
ESP’ye yönelik 22 ilde gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonlarda yüzü aşkın devrimci gözaltına alındı ve neredeyse tamamı savcılığa bile çıkarılmadan doğruca mahkeme tarafından tutuklandı.
ESP’ye yönelik gözaltı ve akabinde tutuklama saldırısı Türk burjuvazisinin önümüzdeki dönemde devrimci-demokratik güçlere karşı nasıl bir yönelim içinde olacağını ortaya koyması bakımından önemli bir veri sunmuştur.
Türk devleti, özellikle Esad’ın devrilmesinden sonra doğrudan Erdoğan’ın ağzından yaptığı “İsrail bize saldıracak ‘İç cepheyi tahkim etmeliyiz” demeci ile yeni bir yönelime girdiğini de deklere etmiştir.
Bu tahkimden kasıt açık ki devrimci-demokratik ve yurtsever güçlerin tasfiye edilmesi, Türkiye ve Kürdistan’da her türlü hak arama mücadelesi ve direnç odağının bastırılması ve mümkünse yok edilmesi, işçi sınıfı ve geniş emekçi kitlelere yönelik daha yoğun sömürü politikalarının savaş bahane edilerek yaşama geçirilmesidir.
İktidar, geniş toplumsal kesimlerin sömürü düzenine karşı yan yana gelmesini ve birleşerek mücadele etmesini engellemek adına kutuplaştırma siyasetine bir kez daha sıkı sıkıya sarıldı. Yanı sıra yaşanan ağır ekonomik krizin yarattığı öfke içinde yeni bir hedef olarak LGBTİ+ları ve kadınları koydu.
Söz konusu tabloda, ABD emperyalizmin Venezuela’dan sonra füzelerini İran’a çevirmesiyle giderek yakınlaşan 3. Paylaşım savaşı tehlikesiyle birlikte bir bütün olarak düşünüldüğünde iktidarın devrimci-demokratik güçlere ve daha güçlü saldıracağını açıktı.
Nihayetinde ESP nezdinde yaşanan da bu olmuştur.
Düzmece iddialarla ve kendi yasalarına da ayaklar altına alarak tutuklanan devrimcilerle verilmek istenen mesaj nettir: Koşulsuz biat!
İktidar, devrimci-demokratik güçlere yönelik önümüzdeki günlerde devam edeceği anlaşılan söz konusu saldırı, gözaltı ve tutuklamalarla aynı zamanda geniş kitlelere de bir mesaj vermek istemektedir.
Bu mesaj, devrimcilerle kitleler arasına bir mesafe konulması, itirafçılarla güvensizlik ve korku yaratılmasıdır.
Devrimci siyasetin marjinalize edilmesi amaçlanmaktadır.
Ancak iktidarın söz konusu saldırısı devrimci-demokratik güçlerin, ilerici kamuoyunun güçlü sahiplenmesiyle karşılık bulmuştur. AKP-MHP faşist bloğu çok sayıda devrimciyi tutuklamış olsa da geniş kamuoyunda yaratılan devrimci dayanışma ile bu kuşatmanın büyümesi önemli oranda engellenmiştir.
Devrimci-demokratik güçlerin dayanışması ve birleşik mücadelesi, iktidarın emellerini bir bütün yok edemediyse de murad edilene ulaşılmasını da önemli oranda engellemiştir.
NATO’nun ileri karakolu misyonuyla Kafkasya’dan Ortadoğu’ya emperyalizmin tüm saldırı, işgal ve katliamlarında canhıraş bir şekilde görev alan Türk burjuvazinin önümüzdeki günlerde bu doğrultuda daha büyük adımlar atacağı açıktır.
Bu, devrimci-demokratik ve yurtsever güçlere, geniş emekçi kitlelere daha fazla baskı ve saldırı anlamına gelecektir. Madalyonun diğer yüzünde işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin sokağa taşacak öfke ve tepkisinin söz konusu olacağına ise şüphe yoktur.
Süreci tersine çevirmek ve demokratik özgür bir yaşam için mücadeleyi büyütmenin yolu açık ki bahsini ettiğimiz devrimci dayanışmanın ve birleşik mücadelenin süreklileşmesinden geçecektir.



