
İstanbul Bakırköy’de İşçi-Emekçi Birliği ( İEB), açlığa ve yoksulluğa karşı yaptığı açıklamada, “Aralık ayında asgari ücret, açlık sınırının altında ve yalnızca %27 artışla 28.075 TL olarak açıklandı. Hemen ardından yeni yıl zam oranları peş peşe duyuruldu. Asgari ücrete yapılan sefalet zammı düzeyinde, hatta daha altında belirlenen artışlar milyonlarca işçiyi daha da derin bir yoksulluğa itti.
Asgari ücret açıklandığında açlık sınırı 30 bin TL’ydi. İki ay geçmeden 34 bine, yoksulluk sınırı ise 103 bine dayandı. Ücret artışları; yükselen kiralar, elektrik, su, doğalgaz faturaları, temel tüketim maddelerine gelen zamlar ve ağır vergiler karşısında tamamen eridi.
Yıl sonunda açlık sınırının 50 bini aşması bekleniyor. Bu, emeklilerde olduğu gibi çalışan işçi ve emekçilerin de yıl sonunda açlık sınırının yarısına mahkûm edilmesi demektir” sözleri ile başladı.
İEB, “Bizlere dayatılan yalnızca düşük ücret değildir” diyerek, esnek ve güvencesiz çalışma, işsizlik, ağır vergi yükü, nitelikli eğitim ve sağlık hizmetlerinden, sağlıklı barınma hakkından yoksun bırakılmak da bu düzenin bizlere dayatması olduğunu, sermaye düzeninin sözcüleri “işçileri enflasyona ezdirmedik” nutukları atarken, işçi sınıfının önüne konan gerçek tablo bu olduğunu vurguladı. Sözlerinin devamında, “Krizin faturası da sırtımıza yüklenirken çalışma ve yaşam koşullarımız daha da ağırlaşıyor. Ancak bu baskı ve sömürü düzenine boyun eğmek zorunda değiliz. Emeğimizle yarattığımız zenginliklere bir avuç sermayedarın el koymasına artık yeter demeli, ücretli kölelik düzenine karşı mücadeleyi büyütmeliyiz.
Bu gidişata dur demenin yolu; başta fabrikalar olmak üzere her yerde örgütlenmekten, kendi taleplerimiz için birleşik ve kararlı bir mücadele yürütmekten geçiyor.
Artık yeter! Açlığa ve sefalete karşı Genel Grev, Genel Direnişi örgütlemek için daha güçlü, daha kararlı adımlar atmaya çağırıyoruz” şeklinde çağrı yaptı.
“Bu bir sınıf kavgasıdır”
Açıklamaya,
“Bir yanda biz işçi ve emekçiler; diğer yanda TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB ve benzeri sermaye örgütleri, onların devleti ve siyasi temsilcileri… Onlar emeğimiz üzerinden zenginleşirken, biz insanca yaşayabilmenin mücadelesini veriyoruz.
Daha fazla kâr uğruna halkları savaşlara sürüklüyor, yağma ve talan politikalarıyla Ortadoğu’dan dünyanın dört bir yanına yıkım yayıyorlar. Suriye’de Kürt halkının kazanımlarına saldıranlar, Alevi, Dürzi ve diğer halklara yönelik katliamları destekleyenler ile bu topraklarda milyonları açlığa mahkûm edenler aynı sınıfın temsilcileridir. Bizim mücadelemiz yalnızca emeğin özgürleşmesi için değil; halklara yönelik inkâr, imha ve asimilasyon politikalarına karşı eşitlik ve özgürlük içindir.
Biz eşit, özgür ve onurlu bir gelecek istiyoruz.
Tokat’ta, İzmir’de, Gebze’de, Ankara’da, Kayseri’de, Van’da, Antep’te… İşçi ve emekçiler her gün direniyor. Sınıf kardeşlerimiz daha iyi çalışma ve yaşam koşulları için grevler ve direnişler örgütlüyor. Smart Solar işçileri sefalet dayatmasına karşı direnerek haklarını korudu. Binlerce Migros işçisi tüm baskılara rağmen direndi ve kazandı.
Yalnızca bu topraklarda değil, dünyanın dört bir yanında işçiler sokakta. Emperyalist barbarlığa, savaş politikalarına, sömürüye ve yoksulluğa karşı; insanca, eşit ve özgür bir yaşam için mücadele ediyorlar.
Bu çürümüş düzeni yıkıp onurlu bir yaşam kurmak bizim elimizde. İşyerinde, mahallede, okulda örgütlenmek ve mücadeleyi büyütmek tek çıkış yolumuzdur. Açlığa, sefalete, sömürüye, zam ve vergi soygununa, savaş politikalarına karşı birleşik mücadele geleceğimizi kazanmanın şartıdır.
Çağrımız tüm işçi ve emekçilere: Gelin, bizlere sefalet dayatanlara karşı sınıf mücadelesini birlikte büyütelim!” şeklindeki ifadeleri kaydetti.



