
2026 1 Mayıs’ını, coğrafyamızda ve dünyada emperyalist savaşların derinleştirdiği işsizlik, yoksulluk ve alım gücündeki düşüş ile buna paralel bir şekilde sürdürülen baskı ve zulüm politikalarının kitleleri zapturapt altına almaya çalıştığı koşullarda karşılıyoruz.
İşçi sınıfı ve ezilen emekçiler, dünya halkları, geride kalan bir yılı çatışma, ölüm, zorunlu göç, mülteci ve göçmen düşmanlığı; kazanılmış hakların gaspı ve hak arayışlarına yönelik kapsamlı saldırılarla geçirdi.
Dünyada 2025 1 Mayıs’ından bugüne, işçi sınıfı ve emekçiler; emperyalist kapitalist sistemin ideolojik, politik, ekonomik olmak üzere hemen her alanda devreye soktuğu kapsamlı bir kuşatma ve cenderenin içinde yaşama tutundu.
Dünyanın pek çok yerinde sınıfın örgütlenmesinin önüne türlü engeller çıkarılıyor, çalışma saatleri uzatılıyor, esnek ve güvencesiz, en önemlisi de örgütsüz bir çalışma rejimi yaşama geçirilmeye çalışılıyor.
Emperyalist kapitalizmin karakterine de içkin olan daha fazla kâr hırsıyla örülü sömürü arzusu, dünyayı yok oluşa doğru sürükleyen korkunç bir talan ve yağma ile başat bir şekilde 2025 boyunca dizginlerinden boşanırcasına at koşturdu.
Kapitalizm, ideolojik düzlemde dikensiz bir gül bahçesinde gezintiye çıktığına olan inançla, içinde debelendiği ve artık birçok bölgede açık bir emperyalist savaşa dönüşen krizi aşmak için vites yükseltiyor.
Emperyalist kapitalizm yerküreyi yeniden paylaşmak adına köşe taşları birer birer döşenen bir üçüncü paylaşım savaşına doğru ilerliyor.
Dört yılı geride bırakan ve milyonlarca insanın yaşamını yitirdiği Ukrayna-Rusya savaşı, Siyonist İsrail’in arkasına ABD, AB, İngiltere ve NATO’yu da alarak Gazze’de ve şimdi de Lübnan’da giriştiği işgal, ilhak ve soykırım saldırıları; ABD/İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a başlattığı ve bir ayı geride bırakan askeri saldırganlığı, sistemin gerçek karakterini tüm çıplaklığıyla anlatıyor.
Coğrafyamızda da burjuvazi, daha fazla kâr ve hegemonya adına daha büyük yıkımlar getirecek politikaları yaşama geçirmekten imtina etmiyor.
Türkiye’de AKP-MHP iktidarı, 2025 boyunca işçi sınıfına, geniş emekçi kitlelere, kadınlara ve LGBTİ+lara, gençliğe, Kürt ulusuna ve Alevi inancından halkımıza yönelik saldırganlığını daha da yükseltti.
Sınıfın, insanca yaşanacak bir dünya ve güvenceli yaşam adına örgütlemeye çalıştığı direnişleri yasakladı, saldırdı, işçileri gözaltına aldı ve direnişçi işçi temsilcilerini/sendikacıları tutukladı.
Kadınları ve LGBTİ+ları hedefe koyarak homofobi ve transfobiyi derinleştirdi. 2026 1 Mayıs’ına, milyonlarca işçi ve emekçinin açlık koşullarında bir ücretle geçinmeye çalıştığı, derin sefalet koşullarında yol alıyoruz.
Ezilenlerin kılcal damarlarında öfkenin aktığı bir sürecin içindeyiz. Bir yanda emperyalist savaşlar, diğer yanda bunu fırsata çevirmek adına “iç cepheyi” güçlendirmeye çalışan Türk burjuvazisi.
2026 1 Mayıs’ı, tam da toplumun her kesiminin biriktirdiği değişim ve arayışı sisteme duyduğu öfke ile birleştireceğimiz bir sürece ev sahipliği yapmaktadır.
Sınıfın, sömürücü faşist-kapitalist sisteme yönelik halk iktidarı ve sosyalizm kavgası sokakta varlığını sürdürmektedir.
8 Mart’ta meydanlara yansıyan kitlesellik, 19 Mart’ın yıldönümünde sokağa yansıyan tepkiler ve elbette 21 Mart Newroz alanlarını dolduran yüz binlerin gösterdiği gerçek, kitlelerin bilincinde büyüyen direniş ezgine dairdir.
2026 1 Mayıs sürecine dair perspektifimiz, bir yandan sömürü politikalarına karşı dururken, diğer yandan emperyalizmin savaş örgütü NATO’nun Ankara’da 7-8 Temmuz’da düzenlenmek istediği zirve şahsında emperyalist savaşlara karşı halkların birliğini ve mücadelesini örgütlemek olmalıdır.
1 Mayıs’ta birleşilebilecek tüm devrimci-demokratik güçlerle bir araya gelmek ve güçlü bir 1 Mayıs iradesini örgütlemek büyük önem taşıyor. İşçi sınıfının temel gündemleri etrafında, planlı hedefli bir ajitasyon/propaganda çalışmasına eşlik eden güçlü bir kolektif örgütlenme, mevcut güçlerin gelişmesine hizmet edecek, ileri taşıyacaktır.
1 Mayıs süreci, değişim arayışındaki kitlelere temasımızın arttığı ve örgütlenme çağrımızı taşıdığımız, sınıfın örgütlülüğünü büyüttüğümüz bir sürece ev sahipliği yapmalıdır. Çalışmanın mümkün olan en geniş güçlerle örgütlenmesi de son derece önemlidir.
Birleşik, kitlesel ve güçlü bir 1 Mayıs örgütleme hedefi, sınıfın mevcut enerjisini de ileri taşıyacak. Burada açığa çıkarılan enerji, emperyalist savaşlara ve savaş örgütü NATO’ya karşı anti-emperyalist direnişi besleyecektir.
1 Mayıs, emperyalist güçler arasındaki dalaştan tarafsızlık kisvesi adı altında “cihanda barış” sahte söylemiyle, işçi sınıfı ve emekçilere savaş açan Türk burjuvazinin yüzündeki maskeyi düşürdüğümüz ve sınıfın gerçek gücünü gösterdiğimiz bir gün olacaktır.
1 Mayıs, devrim yolunda ilerleyen halkların bayramıdır. İşçi sınıfının onu ezen, yok sayan, geleceğini çalan ve karanlığa mahkûm eden burjuvaziye meydan okuduğu, gücünü gösterdiği bir direniş günüdür!
1 Mayıs bu topraklarda ağır bedellerle kazanılan ve yaratılan değerlerle büyüyen bir gündür. 500 bin emekçinin doldurduğu 1977 1 Mayıs’ında Taksim’de 34 işçinin katledilmesiyle hafızalara kazınan bir gündür.
1 Mayıs yasaklarının kaldırılması ve Taksim’in 1 Mayıs kutlamalarına açılması talebini yükseltmeliyiz. İşçiler, emekçiler, kadınlar, LGBTİ+’lar, Kürtler, Aleviler, kısacası tüm ezilenler için 1 Mayıs, sömürücü düzene karşı birlik, dayanışma ve mücadele günüdür!
Birleşik, kitlesel bir 1 Mayıs için şimdi bir adım öne çıkma zamanıdır! Şimdi 1 Mayıs zamanıdır!



