MHP iktidarı kendi iktidarlarını korumak için halkın her geçen gün derinleşen çok yönlü yoksulluğu pahasına burjuvazinin çıkarları doğrultusunda hareket etmeye devam ediyor. Emperyalizmin dünyada ve bölgede yükselttiği savaş çığırtkanlığının bir parçası oluyor. Emperyalizme göbekten bağlı uşaklık rolünü her gün yeni bir adımla, politikayla tescillercesine hareketini sürdürüyor.
2026 yılının ilk günlerini emperyalistlerin çeşitli bölgelere dönük saldırısı, müdahalesi vb. ile karşıladık. Ezilen milyonlara pek çok yönü ile umut olan, ezilen bir ulus olarak Kürt halkının Türk devletine, korunan kollanan IŞİD gericiliğine, emperyalist devletlerin sömürgecileştirme saldırganlığına rağmen Rojava’da elde ettiği kazanımların boğulmaya çalışılması ile karşıladık.
Tüm erkek egemen iktidarların en gerici, kadın düşmanı saldırganlığının, politikalarının ideolojik, politik, pratik temsili olan IŞİD gericiliğine karşı kadınların direniş ve mücadelesinin sonucu olan kazanımların yok edilmeye çalışılması ile karşıladık.
İran’da kadınların yükselttiği eşitlik, özgürlük mücadelesinin gerici molla rejiminin katliamla yok edilmeye çalışılması ile karşıladık.
Erkek egemen iktidarın Türkiye’de yarattığı şiddet ve katliam gerçeğinin kadınların yaşamının ayrılmaz bir parçası haline getirilmeye çalışılması ile karşıladık. Durdona Khokimova’nın katledilmesi pek çok yönü ile kadınların yaşamının erkek egemen devlet eli pamuk ipliğine bağlı kılınmaya çalışıldığını gösterdi.
Durdona’nın katledilmesi, katillerin bedeninin parçalarını çöp konteynırlarına atması ve bu vahşeti büyük bir rahatlıkla gerçekleştirmesi erkek egemen Türk devletinin cezasızlık politikasının en ağır sonucu olarak karşımıza çıktı. Durdona’nın katledilmesindeki pervasızlık, vahşet ruhunu bizzat devletten almaktadır.
Failleri koruyan, cezasızlık politikası ile şiddetin, katliamın önünü açan, kadınların bedenini, emeğini sömüren, kimliğini yok sayan aynı erkek egemen devlet tüm bunlara karşı kadınların yükselttiği itirazı, inşa ettiği dayanışma ruhunu, fedakarlıkla yürüttüğü örgütlü mücadeleyi, tüm talepleri, hakları, geleceği için inşa ettiği özgürlük mücadelesini sindirmeyi, yok etmeyi hedefliyor. Her bir kadını kendi koşulları içinde, onlarca yoksunluk arasında tek ve çaresiz kılmaya çalışıyor.
Erkek egemenliğinin şiddetle, baskıyla yarattığı bu karanlık düzenden başka bir seçenek yokmuş algısını güçlendirmeye çalışıyor.
Kadınların sokakta, eylemde olmasına gösterilen tahammülsüzlükte bundan besleniyor. Erkek egemen dünya düzeninin kadınları sömürmeye ve yok saymaya dayalı inşa ettikleri ayrıcalıkları, iktidarları baki kılmaya çalışıyorlar. Bunu değiştirmeye çalışan en küçük adımı dahi gözaltı, tutuklama, polis şiddeti vb. ile susturmaya odaklanıyorlar.
Erkek egemen devletin bu saldırılarının son hedefi SKM’li yoldaşlarımız oldu. ESP’ye yönelik yapılan siyasi operasyonla yüze yakın devrimci gözaltına alındı ve onlarcası tutuklandı. Bu saldırılar ne doğrudan öznesi olan kadınları mücadeleden alıkoydu ne de kadınların mücadele gerekçesini ve kararlılığını ortadan kaldırdı.
Aksine gerekçelerimize bir yenisini ekledi, kararlılığımıza tutuklanan her bir kadının iradesi eklendi. Dayanışmamız bu saldırıyı da anlamsız kılmaya yetecek, düzmece dosyalarla, yalancı tanık ifadeleri ile kapatıldığımız hapishaneler kendimizi yenilediğimiz bir mücadele alanı olacak.



