GüncelMakaleler

ANALİZ | 1 Mayıs’ta Neden Taksim’de Olmalıyız?

"Taksim, dönemin, konjonktürün ve sınıflar arasındaki çatışmanın andaki çıktısı ile birlikte düşünülmelidir."

İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs’ı bu yıl özgün koşullar içinde karşılıyoruz.

Milyonlar, işsizlik, korkunç bir yoksulluk, çığ gibi büyüyen işsizlik; devasa bir örgütsüzlük ve güvencesiz çalışma rejimi altında her gün daha fazla eziliyor.

2025 1 Mayıs’ından bugüne işçi ve emekçiler için hemen her alanda sorunların daha fazla büyüdüğünü daha da derinleştiğini söylemek mümkün. Geride bıraktığımız bir yıl içinde, işçi sınıfı hareketinde mevcut durumu değiştirecek, sınıfın direniş dinamiklerini ters yüz eden, niteliksel bir değişime neden olacak bir hareketlilik yaşanmadı.

Ne var ki sınıfın bağrında biriktirdiği sinerjiyi açığa çıkaran, derinlerde biriken öfkeyi ifade eden önemli eylem, grev ve direnişlere de tanık olduk. Söz konusu eylem, iş durdurma ve grevler sınıfın üzerine çöreklenmiş sarı sendikal anlayışlara ve düzenin yoğun sömürüsüne karşı verilen son derece anlamlı yanıtlar olmuştur.

İşçiler hakları ve gelecekleri için eylemdeydi

Sınıfın mücadelesine ilişkin bir fikir edinmek adına süregelen direnişlerin bir kısmına kısa bir bakış atalım:

İzmir: Gaziemir’deki Ege Serbest Bölge’de faaliyet yürüten Almanya menşeli erkek giyim firması Digel Tekstil’de çalışan TEKSİF üyesi işçilerin sendikasızlaştırma, taciz, mobbing ve sefalet ücretine karşı direnişi, kadın işçilerin mücadelesinin sembollerinden biri haline geldi.

416 gündür yılmadan mücadele eden işçiler, gün geçtikçe hanelerine yeni kazanımları da yazıyor. Sendika üyesi oldukları için işten çıkarılan 15 işçiden 5’inin işe iade davası da kazanımla sonuçlandı. Ağırlıklı olarak kadın işçilerin çalıştığı ve direnişe çıkanların da çoğunluğunu kadınların oluşturduğu Digel’de kadın işçiler, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde de alanlardaydı.

İzmir: Queen Flowers (Queen Tarım) işçileri, Dikili’de faaliyet gösteren fabrikada, sendikal haklarını, onurlarını ve insanca çalışma koşullarını savunmak için başlattıkları mücadeleyi kararlılıkla sürdürüyor. Aylar önce başlayan örgütlenme sürecinde karşılaştıkları baskılar, tacizler, tehditler, haksız işten çıkarmalar ve yıldırma politikaları, işçileri durduramadı; aksine daha da güçlendirdi. İşçilerin direnişi sürüyor.

Gebze: OSB’de faaliyet gösteren Smart Solar’da greve çıkan 260 işçi, 114 günün ardından toplu iş sözleşmesini kazanımla sonuçlandırdı. Fabrikada en düşük ücret 65 bin TL’ye yükselirken, ortalama yüzde 50 zam sağlandı ve grev sürecinde işten çıkarılan 44 işçinin işe iadesi kabul edildi.

İzmir: Petrol-İş Aliağa Şubesinde örgütlü Temel Conta işçileri, insanca yaşayacak ücret, insanca çalışma koşulları ve sendikal hakları için başlattıkları grevi sürdürüyor.

Gebze: Organize Sanayi Bölgesinde kurulu bulunan ve güneş panelleri üreten Smart Solar’da grev 114. gününde kazanımla sonuçlandı. En düşük işçi maaşı 44 bin liradan 65 bin liraya çıkarıldı. Grev süresince işten çıkarılan 47 işçinin tamamı işe geri alındı

İstanbul: Tez-Koop-İş Sendikasının örgütlü olduğu Özel İtalyan Lisesi’nde öğretmenlerin grevi sürüyor. 13 Mart’ta okul önünde basın açıklaması gerçekleştiren emekçiler, “kısmi zamanlı görevlendirme” adı altında grev kırıcılığı yapılmasını protesto etti.

İzmir: Polyak Madencilikte çalışan işçiler ücretlerinin eksik ödenmesi ve iş güvenliği önlemlerinin yetersiz olmasından kaynaklı 20 Şubat’ta Bağımsız Maden-İş öncülüğünde iş durdurdu. Maden işçilerinin mücadelesi 5 Mart’ta kazanımla sonuçlandı; sendika tüm taleplerin karşılandığını açıkladı.

Bursa: Sendikalaştıkları için Ekim 2025’te işten atılan Karesi Tekstil işçilerinin mücadelesi sürüyor. Öz İplik-İş Sendikası öncülüğünde 26 Şubat’ta Fomara Meydanı’nda basın açıklaması yapan işçiler; sendikal haklarının tanınmasını ve işten atılan işçilerin işe geri alınmasını talep etiler.

Manisa: Türkiye Maden İşçileri Sendikasında örgütlü İmbat Madencilikte çalışan binlerce işçi, toplu iş sözleşmesinden doğan haklarının ödenmemesi ve sıfır zam dayatmasına karşı 25 Şubat’ta iş bıraktı. Aynı gün iş bırakan Yeni Anadolu Madencilik işçileri, 28 Şubat’ta da kitlesel yürüyüş düzenledi.

İstanbul: Dudullu Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Dardanel fabrikasında, küçülme gerekçesiyle işten çıkarılan ve aylardır tazminatları ödenmeyen kadın işçiler, 4 Mart’ta fabrika önünde, 12 Mart’ta Dardanel Sancaktepe depo ve 13 Mart’ta Dardanel Genel Merkezi önünde basın açıklaması yaptı.

Dudullu’daki Dardanel fabrikasından işten çıkarıldıktan sonra tazminat hakları için 15 gün boyunca kararlılıkla eylem yapan kadın işçilerin direnişi kazanımla sonuçlandı.

Mersin: Mersin Uluslararası Liman İşletmeciliği AŞ’ye (MIP) bağlı Özgüneş Taşımacılık’ta, TÜMTİS’te örgütlenen 1 Ocak’ta işten çıkarılan 180’den fazla liman işçisinin direnişi devam ediyor. 10 Mart’ta MIP binası önünde eşleri ve çocuklarıyla birlikte eylem yapan işçiler taleplerini yinelediler.

Antep: Maaş farkları ve Şubat maaşları ödenmeyen Sırma Halı işçileri 9 Mart’ta iş bırakıp fabrika önünde direnişe geçti. 13 Mart’ta Balıklı Parkındaki eylemde konuşan BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, patronların hak gasplarına, iş cinayetlerine ve iktidarın cezasızlık politikasına dikkat çeken bir konuşma yaptığı için gözaltına alınarak 16 Mart’ta tutuklandı.

Tokat: Tokat, İstanbul ve Çorlu’da tazminat haklarını alamayan Şık Makas işçileri, 6 Ekim 2025’ten bu yana BİRTEK-SEN öncülüğünde, patron ve onun güdümündeki sarı sendika, valilik, belediye ve yargıya karşı direniyor. Maaşlarının büyük kısmını ve tazminatlarını kazanan işçiler haklarında verilen Kod 22’yi de kaldırttı. İşçiler kalan hakları ve temsilcilerine uygulanan Kod 45’in kaldırılması için direnişlerine devam ediyor.

İstanbul: Maltepe HepsiJET İşçilerinin 2025 Aralık ayı içinde HepsiJET depolarında başlayan grevleri, işçilerin taleplerinin kabul edilmesiyle birlikte kazanımla sonuçlandı. İşten atılan tüm Hepsijet çalışanları işe geri alındı. İşçiler gasp edilen pazar izinlerini geri aldı ve çalışma koşulları iyileştirildi.

İstanbul- İstanbul’da Özel Okmeydanı Hastanesi’nde görev yapan sağlık çalışanları ve emekçilerinin, ödenmeyen maaşları için başlattıkları direniş 51. gününde zafere ulaştı.

İstanbul: Migros depo işçilerinin, çalışma koşulları ve düşük ücretlere karşı yaptığı iş bırakma eylemi anlaşmayla sonuçlandı. DGD-SEN’in ‘zafer açıklaması’ başlığıyla duyurduğu metne göre, 10 ilde 14 depoya yayılan ve 23 gün süren fiili grevin ardından taşeron sistemine son verildi ve tüm depo işçileri Migros kadrosuna geçirildi.

İşçi sınıfı ve emekçiler topyekûn kuşatma altında

Sınıfın direnişlerinden yaptığımız bu seçki bile sınıf hareketindeki geri çekilmeye karşın pek çok il ve bölgede işçi-emekçilerin ciddi bir arayış içinde olduğunu gösteriyor.

Adını andığımız mücadeleler içinde özellikle de Migros işçilerinin sürdürdüğü direnişin kısa sürede coğrafyamızın dört bir yanına yayıldığını, devrimci-demokratik güçlerin sahiplenmesiyle kısa sürede gündemin birinci sırasına yerleştiğini hatırlatalım. Gelişen direniş ve güçlü sahiplenmenin neticesinde mücadele önemli bir kazanımla sonuçlandı.

Maden işçilerinin direnişlerinin de benzer bir rotadan ilerleyerek yine kazanımla sonuçlandığını hatırlatalım.

Açık ki işçi sınıfı, Mehmet Şimşek’in OVP’siyle kendisine dayatılan yoğun sömürüye, kazanılmış hakların gaspına, esnek çalışma rejiminde vites yükseltme adımlarına karşı giderek büyüyen bir öfke taşıyor. Ücretlerin ve alım gücünün yaz sıcağındaki kar tanesi gibi eridiği koşullarda başka türlü olması da beklenemezdi.

Emperyalistler arasındaki savaşın bu süreci daha da ağırlaştırdığı açık. Burjuvazinin bu koşullarda sınıfı işsiz bırakma ile tehdit ettiğini bunun imzalanan toplu sözleşme süreçlerinde de negatif bir etmen olarak karşımıza çıktığını ifade etmek gerekir.

Siyonist İsrail’in Gazze’de uygulamaya soktuğu işgal, saldırı ve soykırım saldırıları 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlatılan askeri saldırganlık; 4. yılını dolduran Ukrayna-Rusya savaşı, işçi sınıfının gerek demokratik hak ve özgürlükler gerekse de ücret mücadelesini olumsuz yönde etkileyen faktörler olmuştur.

Kuşkusuz bunun başat nedeni sınıfın yaşadığı derin örgütsüz ve sendikalara hakim olan sarı sendikal, düzen içi anlayışlardır.

Sendikalar günümüzde işçi sınıfını, burjuvazinin milliyetçilik ve şovenizm saldırısına karşı korumaktan öte bunu doğrudan örgütleyen bir pozisyondadır. Kuşkusuz devrimci-demokratik güçlerin sınıf içinde zayıflayan etkisini nedenlerin en baş sırasına da yazmak gerekir.

Türk burjuvazisinin, toplumun tüm kesimlerine yönelik ‘İç cepheyi tahkim etme’ yönelimiyle dizginsiz bir şekilde saldırıya geçtiği bir sürecin içindeyiz

Burjuvazi ve onun temsilcisi AKP-MHP iktidarı, burjuva muhalefetin seçimlerde kazandığı belediyelere bile türlü gerekçelerle kayyum atamakta buna paralel gazetecilere, aydınlara sanatçılara da yönelmektedir.

Devrimci-demokratik güçlere yönelik kapsamlı tutuklama operasyonları düzenleyen iktidar, kadınların sokakta mücadele ederek kazandığı haklarını gasp etme yönelimindedir.

AKP-MHP iktidarı, LGBTİ+’ları hedef alan yeni bir yasa taslağıyla nefret siyasetini kurumsallaştırmak istiyor. Açık ki bu taslak; LGBTİ+’ların bedenlerini, kimliklerini ve yaşamlarını devlet denetimine sokmayı amaçlayan bir saldırıdır. Cinsiyet uyum sürecine yaş sınırı koyulmakta, “resmi kurul raporu” şartı getirilmekte, “ahlaka aykırılık” gibi ifadelerle hapis cezaları öngörülmektedir.

Müesses nizam, toplumun tüm kesimlerine karşı, emperyalist savaşı bahane ederek yoğun bir saldırı ve kuşatma stratejisini yürürlüğe sokmaktadır.

Bu tablo içinde emperyalizmin savaş örgütü NATO’ya 7-8 Temmuz’da Ankara’da ev sahipliği yapılacaktır.

NATO’nun işçi sınıfı ve ezilenlerin, halk iktidarı ve sosyalizm mücadelesine karşı kurulmuş bir örgüt olduğu gerçeğini de dikkate aldığımızda durumun vahameti daha da anlaşılır olmaktadır.

1 Mayıs’ta Taksim’de buluşalım!

Tüm bu tablonun bize verdiği birkaç mesaj vardır:

İlki, sınıfın, işçi ve emekçilerin bir bütün olarak toplumun, dipte biriktirdiği sinerjinin yüzeye vurmaya başladığıdır. 2025 19 Mart hareketliliği bunun somut bir yansıması olmuştur.

İkincisi, yüzeye vuran bu dalga bir yol aramaktadır. Sınıf mücadelesinde çelişkiler giderek keskinleşmektedir ki bir saflaşma ve ayrışma halinden söz edilmelidir.

Üçüncüsü, bu saflaşmada ezilenler, sistemin mevcut hegemonyasını red etme eğilimindedir. Buna yanıt verecek bir ideolojik-siyasi çizginin yaratılması acil bir ihtiyaçtır.

Dördüncüsü, coğrafyamız NATO üzerinden atılan yeni adımlarla emperyalist hegemonya dalaşının daha fazla merkezine çekilmektedir. Bu, milyonlarca işçi ve emekçi için daha fazla ölüm, sefalet, baskı ve zulüm anlamına gelecek tehlikeli bir sürece kapı aralamaktadır.

Toparlarsak;

2026 1 Mayıs’ını bu tablo içinde karşılıyoruz. İstanbul 1 Mayıs’ında Taksim tartışması bu bütünlük içinde ele alınmalıdır.

Taksim, işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki güç dengesi ve hesaplaşmanın andaki izdüşümünü vermektedir. Açık ki bu nitelik bu yılda korunacaktır. Bizim için 1 Mayıs’ta yer tartışması, sınıflar mücadelesinin özetlediğimiz konjonktür içinde bir anlam kazanmaktadır. Bu nedenle her koşulda, her yıl ve mutlaka Taksim tutumuna sahip değiliz. Bu tartışmaya yaklaşımımız stratejik değildir.

Taksim, dönemin, konjonktürün ve sınıflar arasındaki çatışmanın andaki çıktısı ile birlikte düşünülmelidir.

Bu bağlamda; 2026 1 Mayıs’ında Taksim, sarı sendikal anlayışlar eliyle düzen içine dünden daha fazla çekilmek istenen sınıf hareketi ile sistemin kurduğu hegemonyayı red eden çizgi arasında ayrımı ifade etmektedir.

Taksim bu yanıyla bir ayrışma ve hesaplaşma niteliği taşımaktadır. Kuşkusuz düzeninin mevcut ideolojik-politik ve kültürel hegemonyasını kırmada ve arayış halindeki kitleler için yeni bir siyasal çizgi inşa etmede Taksim önemli bir rol oynayacaktır.

Bir kez daha ifade etmek gerekir ki Taksim 1 Mayıs alanıdır. 1 Mayıs’ta; sömürüye, yoksulluğa, emperyalist savaşlara ve NATO’ya karşı adresimiz Taksim olmalıdır!

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu