
Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruluşundan bu yana işçi sınıfına, Kürt halkına, Alevilere yönelik katliamlara neredeyse hiç ara vermemiştir. Bu katliamlar asker ve polis tarafından, dönem dönem de faşist örgütler ve kontr-gerilla tarafından gerçekleştirilmiştir. Mart ayı da darbelerle, katliamlarla anılan bir aydır. Ülkemizde askeri darbelerin yapıldığı, yine katliamların gerçekleştirildiği bir ay olarak anılmaktadır. Buna karşın mücadelelerin, direnişlerin, isyanların da gerçekleştiği bir ay olarak devrimci mücadelenin hafızasında yer edinmiştir.
TC’nin 1970’lerden bu yana halka yönelik katliamlarının bazılarını şöyle sıralayabiliriz; 1978 Maraş, 1980 Çorum, 16 Mart Beyazıt, 12 Mart Gazi-Ümraniye katliamı…
12 Mart askeri darbesi, gelişen anti-emperyalist devrimci gençlik hareketini, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yükselen toplumsal yükselişi bastırma hamlesi olarak tarihteki yerini almıştır. 12 Mart’ta yurtseverler, ilericiler, devrimciler, komünistler zindanlara dolduruldu. İşkencelerden geçirildi. THKO’nun önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan bir Mayıs şafağında idam edildiler. Kızıldere’de THKP/C’nin önderi Mahir Çayan’la birlikte on devrimci katledildi.
12 Mart askeri darbesini yapan generaller, ABD’nin istekleri doğrultusunda ülkemizdeki devrimci mücadeleyi bastırma, engelleme görevini yerine getirmek için canla başla çalıştılar.
Yine 16 Mart 1978 ‘de kontr-gerilla, MİT elemanları ve faşistlerin ortaklaşa saldırısıyla İstanbul Üniversitesi’nin ana kapısından çıkan devrimci öğrencilerin üzerine askeri yapım bir bomba atılmış, ardından da makineli tüfeklerle tarama sonucu yedi devrimci öğrenci ölümsüzleşmiş, kırktan fazla devrimci öğrenci de yaralanmıştır. Katliamı gerçekleştirenler ne gözaltına alındı, ne yargılandı ne de ceza aldı. Bu faşist katliamın örgütlenmesinde devletin parmağı olmasından dolayı bu dava da diğer davalar gibi cezasızlıkla sonuçlandı.
12 Mart Gazi Katliamı
1989’daki işçi sınıfının ” Bahar Eylemlilik”leriyle birlikte hak arama ve sendikal çalışmalarda hareketlenmeler hız kazanmıştı. Aynı zamanda devrimci örgüt ve partilerin de örgütlenmelerinde ve iktidara karşı mücadelelerinde bir hareketlenme gözlenmekteydi. Bu süreçte Alevilerin örgütlenmelerinde de özellikle1993’teki Sivas katliamının ardından dernekleşme çalışmalarının hızlanmasıyla birlikte cemevlerinin açılışları, federasyonların kuruluşuyla Alevi örgütlenmeleri hız kazanmıştı. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde de Alevi dernekleri, federasyonlar oluşturuluyordu.
12 Mart 1995’te gerçekleştirilen Gazi katliamı, ’90’lı yıllarda işçi sınıfının, Kürtlerin, Alevilerin bu örgütlenmelerinin, mücadelelerinin önünü kesmek, korkutmak, sindirmek için yapılan bir katliamdır. Özellikle tarih boyunca ezilen Alevilerin örgütlenmesinin bu yıllarda gelişmesinin önünün alınması ve devrimci örgütlere yönelimin önünün kesilmesi için planlanmıştır.
12 Mart 1995 tarihinde Alevilerin, Kürtlerin, devrimcilerin yoğun olarak yaşadığı Gazi Mahallesi’nde dört kahvehane ve bir pastane otomatik silahlarla tarandı. Alevi dedesi Halil Kaya öldürüldü, çok sayıda insan yaralandı. Olayda kullanılan taksi bir süre sonra bulundu, şoförü öldürülüp bagaja konulmuş ve taksi yakılmıştı. Aynı gün protestolar başladı. Gazi Cemevi önünde bekleyen insanlara, polis panzerinden ateş açıldı; bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.
13 Mart günü cenazeleri almak için toplanan kalabalık polis karakoluna yürüyüşe geçti. Polis ateş açtı ve burada da 15 kişi polis kurşunlarıyla katledildi. Bu saldırı ve ölümlerin sonucunda mahallede toplanma ve protestolar arttı. Polis ile mahalle halkı arasında çatışmalar başladı. İstanbul’un özellikle devrimcilerin, yoğun faaliyet yürüttüğü semtlerden, mahallelerden insanlar Gazi Mahallesi’ne akın etiler.
14 Mart’ta Gazi Mahallesi’nde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Mahalleye askeri birlikler gönderildi. Mahallede kurulan Halk Komitesinin ”Sokağa Çıkma Yasağı Kaldırılsın, Tutuklananlar Serbest Bırakılsın, Cenazeler Verilsin” talepleriyle sokağa çıkan kitlelere polis ve asker saldırdı. Günlerce süren mücadele sonucu asker ve polis mahalleden çekildi. Ancak Gazi Mahallesi’ndeki saldırılarda, devam eden direnişlerde 22 ilerici, devrimci katledildi, yüzlerce insan da yaralandı.
Polis ayrıca Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde, Gazi katliamını protesto eylemine silahla saldırdı ve bu sırada 5 kişi yaşamını yitirirken 20’den fazla insan yaralandı. Yani Gazi Mahallesi’nde başlayan katliam Ümraniye’de de devam etti.
İktidar, bu olayların sorumlularını-katilleri-göstermelik yargılamalarla geçiştirdi.
Hakim sınıf temsilcileri, dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de emekçi halkı ve işçi sınıfını bölmek, ezmek için her türlü aracı kullanıyorlar. En çok, şovenizm ve ırkçılık kullanılıyor. R.T.Erdoğan da iktidara geldiğinden bu yana tüm bu argümanları her başı sıkıştığında kullanmaktan çekinmiyor.
AKP iktidarı döneminde bütün tarikat ve cemaatler iktidar eliyle büyütülürken, Suriye’de kendilerinin eğitip-donattıkları cihatçılarla yürütülen savaşın parçası olarak ülkemiz de bir savaş üssü haline getirilmiş durumdadır.
Gazi katliamını örgütlenmenin, mücadelenin, isyanın çağrısı olarak hatırlamalı, devrim mücadelesini yükseltmeliyiz.



