GençlikGüncel

GENÇLİK | Şovenizm Zehrini Saflarımızdan Temizleyelim*

Gençlik hareketi içerisinde sadece AKP karşıtlığı üzerinden kendini anlatan ancak sorunun esas kaynağına dair pek bir söylemi veya teşhir çabası bulunmayan bu gruplar, hali hazırda birçok konuda zaten egemen ideolojiyle ortak anlayışlara sahiptir.

Şovenizmle mücadele etmek, ezen ulus anlayışıyla hesaplaşmak Türkiye solunun her dönem çözemediği ve içselleştiremediği bir sorun olagelmiştir. Devrimci çıkışın yaşandığı ve “mücadelede etmek” bilincinin nitel anlamda sıçrama yaşadığı 70’lerden bugüne Kürt ulusal sorununa dair yaklaşımlar çoğu zaman sığ ve egemen ideoloji olan Kemalizm’den kopamamış çözümlemelerle doludur.

70’lerin devrimci çıkışı içerisinde coğrafyamızda devrimci mücadelenin nasıl ve hangi yollarla verilmesi gerektiği, sosyo-ekonomik yapı tahlili, Milli Mesele ve Kemalizm’e dair doğru çözümlemeleriyle İbrahim Kaypakkaya; Marksizm-Leninizm’i bilimsel bir ideoloji olarak kavramış, coğrafyamızın özgün koşullarını, devletin karakterini tahlil ederek bir yol çizmiştir.

Onu dönemin diğer devrimci önderlerinden farklı kılan da budur: Komünist kimliğidir. Onun Kemalizm’e ve milli meseleye dair tespitleri de komünist kimliğinden bağımsız ele alınamaz, ideolojik olarak bir bütünlük içerisindedir.

Ulusal sorunda komünistlerin, devrimcilerin nasıl yaklaşması gerektiği konusunda dönemin en ileri tahlilini yapan Kaypakkaya devlet ideolojisi Kemalizmle ve şovenizmle arasına net bir sınır çekmiştir.

70’lerin sonuna doğru ise Kürt ulusal mücadelesinin örgütsel bir nitelik kazanması ve neredeyse yarım asırlık mücadele ve aktif savaşın içerisinde elde ettiği kazanımlar, mücadele perspektifi, Türkiye Devrimci Hareketi’ne dair soru(n)ları, dört parça Kürdistan’da da halk kitlelerinden destek bulması birçok Türkiyeli devrimci örgütü silkelemiştir.

Bu anlamıyla Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi, Türkiye Devrimci Hareketinin kendisiyle hesaplaşması ve sorgulamasında itekleyici güç olmuştur. Gerek örgütsel gerekse kişisel anlamda şovenizmle nasıl ve ne oranda mücadele ettiğimiz, ulusal sorunda ne kadar ilkesel davrandığımız ayrı bir soru işareti olmakla birlikte, bu sorgulamaların hepsine pratikte doğru cevaplar verildikçe ileriye dönük doğru adımlar haline gelecektir.

Ne var ki aradan geçen onlarca yıla ve ortak zeminde mücadele etmek sorusuna pratikte verilen çabaya rağmen bugün birçok sol-sosyalist yapı kendisini ulusal hareketle yan yana getirmemek için kırk takla atabiliyor.

Hatta bırakalım ulusal hareketle yan yana gelmeyi, Kürt ulusunun varlığını görmeyen, bu soruna dair ezber cümleler haricinde bir cevabı, hareket ve örgütlenme anlayışı olmayan bir noktadan kendini var edebiliyor.

Hoş, zaten bu alanı onlara devletin kendisi açıyor. Kürt Ulusal Özgürlük Hareketinin (ulusal bir hareket olmasından kaynaklı) gelişen olaylara pragmatist yaklaşımı, dönemsel olarak devletin iktidardaki temsilcisiyle masaya oturması, ideolojik olarak kaygan bir zeminde bulunması, bu kurumlar için sert bir dille mahkum edilmesinin ve yan yana yürümemenin bir bahanesi olabilirken; kendileri için devlet ideolojisiyle aralarına ne kadar mesafe koydukları, ezen ulus şovenizminden ne kadar sıyrıldıkları; üzerine düşünülmesi gereken bir sorun değildir.

Apaçık bir gerçek var ki: yarım asrı aşan mücadele tarihi boyunca gerek reformist gerekse de devrimci hareket içerisindeki yol ayrımlarında Kürt ulusal sorununa yaklaşım belirleyici rollerden biri olmuştur. Bu sorunda kendi gerçekliğiyle yüzleşmeyen, eleştiri-özeleştiri mekanizmasından yoksun, Kürt halkına karşı şeffaf olmayan, devlet ideolojisiyle uzlaşan herkes gerilemeye mahkumdur.

Tartıştığımız mesele yalnızca Kürt sorunu üzerine gibi görünse de aslında bu soruna yanlış cevap olmaya götüren ideolojik, siyasal aklın kendisiyledir.

Büyük Hedefler, Dar ve Geri Adımlar!

Bugün özellikle var olduğumuz ve mücadele ettiğimiz öğrenci gençlik hareketi içerisinde birçok alanda karşılaştığımız tavırlar, yaklaşımlar bir dizi tartışmayı beraberinde getirdi.

Anti-faşist devrimci bir gençlik örgütü olmanın görevleri ve sorumlulukları vardır. Bu sorumluluklar başta örgütlenme alanımızı oluşturan ve kitlesel örgütlülüğünü yaratmayı hedeflediğimiz halk gençliğine karşı olan sorumluluklarımızdır.

Böylesi zorlu, sınandığımız dönemlerde temel devrimci ilkelerimizde ne kadar ısrarcı olduğumuz ve taviz vermediğimiz bizim için başta öğrenci gençlik olmak üzere mücadele yürüttüğümüz her alanda kitlelere güven verecek ve referans olabilecektir.

Devletin amansız bir şekilde Kürt ulusuna, işçi sınıfına, devrimcilere, kadınlara, LGBTİ+’lara yönelik inkar ve imha saldırılarını arttırdığı bir süreçte bizim bu sorunlara nasıl yaklaşacağımız konusunda net olmamız gerekiyor.

Ortak mücadele alanlarında karşılacağımız geri, egemen ideoloji ile uzlaşan anlayışlarla da ideolojik ve siyasi mücadeleden vazgeçmeden kararlı bir şe- kilde ilerlemeliyiz.

Hitap ettiğimiz halk gençliği içeri- sinde bu devlet ideolojilerinin bizlere nasıl bir yaşam vadettiğini, düşman bilincini bulanıklaştırmak için suni düşmanlar yarattığını anlatacak kanallar oluşturmalı; bu kanallara sahipsek sürekli olarak bunun propagandasını yapmalıyız.

Burjuvazi sahip olduğu her araçtan şovenizm, militarizm zehrini propaganda ederken bu alanlara dair örgütlenme anlayışına sahip, sorumluluk bilinciyle hareket eden insanlar olmalıyız.

Devlet, Kürt Ulusal Özgürlük Hareketini tasfiye etmek için elinden geleni yaparken; “Terörsüz Türkiye” naraları atarken Kürt halkını yalnızlaştırmaya, umutsuz bırakmaya çalışıyor. Kendine devrimci diyen öznenin yapacağı iş bu değirmene su taşımak veya “altta kalanın canı çıksın” mantığıyla hareket etmek değildir!

Aksine Kürt ulusal haklarında ilerleme sağlayabilmek için devletin iki yüzlülüğünü ve ırkçılığını teşhir etmeyi, Kürt ulusunun siyasal temsilcisiyle ortak alanlarda yan yana gelerek onun demokratik muhtevasını destekle- meyi, kitlelere de bunu anlatabilmeyi bir hedef olarak ortaya koymalıyız.

Devlet tek tipçi, ırkçı anlayışlarını örgütlü bir şekilde hayatın her alanında uygularken biz devrimci gençliğin görevi burayla mücadele etmektir.

Şovenizm zehriyle düşman bilinci zayıflamış her sıra arkadaşımızı bu konuda ilerletmek gibi bir sorumluluğumuz var. Kitlelerin geri yanlarına yaslanarak varolmak değil, devrimci bilinçle buralara müdahale ederek hem kendimizi hem de genel toplamı ilerletme kaygısı duymamız gerekiyor. Yoksa bir bakarız ki “aman çok terörize oluruz”, “marjinalize oluruz” anlayışıyla Kürtçe slogan atmayaya kadar varmışız!

Oysa taleplerimizi düzgün bir dille anlatabildikten ve eşit tartışabildikten sonra bu kaygıların ne kadar geçersiz ve geri kaygılar olduğunu görürüz. Bu kendi deneyimlerimizle de sabittir. “Marjinalize olmama” kaygısı güden herhangi bir aklın ne kadar üstenci ve kibirli yaklaştığını da gözden kaçırmamak gerekiyor.

“Bizi kabul etmezler.” “meşruiyetimizi kaybederiz.” dedikleri “apolitik” öğrenciler Kürtçe slogana eşlik edip alkışlarken “sosyalist” iddiasındaki bir grubun Kürtçe sloganı Türkçe sloganla bastırması ne kadar da vahim bir durumdur. İşte devrimci ilkelerin tasfiyesi ve devletle uzlaşmacılık buradadır.

“İşçiler daha yüksek ücret için greve çıkarlarsa sendikacılık yapıyorlardır. Yahudilerin dövülmesine karşı greve çıktıklarında ise gerçek sosyalisttirler.”

Lenin yoldaşın bu sözleri bizler için bir rehber olmalı. Halk saflarından insanları örgütlerken de propaganda faaliyeti yürütürken de bu temel ilkeden vazgeçmemeliyiz.

Kendini Özne Görmemenin Alamet-i Farikası: Örgütlen(e)memek!

Yukarıda tartıştığımız siyasal akıl yeniyi üretme ve egemen olan ideolojiye karşı ezilenlerin ideolojisi olan MLM’yi güçlendirip geliştirme perspektifinden yoksundur. İdeolojik darlık ve bulanıklık gözlerini adeta kör etmiştir. Mevcut her konuda öyle ya da böyle sistem içi bir perspektifle yaklaşan, düzen içi burjuva kliklere entegre olan bu anlayış; kitlelerin devrimci enerjisini ve öfkesini sönümlemekten başka hiçbir işe yaramaz.

Gençlik hareketi içerisinde sadece AKP karşıtlığı üzerinden kendini anlatan ancak sorunun esas kaynağına dair pek bir söylemi veya teşhir çabası bulunmayan bu gruplar, hali hazırda birçok konuda zaten egemen ideolojiyle ortak anlayışlara sahiptir.

Bu eşitlik ve özgürlük için mücadele verdiğini iddia edenler Kürt ulusu başta olmak üzere tüm ezilen kesimlere karşı sorumluluğu olduğunun bilincinde bile değillerdir. Günü kurtarma, daha kolay insan kazanabilmek için devletle “o kadar da” karşı karşıya gelmeme anlayışları kolektifi geriletir.

Toplam mücadele anlayışında ise kırılmalara, bulanıklaşmaya sebep olur. İşte devrimci mücadelenin zayıfladığı ve darlaştığı böylesi dönemlerde ortaya çıkan reformist ve düzen içi tartışmalara karşı bizim alternatif olarak ortaya ne koyduğumuz belirleyici olacaktır.

Bir tarafı ideolojik olarak mahkum ederken bizim doğru bir yol çizmemiz gerekiyor. Bugün çelişkiler halk gençliği için katlanılmaz hale gelmişken, tüm ezilen kesimler için onlara ulaşabildiğimiz ölçüde örgütlenmek bir gün- demken doğru bir politikayla varolmamız her alanda örgütlenmemizin de önünü açacak, daha geniş kitlelere ulaşmamızı sağlayacaktır.

Bu sistemle o veya bu şekilde çarpışanları, çıkarları ters düşenleri devrim saflarına örgütlemek bizim görevimizdir.

Bu sorunlara dair bir çözüm ve mücadele perspektifi olmayan herkes kaybeder, ezber söylemler üzerinden “siyaset yapmaktan” öteye geçemez.

Bu toplumsal sorunlara çıkarcı yaklaşmadan, gerçekten üzerine düşünerek, tartışarak politika ürettiğimiz ölçüde kazanabiliriz.

*Bu makale Yeni Demokrat Gençlik Dergisinin 24. sayısından alınmıştır.

 

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu