DerlediklerimizGüncel

NUBAR OZANYAN | Rojava’yı ve Kardeşliği Anlamak

"Sayısız tarihsel, toplumsal, yaşamsal, kültürel farklılık ve çelişkileri, birikmiş ve katılaşmış ön yargıları, 10 yıllık zaman içinde sonlandırmak, sadece ütopik bir istem olabilir."

Rojava, Ortadoğu sahasında dostların olduğu gibi çok sayıda düşmanın da gözünün üzerinde olduğu halkların kardeşlik adasıdır. Yıllardır birçok kesim tarafından birçok başlık altında konuşuldu ve konuşulmaya devam ediliyor. Dikkatleri bu denli üzerine çekmesinin nedeni sadece DAİŞ’e ve işgalci TC‘ye karşı ortaya koyduğu görkemli direniş ve sayısız şehitlerin varlığı değildir. Bu devrimci değerlerin yanında aynı zamanda tüm muktedirlere inat çöl ortasında bir toplumsal kardeşlik modeli yaratma cüretidir.

Tarihten, hakikatten, topraktan, halkların özgür yaşam talebinden gücünü almaya çalışan Rojava, özgürlük arayan her renkten mazlumun ilgi duyduğu, tanımaya çalışıp önemsediği, dayanışıp duyarlılık yükselttiği gibi sayısız muktedirlerin de bir an önce yok olmasını ve tarihten silinmesini istediği kardeşlik adası olmaya devam etti.

Dört parça Kürdistan’da Kürt ulusunun, özgürlük ve demokrasi güçlerinin birlikte ayağa kalkışı ve sesini herkese, sözünü her tarafa duyurabilmesinin fazlasıyla nedeni, halkların gelecek özlemine karşı gösterdiği güçlü hassasiyet, sahiplenme ve eylem bilincidir. Dost ve düşmana varlığını, haklarını kabul ettirmesinde en büyük rolü, ayağa kalkan halkların varlığı ve kararlı iradesi oynadı. Bir resmi statüye sahip olmamasına rağmen 62. Münih Güvenlik Konferansı’na kabul edilmesi, uluslararası politik ve diplomatik arenada meşruluk kazanmaya çalışmasında en belirleyici faktör, Kürt halkı, haklıdan ve özgürlükten yana olan milyonlarca insanın varlığıdır. Bu sarsılmaz büyüleyici kitle desteği, Rojava’ya diplomasi alanında sözünü söyleme, politik arenada sesini dinletme gücü kazandırdı.

Halkların eşitliği

Ulusların ve halkların tam hak eşitliğine sahip olarak eşit bir şekilde, kardeşçe birlikte omuz omuza çalışması ve yan yana yaşaması kadar anlamlı ve değerli ne olabilir ki? Bu temel evrensel değeri kendine temel almaya ve uygulamaya çalışan Demokratik Özerk Yönetim ve QSD, son süreçte coğrafi alanda yaşanan daralma sonucu belli sorunlarla ve yürütülen tartışmayla karşı karşıya kaldı. Farklı renkte, dillerde konuşan halkların birlikte ortak yaşaması konusunda ağırlık olarak sosyal medya üzerinden ve sahada yükselen eleştiri ve dillendirilen tepkiler, Rojava gerçekliğini ve amaçlanan toplumsal projenin yeterince anlaşılmadığını ortaya koyuyor. Büyük toplumsal projelerin dümdüz bir çizgide, sorunsuz ilerlediği, çelişkisiz geçekleştiği nerede görülmüştür? Geçmiş devrimler ve özgürlük kalkışmaları fazlasıyla buna tanık değil midir?

Dış ve iç etkenler

Demokratik Özerk Yönetim ve QSD içinde yer alan bir kısım Arap aşiretin, Şam, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin kışkırtması ve ABD’nin sessizliği ve onayı üzerine yaşanan bir dizi provokasyon sonucu çekilmesi üzerine “Halkların birlikte yaşaması ve kardeşliği”nin yalan olduğu ve keza Demokratik Özerk Yönetim modelinin yanlışlığı vb. üzerine yapılan yorum ve itirazlar; süreci, amaçlanan projenin özünü kavramaktan uzak ve dar yaklaşımlardır.

Bazı Arap aşiretlerinin, Demokratik Özerk Yönetim ve QSD’den çekilmesinin birinci nedeni, Arap aşiret şeyhlerinin kendi topluluklarının çıkarlarını savunmak korumak yerine, kişisel ve ailesel çıkarlarını koruyarak saf değiştirmesidir. Aşiret şeyhleri etrafına topladığı Arapları kendi kişisel ve ailesel çıkarlarına alet ederek saf değiştirmelerine yol açtı.

Kuzey ve Doğu Suriye’nin nüfusunun yaklaşık yüzde 70’ini Araplar oluşturuyor. Araplar QSD’nin silahlı birimlerinin ve idari örgütlenmelerinin önemli bir bölümünü oluşturuyordu. Esad yönetimi sürecinde yaşanan bir dizi adaletsizlik ve haksızlıklar sonucu QSD’yi en iyi seçenek görüp ve onun iradesini kabul eden Arap aşiret liderleri, katılım ve destek sunmakta gecikmedi.

Suriye Geçici Yönetimi’nin başına Ahmet El Şara getirildikten sonra Arap aşiret liderleri, Suudi Arabistan, Türk askeri ve politik yetkililerinin kışkırtma ve provokasyonu üzerine ülkenin geri kalanıyla toprak bütünlüğünü sağlama, Şam’la siyasi bir anlaşma yapılması yönünde taleplerini dile getirmeye, bu yönlü seslerini yükseltmeye ve QSD üzerinde baskı yapmaya başladı.

Bu dış kaynaklı istem ve talepler, yavaş yavaş yeraltından ilerlemeye başladı. Geçici Şam Yönetimi ile Demokratik Özerk Yönetim arasında süren görüşmelerin zamana yayılması, Arap aşiretlerin taraf değiştirmesini hızlandırdı. Bazı şehirlerin savunulmasını imkansız hale getirdi. Ardından Demokratik Özerk Yönetim’in, Kuzey ve Doğu Suriye sınırlarından Rojava sınırlarına çekilmesini beraberinde getirdi. Arap aşiretlerin, petrol gelirlerinden pay sahibi olma talepleri, güvenlik ve hizmet konusunda yaşadıkları sorunlar, yönetimde daha fazla yer alma vb. bir kısım şikayet ve tepkileriyle birleştirilerek saf değiştirmelerini hızlandırıldı. Yaşanan bu olumsuzluklar ve ortaya çıkan kötü tablo, Arap-Kürt halkı arasında ciddi kırılma ve güvensizliklerin yaşanmasına yol açtı.

Birlikte yaşama projesi    

Rojava’nın askeri ve idari yönetimi, çeşitli dil ve renklerde yaşayan halkların kardeşlik bahçesi olması için bir dizi çaba ve sayısız emek ortaya koydu. Bu projenin gerçekleşmesi ve halklar tarafından kabul görülmesi, geçmişten gelen ön yargıların ortadan kalkması, var olan sorunların çözülmesi için farklı yol ve yöntemler de izlendi. Kabul etmek gerekir; bu projenin gerçekleşmesinde pratik sahada hatalar da yapıldı, eksikliklere de düşüldü. HTŞ ve Türk işgalcilerinin saldırı ve kuşatması sonucu yaşadığı fiziki daralma ve geçmişte yaşanan bazı olumsuz pratikler üzerinden, “Halkların barış içinde birlikte yaşama” şiarının yanlış ilan edilip bir kenara atılarak, terk edilmesi doğru bir tutum değildir.

Bazı olumsuz pratik sonuçlardan yola çıkarak halkların birlikte ve kardeşçe yaşama ilkesine tepki duyup ön yargı beslemek; evrensel, temel değerleri bir kenara bırakmak, tarihin ve gerçeğin yanlış yerinde durarak, yanlış yargı büyütmek demektir. Sormak gerekir; hangi devrimsel hamle, kutsal özgürlük yürüyüşleri dümdüz bir çizgide sorunsuz ve pürüzsüz yol almıştır? Eleştirinin keskin kılıcını yemeden, samimi dürüst öz eleştiriler vermeden, değişip dönüşmeden yürüyebilmiştir?

Farklı ulus, halk, inanç, dil ve renklerin ayrımcılık, ötekileştirme ve düşmanlaştırılmak için uğraşıldığı, zulmün her renginin egemen kılınmaya çalışıldığı günümüzün barbar ve gericilik dolu kapitalist dünyasında, emeğin ve özgürlüğün evrensel değerlerine tutunarak dayanışmak, eşit koşullarda birlikte barış ve huzur içinde kardeşçe yaşamak, en büyük devrimci eylemdir.

Dil, kültür, etnik  farklılıklarını toplumun ve doğanın bir zenginliği ve çeşitliliği olarak kabul etmek, bu temelde birlikte yaşamak nasıl kötü olabilir? Rojava topraklarında bu temel evrensel değerler yaşatılmaya ve yeniden yaratılmaya çalışıldı. Yüzlerce yıllık Kürt-Arap tarihsel gerçekliğine, geçmişte yaşanan sayısız kırılma ve düşmeleri göz önünde bulundurmadan bir dizi işgalci sömürgeci gerici güçlerin yarattığı yıkıcı, ayrıştırıcı, parçalayıcı, düşmanlaştırıcı politika ve izleri, bir 10 yıllık zaman dilimi içinde ortadan kaldırmak elbette kolay olamazdı. Sayısız tarihsel, toplumsal, yaşamsal, kültürel farklılık ve çelişkileri, birikmiş ve katılaşmış ön yargıları, 10 yıllık zaman içinde sonlandırmak sadece ütopik bir istem olabilir.

Demokratik Özerk Yönetim, önünde duran engelleri aşacak, zorlukları alt edecek, yaşadığı bir dizi sorunları çözecek güce ve potansiyele sahiptir, çünkü gerçeğin gözünün içine bakmaktan korkmadı ve korkmayacaktır. Halklara ve hakikatlere, tarihsel ve geçmiş deneyimlere güçlü yaslanıldıkça, başarı mümkün olan bir gerçek haline mutlaka gelecektir. Halkların kardeşlik ve eşitlik bahçesinde daha güçlü canlı renklerde, sayısız kardelen açmayı süredürecek ve insanlığa örnek olmaya devam edecektir.

(Yeni Özgür Politika – 17 Şubat 2026)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu