GüncelMakaleler

GÜNCEL | Hindistan Halk Savaşında Direniş ve İhanet: Devrim Yolu Dolambaçlıdır

"Unutmamak gerekir, HKP (Maoist) bugüne kadar nice devrimci figür ve lider çıkarmış, sayısız ve isimsiz emektarını da eteğinde taşıyan, topluma kök salmış bir harekettir"

Geçtiğimiz günlerde Hindistan ulusal medyasında yayınlanan görüntülerde Hindistan Komünist Partisi(Maoist)’in yöneticileri ellerinde devletten aldıkları banka çekleriyle devrimci hareketi ve halkı mücadeleden uzaklaşmaya davet etti. Bu görüntüler başlı başına çürümenin ve yozlaşmanın bir tezahürüdür. Bununla birlikte buradan alınacak çokça ders de vardır.

Bu mesele yalnızca ihanete teslim olmuş bu insanların karakterleri ekseninde ele alınmamalıdır. Sonda söyleyeceğimizi baştan söyleyelim, çelişkiler devam ettikçe devrim mücadelesi de devam edecektir. HKP(Maoist) gibi toplumda kök salmış, on yıllarca süren silahlı mücadele, yoğun ideolojik atılımlar, kopuşlar ve birleşmeler yaşamış bir hareket, tabiri caizse toz olup öylece ortadan kalkmayacaktır.

Neo-liberal dönüşümlerin dünyayı etkisi altına almasıyla Hindistan gibi ülkelerde, (buna Türkiye de dahildir) kamusal alanın yağması ve kontrolü artmış, üretim ilişkilerinde biçimler değişmiş, iş tanımları belirsizleşmiş, taşeronlaşma, göçmen işçilik, ekolojik kıyım, kırsal alanın yaşlanması ve insansızlaşması, rant projeleri, temel hak ve sosyal hizmetlerin sermayeye peşkeş çekilmesi ve daha nice yağma politikası kendisini göstermiş ve toplumu yeniden şekillendirmiştir.

Bu dönüşümü azgın bir biçimde örgütleyen güç olan faşist Hindutva rejimi, politikalarının yakıtını şovenizmi körüklemede bulmuştur. On yıllardır süren faşizm okul müfredatlarında, medyada ve siyaset kürsülerinde, kadın düşmanlığını, yerli halklara ve Müslümanlara dönük ayrımcılığı, emeği ve emekçiyi hor gören kast sistemini açıktan ya da dolaylı şekillerde destekleyerek toplumda derin çatlaklar ve kırılmalar yaratmıştır.

Aynı zamanda hem muhafazakâr siyaseti konsolide etmiş hem de devrimci halk savaşının dışında kalan “sol”, “sosyalist” yapıların önünü açarak reformizmi alternatif olarak sunmuştur. Böylece hem emekçi halkta ideolojik bulanıklık yaratılmış hem de kitlelerin kimi çelişkileri ya da ihtiyaçları çarpık şekillerde “halledilmiştir”.

Neo-liberal istikrarı, güvenlikçi politikaları, şovenizmi ve bütünüyle Hindutva rejimini Hindistan siyasetinde bir norm haline getirerek, kitlelerin siyasi özneler haline gelmeleri her geçen gün şeytanlaştırılmıştır.

Kapitalist ilişkilerin yeni şekillerde filizlenmesi ve büyük sermayenin semirmesiyle birlikte Hindistan egemen sınıfları, yeni yüzyılda tırmanan yayılmacı şovenist retoriğe ve savaş endüstrisine sermayenin ideolojisi gereği angaje olmuştur. Rejimle birlikte çeteler ve paramiliter güçler de toplumda bu çatışma ortamının izdüşümünü oluşturmuştur. Aynı zamanda rejimin kanatları altında büyüyen sermayedarlar da tıpkı sokaktaki çeteler gibi rant, şiddet ve faşist retorik peşinde koşmuştur.

Hindistan egemen sınıflarının Büyük Hindistan hayalinin önündeki en büyük engel olan Maoist hareket, Hindistan devletinin en büyük düşmanı olmuştur. Bununla birlikte yerli kabileler, kast sisteminin altındakiler ve Müslümanlar toplumdaki düşmanlar olarak sıralanmaya devam etmiştir. İşçi-emekçi yığınlar, yerli kabileler ve kast sisteminin en altındakiler aynı zamanda halk savaşının emektarları ve kitle gücü olmaya devam etmiştir.

Neo-liberal dönüşüm ve saldırılar yalnızca ekonomik manevralardan ve finans kapitalin dalgalanmalarından ibaret değildir. Borçlanma, faiz, enflasyon gibi kitlelerin cebini vakumlayan olgular elbette toplumda travmaya, basınca, izolasyona, ve derin bir yoksulluğa neden olmaktadır. Ancak durum yalnızca bundan ibaret değildir. Neo-liberal dönüşüm aynı zamanda örgütsüzlüğü, tam denetim altında sivil toplumu ya da sivil toplum kurumlarını, bütünüyle patrondan yana ya da bürokratik labirentlerden oluşan bir iş hukukunu da (aslında tüm hukuk alanları için de geçerli) gerekli kılar.

Tüm bu yağma politikası aslında başlı başına halka karşı açılmış bir savaşın tezahürüdür. Bu bağlamda halk savaşı yürüten Hindistan Komünist Partisi(Maoist) ve onun öncülüğünü yaptığı özgün toplumsal mücadele alanları (yaşam alanlarının korunması, yerli kabilelerin mücadelesi ve kast sisteminin ortadan kaldırılma mücadelesi vs.) bu politikaların hedefi haline gelmiştir.

Burada üzerinde durulması gereken nokta, Hindistan egemen sınıflarının bu tahlili kendi başlarına yapmadığıdır. 2010 yılı sonrası dünyayı saran silahlı çatışma ortamları, devletlerin açıktan yürüttüğü yayılmacı söylemler, yoğun militarizm, taciz ve ihlal operasyonları kapitalist-emperyalist sistemi kolektif bir şekilde bu noktaya evriltmiştir.

Günümüzde kapıyı çalan büyük savaşın ayak sesleri uzun zamandır duyulmaktaydı. Egemen kapitalist sınıflar dünyada yaşanan derin yoksulluğun, ekolojik kırılganlığın ve kapitalist üretim ilişkilerinin ortaya çıkardığı bir yığın diğer çelişkinin ve ıstırabın karşısında emekçi sınıfların ve mazlum halkların ortaya çıkarabileceği gücün pekala farkındadırlar. Dolayısıyla devrimci dinamiklerin, ulusal kurtuluş hareketlerinin ve buna ek olarak emperyalist klikler arası mücadele bağlamında desteklenen, istismar edilen veya icat edilen silahlı örgütlerin tasfiyesi ya da imhası tüm dünyada kendini göstermektedir.

Burjuva devletlerin birbirlerini ya da pazar alanlarını bozguna uğratmaya girişmeden önce içerideki silahlı güçleri, silahlı ideolojileri ya da aslında en basitinden örgütlü mücadeleyi ortadan kaldırması icap etmektedir. Bu kısmen gerçekleştiğinde sıra dışarıdaki imha ve işgal hareketine gelecektir. Kabaca bu denklem bağlamında Hindistan’da yaşanan yoğun endüstriyelleşme ve büyüyen sermaye ekseninde egemen sınıflar kendine yeni pazar ve ideolojik ittifaklar aramaya çoktan başlamıştır. Hindistan, daha doğrusu bütünüyle Güney Asya sömürgeci dönemden kalan bir yığın sorunla (ülkelerin sınır sorunları, ulus ve inanç sorunları, kast sistemi, derdest edilmiş jeo-politik atmosfer vs.) yaşamaya devam etmektedir.

Hindistan egemen sınıfları bu sorunları demokratik bir şekilde çözmek bir yana, bu meseleleri ortadan kaldırmanın yolunun mutlak statükodan geçtiğini düşünmekte ve imhacı bir siyaseti izlemektedir.

On yıldan fazla bir süredir Hindistan egemen sınıflarının başta İsrail (dolayısıyla Amerikan silah endüstrisi) ile yürüttüğü teknik ve taktik işbirliğini unutmamak gerekir. Siyonizm ve Hindutva faşizmi arasındaki ideolojik benzerlik epey fazladır. Tüm bu meselelerin neticesinde Yeni Demokratik Devrim’e karşı başlatılan Kagaar Operasyonu’nu halka karşı başlatılmış bir imha operasyonu olarak ele almak doğru olacaktır.

Emperyalizmin laboratuvarlarında geliştirilmiş silahların, kontra taktiklerinin ve stratejilerinin uygulandığı bu operasyonlar, son yıllarda dünyanın birçok yerinde farklı biçimlerde gerçekleşmektedir. Kagaar Operasyonu neticesinde yargısız infazlar, sivil ölümleri, köy boşaltmalar, itiraf ve iftiracılık, fişleme, sıkıyönetim, paramiliter çetelerin ve kontr-gerillanın normalleştirilmesi yani bütünüyle kitlelere dönük imha siyaseti izlenmektedir.

İşte neo-liberal dönüşümün ve saldırıların doruk noktası burasıdır. Toplumun çelişkilerinin derinliği ekseninde sertleşen bu saldırıların Hindistan’daki mücadelede izdüşümü bu imha operasyonunda kendini göstermiştir. Değişen üretim biçimleri neticesinde toplumun yaşadığı sallantı, yoğun devlet terörü ve imha operasyonuyla birleşince ortaya acı bir tablo çıkmaktadır…

Hindistan toplumunda kitlelerden kitlelere formülasyonunu, halk savaşı taktiklerini, komünist birleşik mücadele kültürünü fevkalade örneklerle yükseltmiş ve deneyimlemiş HKP(Maoist)’in, toplumun yaşadığı bu dönüşümü ve git gide yükselen devlet terörünü yeterince iyi okuyamamış olduğunu da vurgulamak gerekir.

Ellerinde banka çekleriyle devlete teslim olanlardan alınacak çokça ders vardır. Ancak bu HKP(Maoist)’in yarattığı mücadele mirasının yok olduğu, hareketin bütünüyle yenildiği anlamına gelmemektedir.

Hainler kendilerini ortaya çıkarıncaya dek bu operasyonda birçok kadro, militan ya da sempatizan çarpışarak hayatını kaybetmiştir. Devletin kontra güçlerinin insanlık dışı tutumları da göz önüne alındığında teslim alamadıkları herkesi yargısız bir şekilde infaz ettikleri de ortadadır.

Hindistan başta olmak üzere halkına savaş açmış tüm devletler yıkılmaya gebedir! Yoksullukla, devlet terörüyle, haksız savaşla emekçi sınıflar ve halklar teslim alınmaya çalışılmaktadır. Ancak unutmamak gerekir, HKP (Maoist) bugüne kadar nice devrimci figür ve lider çıkarmış, sayısız ve isimsiz emektarını da eteğinde taşıyan, topluma kök salmış bir harekettir.

Bu çelik aldığı suyu unutmaz!

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu