DünyaGüncel

ÇEVİRİ | Ticaret Savaşından “Stratejik İstikrara”: Washington Çin’den Sessizce Geri mi Çekiliyor? *

[ABD’nin Devlet Başkanı Trump eliyle Çin’e karşı yürürlüğe soktuğu yeni gümrük tarifeleri tüm dünyada, iki büyük güç arasında başlayan yeni bir ticaret savaşı olarak değerlendirildi. ABD, genç ve hızla büyüyen emperyalist Çin’in önünü kesmek adına bugüne değin ekonomik, siyasi ve askeri adımlar attı, atmayı da sürdürüyor. Daha etkin ve kendisi açısından caydırıcı ataklar içinse uygun koşulların oluşmasını bekliyor. ABD’nin Çin’e yönelik ticari-ekonomik alanda uygulamaya çalıştığı politikalara ilişkin https://www.palestinechronicle.com/’da yayımlanan bir analizi Özgür gelecek okurları için çevirdik.]

Çin ile ABD arasındaki dramatik gelişmelere dikkat etmediyseniz, önemli bir olayın gerçekleştiğini anlamalısınız.

ABD hükümeti, Çin’e karşı başlattığı ticaret savaşından ve daha geniş çaplı tırmanıştan geri adım atıyor, hatta tamamen çekiliyor. Başkan Donald Trump’ın büyük “karşılıklı gümrük vergileri” uygulamak, ABD ekonomisini Çin’den “ayırmak” ve “dünya tarihinin en büyük servet hırsızlığını” düzeltmek için kullandığı abartılı dil ve tekrarlanan tehditlerin aksine, geri çekilme sessizce ve şifreli diplomatik bir dil ile gerçekleşiyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio 25 Şubat’ta, Her iki ülkenin de, ABD ile Çin arasında topyekûn bir küresel ticaret savaşının her iki taraf ve dünya için de büyük zarar vereceği sonucuna vardığını düşünüyorum” dedi. Bu yeni aşamayı “stratejik istikrar” olarak adlandırdı.

Rubio’nun sözleri yanıltıcıdır. Ticaret savaşını başlatan Çin ya da başka bir ülke değildi. Bu savaş, Trump yönetiminin “Önce Amerika” doktrini altında başladı. 22 Mart 2018’de Trump, 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi uyarınca 50 milyar dolarlık Çin malına gümrük vergisi uygulayan bir başkanlık kararnamesi imzaladı. 6 Temmuz’a kadar, 34 milyar dolarlık Çin ithalatına yüzde 25 gümrük vergisi uygulandı.

Gerginlik tırmanmaya devam etti. Eylül 2018’de ABD, 200 milyar dolarlık Çin malına ek gümrük vergisi uyguladı; bu vergi başlangıçta yüzde 10 idi ancak Mayıs 2019’da yüzde 25’e yükseltildi.

Mantık basitti: Pekin’i ticaret uygulamaları, fikri mülkiyet ve sanayi politikası konusunda yapısal tavizler vermeye zorlamak için yeterli ekonomik baskı uygulamak.

Çin de aynı şekilde karşılık verdi.

Çin, ekonomisinin muazzam ve dikkat çeken bir şekilde büyümesi sayesinde Trump’ın ekonomik yaptırımlarının çoğunu absorbe edip karşılayabilmiş olsa da, dünyanın geri kalanı tedarik zincirlerinin bozulması ve artan belirsizlikle başa çıkmakta zorlandı. Trump ise meydan okuyan tavrını sürdürdü. Görevden ayrıldıktan sonra bile gümrük vergisi yapısı büyük ölçüde değişmedi.

Biden yönetimi gümrük vergisi rejimini kaldırmayı reddetmekle kalmadı, onu daha da yoğunlaştırdı. Ekim 2022’den itibaren Washington, Çin’e gönderilen gelişmiş yarı iletkenler ve çip üretim ekipmanlarını hedef alan kapsamlı ihracat kontrolleri uyguladı.

Mayıs 2024’te, Çin elektrikli araçları, pilleri ve güneş enerjisi ürünlerine ek gümrük vergisi artışları uyguladı.

Trump, Ocak 2025’te göreve geri döndüğünde, daha da sert bir retorikle tüm Çin ithalatına yüzde 60’a varan gümrük vergileri getirmeyi önerdi. Bu tür önlemlerin etkili olduğuna dair net kanıt olmamasına rağmen, gümrük vergileri politikanın merkezi bir aracı olmaya devam etti.

Trump’ın stratejisi geri tepti. 2019 yılında Federal Rezerv tarafından yapılan bir analiz, gümrük vergisi maliyetlerinin çoğunun ABD’li şirketler ve tüketiciler tarafından karşılandığını ortaya koydu. 2026 yılında New York Federal Rezerv Bankası tarafından yapılan bir araştırma ise, son gümrük vergisi yükünün yaklaşık yüzde 90’ının Amerikan şirketleri ve hane halklarına düştüğünü ve bunun fiilen bir iç vergi işlevi gördüğünü doğruladı.

Rubio’nun “stratejik istikrar” ifadesi, elbette, ticaret savaşının çok az sonuç verdiğini ve gelecekte kesin bir başarı elde etme ihtimalinin zayıf olduğunu kabul etmenin bir başka ifadesidir. Bu farkındalık, Kasım 2026’daki ara seçimler öncesinde özellikle önemlidir. Bir kez daha, ekonomi ABD’li seçmenler için belirleyici olacaktır.

Ancak bu fiyaskonun tek sorumlusunun Trump olduğunu söylemek haksızlık olur. Siyasi kutuplaşma, göç, istikrarsız iş piyasaları ve Orta Doğu politikası gibi birçok konuda olduğu gibi, Çin’i kontrol altına alma veya zorlama çabası, tüm yönetimlerin ortak paydası haline gelmiştir.

Obama yönetimi, Ortadoğu’daki militarist politikalarının sınırlarını ve stratejik maliyetlerini fark etmeye başladığında, ABD’nin diplomatik, askeri ve ekonomik odağını Hint-Pasifik bölgesine yeniden dengelemek amacıyla “Asya’ya Dönüş” politikasını başlattı. Bu geniş kapsamlı strateji, Çin’in yükselişini sınırlamak ve bölgedeki Amerikan nüfuzunu yeniden tesis etmeyi amaçlıyordu.

Ancak, yıllardır Çin’i birincil stratejik zorluk, hatta tehdit olarak gören ABD, İran ve İsrail’in Gazze’deki savaşı nedeniyle gerginliğin tırmandığı Ortadoğu’da askeri varlığını yeniden genişletiyor. Raporlara göre, mevcut askeri yığınak 2003’ten bu yana en büyük yığınak.

Bu durum, Çin’i taviz vermeye zorlama yönündeki ilk girişimin başarısız olduğu konusunda çok az şüphe bırakıyor. Çin, ABD’nin yakın müttefikleri de dahil olmak üzere çoğu Asya ekonomisi için en büyük ticaret ortağı olmaya devam ediyor. Ayrıca, Orta Doğu’nun önemli devletleri için önde gelen bir ekonomi ve enerji ortağı haline geldi.

Trump, seçim kampanyaları boyunca Çin’i yenilgiye uğratmayı siyasi mesajının merkezine koydu. Ancak yıllarca süren öfkeli söylemler, büyük vaatler, tehditler ve gümrük vergilerinin ardından, ulaştığımız nokta “stratejik istikrar” olarak tanımlanıyor.

Çin’in gidişatını temelden değiştiremeyen Washington, bir kez daha Ortadoğu sahnesine çekilmiş görünüyor; ancak 1990-91 ve 2003 Irak savaşlarından farklı olarak, bu kez net ve geniş destek gören bir stratejik vizyon yok.

Bu arada Pekin, jeopolitik etkisini disiplinli ve uzun vadeli bir şekilde genişletmeye devam etti. Örneğin, Ocak 2026’da Çin, Güney Afrika açıklarında “Barış İradesi” BRICS Plus deniz tatbikatına öncülük ederek, geleneksel olarak Batılı güçlerin hakim olduğu güvenlik alanlarında artan rolünü gösterdi. Aynı zamanda, Asya, Afrika ve Orta Doğu’daki ekonomik ağlarını da güçlendirdi.

Trump’ın benzersiz kişisel tarzının yanı sıra, politikaları da birçok ABD yönetiminin paylaştığı daha geniş bir paradoksu yansıtıyor: Amerikan dış politikasının gerçek ağırlık merkezini tanımlayamama, ekonomik yaptırımlara ve askeri baskıya orantısız bir şekilde güvenme ve kalıcı istikrarı sağlayamama.

Ana engel, Washington’un küresel jeopolitik haritayı yeniden şekillendiren büyük değişimlerin geri döndürülemez olduğunu kabul etmemesi olmaya devam ediyor. Okyanuslar arasında zikzaklar çizen uçak gemilerinin sayısı ne kadar fazla olursa olsun, gümrük vergilerindeki artış ne kadar yüksek olursa olsun, Asya, Orta Doğu ve ötesinde halihazırda devam eden yapısal dönüşümü geri çevirmek mümkün değildir.

*https://www.palestinechronicle.com/from-trade-war-to-strategic-stability-is-washington-quietly-retreating-from-china/

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu