Güncel

Aslan’dan infaz yakmalara tepki: bu artık “disiplin” değil, “infaz yakma” rejimidir!

Dem Parti Şırnak Milletvekili Newroz Uysal Aslan infaz yakmalara karşı bir çalışma başlattıklarını dile getirerek, "tahliyeyi ortadan kaldıran, infazı yakan, hukuku askıya alan yeni bir infaz rejimi inşa edilmiştir." dedi.

Dem Parti Şırnak Milletvekili Newroz Uysal Aslan’dan infaz yakmalara tepki göstererek, çalışma başlattıklarını dile getirdi.

Dem Parti Şırnak Milletvekili Newroz Uysal Aslan hem İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na kapsamlı başvuru yaptıklarını hem de  Adalet Bakanı’nın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdiklerini dile getirerek, “Türkiye cezaevlerinde disiplin hukuku, kurum düzenini sağlamaya dönük istisnai bir alan olmaktan çıkarılmış; hücre cezaları üzerinden tahliyeyi ortadan kaldıran, infazı yakan, hukuku askıya alan yeni bir infaz rejimi inşa edilmiştir.

Mahpusların kendi ifadesiyle bu artık “disiplin” değil, “infaz yakma” rejimidir.

Bugün birçok cezaevinde, geçmişte verilmiş, infaz edilmiş, hatta kimi zaman kaldırılmış hücre cezaları; yıllar sonra yeniden çıkarılıp mahpusların karşısına konulmakta ve “üç hücre” eşiği üzerinden koşullu salıverilme hakkı fiilen ortadan kaldırılmaktadır. Bu ne hukuktur. Bu ne infazdır. Bu, idarenin elinde tahliyeyi bir hak olmaktan çıkaran kapalı devre bir cezalandırma düzenidir” dedi.

Sunulan soru önergesinde, “Bu rejimin en çıplak örneklerinden biri Düzce T Tipi Kapalı Cezaevi’dir.

1992’den bu yana cezaevinde tutulan Resul Baltacı, Düzce’ye sevk edilmeden önce tek bir hücre cezasına sahip değilken, bu cezaevinde art arda hücre cezalarına maruz kalmıştır.

Verilen hücre cezalarının gerekçeleri infaz rejiminin niteliğini açıkça ortaya koymaktadır:

  • Odada bulunduğu iddia edilen ve mahpusa dahi gösterilmeyen bir cismin varlığı,
    • “Ayakta sayım” dayatmasına itiraz,
    • Resul Baltacı, Fikret Karakoç, Sinan Tutmaz ve Mazlum Kaya’nın birlikte Kürtçe şarkı söylemesi, şarkıda “Kürdistan” kelimesinin geçmesi ve halay çekmeleri,
    • Bir fotoğraf gerekçe gösterilerek verilen hücre cezası; ki bu fiilden dolayı açılan davada mahkeme kesin beraat kararı vermiştir.

Ceza yargısında suç sayılmayan fiil, disiplin hukukunda hücre cezası olarak korunmuş; beraate rağmen infazı yakmaya devam etmiştir.

Bugün Düzce Cezaevi’nde Resul Baltacı, Fikret Karakoç, Mazlum Kaya ve Sinan Tutmaz, hücre cezaları gerekçe gösterilerek koşullu salıverilmeden yararlandırılmayan, yani “tahliyede hücreye takılan” mahpuslardır” denildi.

Aslan, “Bu uygulamanın kadın mahpuslar bakımından nasıl özel bir infaz rejimine dönüştürüldüğü Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi pratiğinde açıkça görülmektedir.

Sema Oral, Rukiye Fidan, Tenzile Acar, Hatice Güzel, Dilan Turan, Şükran Avşar, Kıymet Ilgaz ve Şivekar Ataş, üç ve üzeri hücre cezası gerekçe gösterilerek koşullu salıverilme hakları fiilen ortadan kaldırılan mahpuslardır.

Burada hücre cezası yalnızca bir disiplin yaptırımı değildir.
Burada hücre cezası; kadın bedeni, kadın kimliği ve politik varlık üzerinde kurulan çok katmanlı bir tahakküm aracına dönüştürülmüştür.

Vedat Bozkurt, Mersin Cezaevi’nde, on kişilik koğuşta yirmi kişinin tutulduğu koşullarda, kendilerine yatak ve yastık verilmemesi üzerine parçalanmış süngerden yastık yapıldığı gerekçesiyle hücre cezası almıştır.

Ardından bu olayın devamında yaşanılanlar gerekçe gösterilerek ikinci bir hücre cezası verilmiş, ancak olay adli yargıya taşınmış ve beraatle sonuçlanmıştır.

Buna rağmen hücre disiplin cezaları kaldırılmamış ve bugün Sungurlu/Çorum T Tipi Cezaevi’nde Vedat Bozkurt’un tahliyesi fiilen ortadan kaldırılmıştır.

Beraatin bile infazı geri getirmediği bir düzenden söz ediyoruz.

Bolu Cezaevi’nde Ali Adıman, Suat Duman, İbrahim Doğan, İbrahim Ergün, Şaban Saruhan, Hüseyin Ayyıldız, Felemez Kapçak, Abdurrezak Gülmez, Fermanî Çetin, Mehmet Salih Adan, İhsan Balkaş ve Kerem Öztürk.

Bu mahpuslar hakkında geçmişte verilmiş hücre disiplin cezaları gerekçe gösterilerek koşullu salıverilmeleri ellerinden alınmıştır.

Bu uygulama; cezanın ağırlığından bağımsız biçimde, “umut hakkını” idarenin keyfî takdirine bağlayan kapalı devre bir rejim yaratmaktadır. Mahpus yılları tüketirken, hukuk değil kurul kararları hüküm sürmektedir.

“Burada Mesele Disiplin Değil, Tahliyeyi Ortadan Kaldıran Bir Rejimdir”

Aslan tepkisini, “Bugün hücre cezası, mahpusun ne yaptığıyla değil; tahliyesinin yakılıp yakılmayacağıyla ilişkili bir araca dönüştürülmüştür.

Geçici olması gereken disiplin yaptırımı kalıcılaştırılmakta;
infaz edilmiş ve hatta kaldırılmış cezalar yıllar sonra yeniden üretilmekte;
mahpusun iyi halli olması, uzun süre disiplin cezası almaması, hatta beraat etmesi dahi tahliyeye yetmemektedir.

Bu hukuki güvenliğin çöküşüdür.
Bu infaz hukukunun tasfiyesidir.
Bu idarenin mutlaklaştırılmasıdır.

İşte bu nedenle bugün hem İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nu göreve çağırdık, hem de Adalet Bakanı’na açık sorular yönelttik.

Türkiye genelinde kaç mahpus bu rejimin mağdurudur?
Hangi cezaevlerinde, hangi idari pratiklerle bu sistem işletilmektedir?
Adalet Bakanlığı bu tabloyu hangi hukuk anlayışıyla izlemektedir?” şeklinde ifade etti.

Aslan: “yerleşik bir tahliye engelleme rejimi vardır.”

“Buradan açıkça söylüyorum:

Mesele artık tek tek cezaevleri değildir.
Karşımızda, hücre cezaları üzerinden kurulan, ülke çapında benzer biçimde işletilen yerleşik bir tahliye engelleme rejimi vardır.

Biz bu rejimi kabul etmiyoruz.

Bu düzen dağıtılana, tahliye yeniden bir hak haline gelene, infaz hukuku yeniden hukuk olana kadar bu meselenin takipçisi olacağız” şeklinde tepki gösterdi.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu