
Kadınların doğum izninin 16 haftadan 24 haftaya çıkarılmasını içeren Sosyal Hizmetler Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair görüşmeler Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu’nda tamamlandı. Yine bir “torba yasa” kapsamında karşımıza çıkan bu değişikliğin 15 yaşın altındaki çocuklara sosyal medya kullanımını yasaklamayı da içeren çeşitli yasaklarla birlikte önümüzdeki haftalarda yasalaşması bekleniyor.
Devlet Memurları Kanunu’nda yapılan değişiklikle, kadın memura verilecek ücretli doğum sonrası izin süresi 8 haftadan 16 haftaya çıkarılacak, sağlık durumunun çalışmaya uygun olduğunu doktor raporuyla belgeleyen kadın, isterse, doğumdan önceki izin süresinden doğum sonrasına aktarabileceği süre bir hafta artırılacak. Böylelikle kadın memurlara doğumdan önce 8, doğumdan sonra 16 hafta olmak üzere toplam 24 hafta süreyle analık izni verilecek.
İlk bakışta kadınlar lehine görünen, kadınların ihtiyaçlarını önceleyen bir anlayışla hazırlandığı düşünülen bu düzenlemenin erkek egemen devletin bütüncül politikaları ile birlikte düşünüldüğünde gerçek amacı daha anlaşılır oluyor.
Doğum izni süresi ile ilgili yapılan bu iyileştirme, özü itibarıyla erkek egemen iktidarın “aile yılı” politikasının bir uzantısı, aileyi, kadını, çocuk bakımını ataerkil ele alışın bir yansıması sadece. Zaten kadınların omzunda bir yük olan çocuk, hasta, yaşlı vb. tüm bakım sorumluluklarını toplumsallaştırmak yerine bu görevleri kadına ait gören toplumsal şekillenişi pekiştirecek bir adım olarak çocuk bakımı kadınlara bırakılıyor.
TÜİK ve Birleşmiş Milletler Kadın Birimi ortaklığında hazırlanan istatistiklere göre “2024 yılında hanesinde 3 yaş altında çocuğu olan 25-49 yaş arası gruptaki kadınların istihdama katılım oranı yüzde 26.9 iken aynı koşullardaki erkeklerin oranı yüzde 90,9’a çıkmaktadır. Hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olmayan 25-49 yaş grubundaki kişilerin istihdam oranı ise kadınlarda yüzde 58.6’ya yükselmektedir.” Bu veriler çocuk bakımının diğer bakım yükleriyle birlikte esas olarak kadınlara bırakıldığını gösteriyor. Erkek egemen iktidarın kadınlar lehine bir iyileştirme gibi yansıttığı doğum izni düzenlemesi, bu verilerle düşünüldüğünde, kadınların istihdama katılımının ve çalışma hayatındaki istikrarının önüne konulan engellerin kurumsallaşması anlamını taşıyor.
Erkek egemen iktidarın izin politikasını esas olarak kadınlar üzerinden kurgulaması, bakım yükünü kadın-erkek eşitliği üzerinden ele almaması erkekleri çocuk bakımında yardımcı rolüne indirgeyen toplumsal şekillenişi pekiştirmekten başka bir işe yaramıyor. Bu durum sadece kadınların ev içindeki rolünü, konumunu belirlemiyor. Patronların kadınları tercih edilmeyecek riskli grup olarak tayin etme politikasını da körükleyerek kadının toplumsal konumunu geriletmeye çalışıyor.
İktidarın “aile yılı” söyleminin esas odağı nüfus ve aileydi. Bu düzenlemeler, bu politikanın bir ürünü olarak açığa çıkıyor. Bakım yükünü toplumsal bir görev-mesele olarak tanımlamak, çözümlemek yerine bu sorumluluğu tamamıyla kadınlara yükleyerek kamusal alanı kadınlara kapatan, çalışma hayatından kadınları çekerek eve hapsetmeye çalışan bütüncül yaklaşımın bir ürünü olarak karşımıza çıkıyor.
Bir yanda aile söylemleri, sürekli güncellenen aile ve çocuk teşvikleri, bu sorumlulukları toplumsallaştırmaktan giderek uzaklaşan ve kadınlara yükleyen erkek egemen iktidar gerçeği, bir yanda tüm yatırımını, politikalarını savaş merkezli kuran devlet gerçeği var. Kadınlar açısından bu gerçeklik kurumsallaşan ataerkil baskıyı ifade ediyor. Sermayedarların çıkarlarından başka bir şey gözetmeyen, kendi güçlerini tahkim etmek için halkın geleceğini savaşlarla altüst eden erkek egemen iktidarların hiçbir “iyileştirmesi” kadınların nihai olarak toplumsal konumunun ilerletilmesine katkı sunma amacı taşımaz. Andaki veya uzun vadeli çıkarlarına hizmet edip etmemesiyle açıklanabilir. Bu tablo kadınların emeği, bedeni, kimliği üzerinden yürütülen çok yönlü sömürü düzenine karşı bütünlüklü bir mücadelede ısrarıyla değişebilir.



