GüncelMakaleler

HALKIN GÜNDEMİ | Savaş Stratejilerinde Yeni Dönem

"Yeni savaş tarzı hem devletlerin/orduların hem de direniş örgütlerinin savaş stratejilerinde köklü değişimler yarattı."

ABD Başkanı D.Trump, yanına Netanyahu’yu alarak İran’daki molla rejimine karşı kapsamlı bir savaş başlattı. Bu saldırı, küresel konsensüsle birlikte politik dengelerin geri dönülemez şekilde altüst olduğunu ve yeni bir döneme girildiğini daha net şekilde ortaya koyarken, askeri açıdan da savaş stratejilerinde/düzeninde yeni bir döneme girildiğini açıkça göstermiştir. Bu askeri saldırı, iki devletin/ordunun hava kuvvetlerine dayalı olarak gerçekleştirdiği en kapsamlı savaş olarak değerlendirilebilir. Rus emperyalistlerinin Ukrayna işgalinde yaygın olarak kullanılan füze ve dronlar, Pakistan ile Hindistan veya İsrail ile İran devletleri arasındaki kısa süreli savaşlarda kullanılmıştır. Ancak ABD emperyalizminin saldırısı, bir “prova”dan ziyade, artık yeni bir savaş düzenine geçildiğini gösteren bir kapsama ve öneme sahiptir. ABD ile İran ordularının hava kuvvetlerine dayalı bu muharebesi, genel anlamda, savaş tarihinde hava kuvvetlerinin hızlı denilebilecek bir tekamülünün ürünü olarak biçim almış ve şimdiden yeni bir dönemin miladına aday olmuştur.

​Hava kuvvetlerinin ve silahlarının savaş tarihindeki yeri oldukça yeni sayılır. Bin yıllık savaş tarihinde, ilk uçaklar I. Emperyalist Paylaşım Savaşı (EPS) sırasında kullanılmışsa da, bu uçaklar henüz stratejik bir önemden/etkiden ziyade taktiksel üstünlük sağlayabilen silahlar olarak kullanılmıştı. Orduların -içten yanmalı motorlu araçlarla- mekanize olup atlara dayalı kara ordularının tarihe karıştığı I. EPS’de hava kuvvetleri, kara ile deniz kuvvetleri için destek gücü olarak konumlandırılmış ve etki gücü o günün teknolojisiyle sınırlı kalmıştı.

​Ancak II. Emperyalist Paylaşım Savaşı sırasında savaş uçakları ve dolayısıyla hava kuvvetlerinin stratejik üstünlüğe eriştiği söylenebilir. Artık her sahada kara ve deniz kuvvetlerine denk olabilen bir konuma yükselen hava kuvvetleri, destek ve taktik düzeyli konumdan “oyun kurucu” ve stratejik düzeyli konuma geçerek bu gelişim dinamiğini günümüze kadar korumuştur. Hemen her savaşta, hava kuvvetleri daha etkili, hızlı, geniş, derin şekilde stratejik konumunu büyütüyordu. II. EPS’de uçak filoları okyanus ötesi muharebelerde de stratejik önemde belirleyici olabilmiştir. O dönemde savaş uçakları okyanusu geçebilecek yeterliliğe sahip olmasa da, yaygın askeri üslerle bu yetersizliğin üstesinden gelinmiş ve hava kuvvetleri/saldırıları Japonya’nın elinde ABD emperyalizminin savaşa girmesini sağlarken, ABD emperyalizminin elinde savaşın -atom bombasıyla- bitirilmesinde öne çıkan bir kuvvet olmuştur.

​Teknolojik anlamda yaklaşık 10 yılda bir, daha hızlı ve güçlü hale gelebilen hava kuvvetleri, Vietnam işgalinde çok yaygın olarak kullanılan savaş helikopterleri sayesinde yeni bir aşamaya girmiştir. Vietnam Savaşı, savaş helikopterleri, savaş uçakları ve obüslerin koordineli kullanımına dayalı yeni savaş stratejisiyle bir dönüm noktası sayılabilir. Bu savaşla birlikte dünyanın tüm ordularının savaş gücünün ölçütleri arasına giren “savaş helikopterleri ile roketler”, stratejik saldırılarda hava kuvvetlerinin öne çıkmasında rol oynamıştır. 1991’de Saddam Hüseyin’in Kuveyt’i işgali sonrası ABD emperyalizminin bölgeye müdahalesiyle, hava kuvvetlerinin yeni bir evreye girdiği söylenebilir. Bu dönem, füzelerin hava kuvvetlerinde artık kalıcı bir yeri olduğu ve bu kullanımın giderek genişlediği bir süreçti. Seyreltilmiş uranyum (nükleer enerji “atığı”) içeren füzelerden tahrip gücü yüksek füzelere kadar birçok hava gücü silahının denendiği Körfez Savaşı’ndan sonra dünyadaki silahlanma yarışına füzeler de dahil oldu. Rampa aracılığıyla yüzlerce/binlerce kilometre gidebileninden, omuzdan atılan 4 kilometre menzilli güdümlü füzelere kadar çeşitli füzeler ordu envanterine katıldı. Elbette Ar-Ge’de de füzelerin öne geçtiği malum.

Savaş stratejileriyle taktikleri yeniden yazılıyor

​1990’larla 2000’lerin başlarında yeni elektronik teknolojilerin orduları da sarması sonucu başlayan küresel modernizasyonda hava kuvvetleri bir üst lige çıkarak stratejik üstünlüğünü perçinledi. Uydular, GPS ve her şehirde yer alan milyonlarca kamera, füze ve dronlarla nokta atışını mümkün kılmaya başlamıştı. Binlerce yıllık savaş tarihinde tüm kralların, komutanların, diktatörlerin, güce tapanların vs. hayali olan stratejik güç, orduların gücünün yeni ölçütü olmuştur. Satrançla sembolize edilen konvansiyonel savaşta stratejik bir kuvvet (birim) olan piyonlar, füze savaşlarıyla birlikte taktiksel bir seviyeye düştüler ve toprağa dayalı egemenlik sınırıyla tesislerin muhafızlarına dönüştürüldüler. Artık piyonları aşıp -kayıp vererek- şaha ulaşmak ve böylece savaşı kazanmak gerekmiyordu. Piyadeleri havadan aşıp şahı evinde vurabilen füze ile dronlar, savaş stratejileriyle taktiklerinin yeniden yazılmasını ve tüm orduların savaş düzenini değiştirmesini sağladı. Hava kuvvetlerinin bu üstünlüğü, deniz ve kara kuvvetleri karşısında sürekli güçlenmesini sağlamıştır. Hava kuvvetlerinin bu hızlı tekamülü, bir kara parçasına (toprağa) dayalı egemenlik haklarının/savaşlarının, denizden sonra, hava sahasını (atmosferi) ve atmosfer dışını kapsayacak şekilde yeni bir dönemi başlatmıştır.

​Füze ve dronların en yaygın kullanıldığı yerlerden birisi olan Ukrayna’da Rus emperyalistleri veya Ukrayna ordusu bu yeni teknolojiyi kara kuvvetlerini desteklemek eksenli kullanmıştır. Rus emperyalizmi işgal ettiği bölgelerde kara kuvvetlerini öne çıkartırken, işgalin dışında kalan topraklarda, hava kuvvetlerini öne çıkarıp füze ve dronları buralarda yaygın kullanmıştır. Bu savaşta kara ve hava kuvvetleri işgal odaklı şekilde eşgüdümlü kullanılmıştır.

​Kara kuvvetlerinin kullanılmadığı savaşlardan birisi olan Pakistan ile Hindistan orduları arasındaki kısa süreli savaşın biriken gerilimi boşaltma amacı dışında bir hedefi olmayan karşılıklı saldırılardan oluştuğu ve füzelerin sadece kara kuvvetlerinin tuttuğu yerleri hedef aldığı söylenebilir.

​Ancak 2023-2025 yılları arasında İsrail Siyonist devletinin Gazze’yi yıkımı sürecinde İran ordusu ile gerçekleştirdiği savaşın sadece hava kuvvetlerine dayandığı ve füze savaşlarının başlangıcı sayılabileceği söylenebilir. Bu füze savaşlarının birincisi 12 gün sürmüş ve binlerce füze ile dronun kullanıldığı bir muharebe tarzıyla, bu yeni tarzın güçlü ve zayıf yanlarının daha net görülmesini sağlamıştır. Bu savaş, aynı zamanda, füze teknolojisinin ordu gücü olma niteliğini daha derin şekilde sağlamlaştırmıştır.

​ABD’nin molla rejimine karşı başlattığı füze saldırısının ise daha kapsamlı olduğu ve etkilerinin sonradan da görüleceği söylenebilir.

​ABD ordusunda yaklaşık yüz yıldır deniz kuvvetlerinin hâkimiyeti bulunurken, roller değişmeye başlamıştır. İngiliz emperyalizminin I. EPS sonrası ordusunu küçültmesiyle kendine yer açıldığını düşünen ABD emperyalizmi, denizler hakimiyeti stratejisi çerçevesinde dünyanın bütün büyük denizlerine deniz üssü ve denizci birlikleri yerleştirmişti. Bu süreç deniz kuvvetlerinin fiilen en stratejik/üstün konumda olmasını ve hava kuvvetlerinin destek kuvvet olarak konumlandırılmasını sağlamıştı. Ancak teknolojik gelişmelerle birlikte hareket kabiliyeti ve yıkıcı güçleri artan hava kuvvetlerinin evrimi stratejik üstünlükle sonuçlanmıştı. Askeri müdahalelerin/saldırıların büyük çoğunluğunu deniz kuvvetleri odaklı gerçekleştiren ABD ordusu, dünyada en fazla uçak gemisi (11 adet) ve askeri üsse (720 adet) sahip ordu sıfatıyla, deniz ve hava kuvvetlerini birbirine en etkili şekilde entegre edebilen ordu olma özelliğini de koruyor. İran’a yönelik saldırılarda, karadaki askeri üsler ile denizdeki uçak gemileri, hava gücünün destekleyici unsuru olarak görev almış ve savaşın ana ekseni, hava kuvvetleriyle biçim almıştır.

Devletler ve ordular arası rekabet, yeniden biçim alıyor

Bu yeni savaş düzeni, en azından öteki emperyalist devletlerde de hakim olacaktır. Kısa vadede sadece ekonomik gücü yetenlerin geçebileceği bu yeni savaş düzenine G-20 devletlerinin de görece hazırlandığı söylenebilir. Şu anda devletler ve ordular arası rekabetin ana ekseninin füze ve dron teknolojisine göre biçim aldığı söylenebilir.

​Elbette bütün savaş tarihinde de görülebileceği gibi devletlerin teritoryal yani toprağa dayalı egemenlik/güç idealleriyle var olması ve kıtaların denizlerle çevrili olması dolayısıyla, kara ile deniz kuvvetleri, savaşlar var olduğu sürece, stratejik önemlerini koruyacaktır ancak muharebe tarzına göre kara, deniz ve hava kuvvetleri arasındaki denge ile entegrasyon tarzı farklılaşabileceği gibi, artık hiçbir devlet, hava kuvvetleri ve hava savunma sistemleri olmadan, güçlü bir orduya sahip olduğunu söyleyemeyecektir. Hava kuvvetlerinin diğer kuvvetlerden üstün olduğu ve stratejik ekseni biçimlendirdiği bu yeni savaş düzeninde, muharebe araçları, düzeni, taktikleri ve stratejileri de köklü değişime uğramıştır. Askeri uydular, füze, dron, savaş uçağı, hava savunma sistemi, radar, füze rampaları, füze tesisleri, füze nakliye araçları vb. yeni savaş tarzında öne çıkıyor. Füzeler 10 bin kilometreye kadar gidebilen ve nükleer başlık dahil çeşitli patlayıcı türlerini taşıyabilen teknolojiye sahipken, dronlar, bir karıştan 20 metrelik kanat açıklığına varabilen boyutlarıyla hem saldırı hem gözetleme için kullanılabilen nitelikleriyle tüm orduların korkulu rüyasına dönüştüler. “Akıllı sürü programı” ile tek bir klavyeden -gösteri dronlarında da görüldüğü gibi- binlercesinin kontrol edilebilmesi ve tek yumruk gibi hareket edebilmelerinin mümkün olmasıyla, füzelere göre taktiksel üstünlük/çeşitlilik yaratabiliyor. İran’da Devrim Muhafızları Ordusu’nun ucuza (30 bin dolara) mal ettiği kamikaze (intihar) dronlar, ABD ordusunun bir milyon dolara mal ettiği füzelerle kapışıyor. Bu sebeple ABD ordusu İran’ın kamikaze dronlarını kopyalayıp kullanmaya başladı. Yine mali sıkıntılar sebebiyle daha ucuza ve çok fazla dron üretme yeteneği kazanan Ukrayna ordusunun dron stratejisi de dünyada etkisini sürdürüyor. Dronlar, hava savunma sisteminden daha kolay kaçabildikleri gibi, düşman hattının içerisinde (Ukrayna ordusunun Rusya topraklarında yaptığı gibi) monte edilip sınır hattını geçme sorununu aşarak büyük zayiat (ve psikolojik sarsıntı) yaratabiliyor. Kısacası, kısa mesafede ve “parasız” ordularda dronlar, büyük devletlerin ordularında füzelerin öne çıktığı söylenebilir.

Uzayda arsa kapma yarışı!

​Füze ve dron teknolojisine dayalı savaş stratejileri, lojistikte de köklü değişimler yarattı/yaratıyor. Hava saldırılarına karşı hem devletler hem de direniş örgütleri yaygın şekilde tünel ve yeraltı depolarını kullanıyor. İran’ın yüzlerce/binlerce dronu ile füzesi içerisinden kamyonların geçebildiği tünel ve yeraltı depolarında saklanıyor. Üretim tesislerinin bir kısmı da yeraltına inmiş durumda. Yeni savaş tarzı sığınakların yeniden şehir mimarisine eklenmesini sağladı.

​Yeni savaş düzeninde kara ve deniz kuvvetleri gittikçe daha fazla hava kuvvetlerine entegre olurken, hava kuvvetlerinin alanını atmosfer dışına taşıdığını da vurgulamak gerekir. Şimdiden emperyalist (ekonomik gücü büyük) devletlerin öncülüğünde biçim alan “uzayda arsa kapma” yarışı, uydumuz Ay ve komşumuz Mars’a da sıçradı. Askeri uydularla iletişim uyduları dolayısıyla zaten egemenlik savaşına (iktidar dalaşına) sahne olan atmosfer dışı alandaki yörüngelerde 20 bin civarı uydu bulunuyor. Stratejik öneme sahip bu uydular, hava kuvvetlerinin güç kaynaklarından birini oluşturuyor. Bu kaynağa, ABD ordusunun inşa ettiği “Altın Kubbe” gibi çok pahalı ve etkili yeni tarz hava savunma sistemleri de ekleniyor. Füzeleri atmosfer dışından tespit edip yok etmeyi sağlayabilecek olan “Altın Kubbe” Kuzey Amerika ile Batı Avrupa’yı kapsıyor. Trump’ın Grönland’ı -savaşı göze alacak kadar çok- istemesinin bir sebebi de bu kubbe inşasıdır.

​Atmosfer dışının egemenlik alanına dönüşmesinin bir sebebi de -füze savaşlarının merkezine de yerleşen- yapay zekânın eğitimi, inşası, soğutma sorunu, güvenlik sorunu vb. açısından daha uygun/cazip oluşudur. Şimdilik sadece emperyalist devletlerce/şirketlerce gerçekleştirilmesi planlanan bu yeni tarz üretim modeli, yakında tüm dünya ordularını/devletlerini kapsayacaktır. Trump’ın İran saldırısındaki dönüm noktalarından birini de oluşturan yapay zekâ, insan zihninin yapamadığı kapasitede ve hızla, binlerce, milyonlarca veriyi derleyip davranış analizi yapabiliyor; taktik ve strateji önerebiliyor. Yine yapay zekâ destekli füze ve dronlarla şehirlerdeki bir bina, araç, tesis yüksek isabet oranıyla tahrip edilebiliyor. Ayrıca yapay zekâ, istihbaratın çok daha hızlı, geniş ve derin düzlemlerde yapılmasını mümkün kılarak, savaşlara stratejik düzeyde etki yapabilecektir.

​Yeni savaş tarzının bu güçlü yanları kadar zayıf yanları da var elbette; her silahın, taktiğin, stratejinin olduğu gibi… ​Yeni savaş tarzının en büyük zaafının, çok pahalıya mal olması olduğu söylenebilir. Zaten mali sıkıntısı olan, ekonomik gücü yetersiz devletlerin/orduların hâlâ kara gücüne/kuvvetlerine dayanması bu ağır mali yükten kaynaklanıyor. Trump’ın İran’a saldırısının maliyetinin günlük ortalaması bir milyar doları buldu. Bir orta boy balistik füze 1-3 milyon dolara mal edilebilirken, bir uçak gemisi, hiç mühimmat harcamasa bile milyonlarca dolarlık masraf yapıyor.

​Yeni savaş tarzının en zayıf taraflarından biri de yer altında ve deniz altında etkisizleşmesidir. Ortadoğu’yu tüneller ağına çeviren yeni savaş düzeninde, tünel ve sığınaklar için B-2 bombardıman uçağıyla taşınabilen 13 tonluk bombalar üretildiyse de, bu bombalar çok pahalı ve ağır olduğundan henüz taktiksel düzeyde bile geniş etki yaratabilecek üstünlüğe sahip olduğunu söylemek zordur. Tünel ağlarının kilometrelerce olduğu düşünüldüğünde, bu tür sığınak bombaları ucuzlayıp yaygınlaşsa bile, tünel tahribi uzun süre daha etkinliğini koruyacaktır.

​Yeni savaş tarzı, tarihte eşi benzeri görülmeyen -ve tüm iktidar odaklarının hayallerini süsleyen- bir merkezileşme gücü ile hızı sağladıysa da (saniyeler içerisinde dünyanın öbür tarafındaki orduları/birlikleri bile tek merkezden yönetmek mümkün!) yeni savaş tarzının bu en güçlü tarafı, aynı zamanda, onun en zayıf tarafını da oluşturuyor.

Elektronik teknolojisi hala hacklenme riskiyle etkili şekilde baş edemedi. Bir füzenin, dronun ya da komuta merkezinin hacklenmesi yeni savaş tarzındaki en büyük kabuslardan biridir. Elektronik teknolojisi, güneş fırtınalarına karşı da savunma tarzı geliştirmekte yetersiz; bu sebeple birçok devlet, dünyanın her tarafıyla aynı anda iletişimi ve füze fırlatmayı mümkün kılan elektromanyetik dalgalara dayalı teknolojiyle birlikte, kısa mesafede etkili olabilen (aracıyla bu mesafeyi artırabilen) radyo dalgalarına dayalı teknolojiyi muhafaza ediyor.

​Dünya, iletişim açısından olduğu kadar meta üretimi ve dolaşımında da birbirine entegre olan ağ sistemine dönüştüğünden, bu entegrasyon ve hızlı dolaşımı mümkün kılan uydu konum tespit sistemi (GPS), tüm uçaklar ve gemilerden sonra yeni nesil kamyonlar ve otomobillerde hakim kılınırken; füze teknolojisi de bu sisteme bağımlı kılınmıştır. Askeri birliklerin de bağımlı olduğu GPS, füze ve uzun mesafeli dronların yerlerine ulaşıp nokta atışı yapmalarını mümkün kılıyor. Bu teknolojinin hacklenme, güneş fırtınalarında sapma ve karşıt teknolojiyle saptırılma riski bulunuyor.

Geleneksel güvenlik tedbirleri işe yaramıyor

​Yeni savaş tarzının yeni silah ve araçlarının en zayıf taraflarından birisi de insana/canlıya zarar vermeyen, ama çok ucuza, kolayca (internetten bakarak) yapılabilen elektromanyetik patlatıcılar (boomlar)dır. Bir uçağı, füzeyi, dronu ya da elektronik iletişim ağıyla donatılmış bir komuta merkezini, yüz gramlık patlayıcı, küçük bir boru ve cep telefonuyla yapılacak düzenekle dumura uğratmak mümkün. Elektrikli araçlar da -hacklenme ihtimaliyle birlikte- risk altındadır. Bu risk, henüz sadece yakın mesafede etkili olabildiğinden yaygınlaşmadıysa da, bu alanda da yoğun Ar-Ge çalışmaları yapıldığı biliniyor. Bu saldırı araçlarını yasaklamak mümkün değil; cep telefonu gibi çok yaygın bir elektromanyetik dalga “üreticisini” yasaklayabilecek bir devlet yoktur muhtemelen. Şirketler, ordular, devletler bu saldırı tarzına karşı geleneksel güvenlik tedbirleri dışında etkili bir savunma sağlayamamaktadır. Buna karşı yeni bir teknolojik zırh geliştirilmesine ihtiyaç mevcut.

​Yeni savaş tarzının zayıf taraflarından birisi de muharebe alanının çok geniş olabilmesinden (İsrail-İran veya ABD-İran orduları arasında olduğu gibi sınır komşusu olmayı gerektirmediğinden) dolayı hava sahalarının uçuşa kapatılmasıdır. Bu durum, kapitalizmin dolaşım sistemini kısmi felce uğratıp büyük tepki yaratabiliyor. 21. yüzyılda ulaşım ile iletişimin hızlanması ve üretimle dolaşım ağlarının dünya genelinde entegre olması dolayısıyla bu tepkiler daha büyük olmaktadır. Silah şirketleriyle petrol şirketleri bu savaşlarda büyük bir güç kazanırken, havayolu, turizm, kargo şirketleriyle bazı internet şirketleri bu yeni tarz savaşta büyük zarara uğrayabiliyor. Ara madde ve gıda dolaşımına da engel olabilen bu yeni tarz savaşlara karşı oluşan tepki (Hürmüz Boğazı’nın kapanması ve gübre, plastik hammaddesi ile gıda akışının kesilmesiyle oluşan tepki gibi) savaşların erken bitmesi için büyük basınç yaratabiliyor. Ortaya çıkan gerilimle artan enflasyon da son füze savaşında olduğu gibi savaşın erken bitmesi için basınç yaratıyor.

​Yeni savaş tarzı hem devletlerin/orduların hem de direniş örgütlerinin savaş stratejilerinde köklü değişimler yarattı. Hava savunma sistemi ile füze/dron programı güçlü bir ordunun temel ölçütlerinden biri haline geldi. Hamas, Lübnan Hizbullah’ı gibi örgütlerin bile çok sayıda (on binlerce) füze, roket ve dronu bulunuyor. Yeni savaş tarzı, teknik bilgisi gelişmiş asker ve militan tarzını da öne çıkardı. Artık hacker’lar bu savaş düzeninin merkezinde yer alıyor. Savaş tarihinin defalarca gösterdiği gibi eğer yeni teknolojiyle üretilen silahın dengini ya da daha üstününü yapamıyorsan ya o silahı etkin kullanmayı öğreneceksin ya da “ilkelleşeceksin”; yani tünel gibi bir çözümü aktifleştireceksin. Dünyanın en yıkıcı yeni silahlarını, kazmalarla veya yeni teknoloji ürünü dev tünel kazıcı makinelerle yapılan tüneller durdurabiliyor.

​Yeni savaş tarzının maliyetli oluşu sömürü oranını artırdığından, bu yeni savaş tarzına karşı en etkili yöntemlerden birisi -kadim bir yöntem olan- örgütlü halkların direnişi olacaktır.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu