
Bugün herkesin gözleri önünde kapitalizmin açık bir haydutluk dönemi yaşanıyor. Haritalar değiştiriliyor, sınırlar yeniden çiziliyor. Var olan kurulu düzenler, yaşamlar alt üst oluyor. Halklar ciddi katliam ve yıkım tehditi altındadır. Artık hiçbir halk, hiçbir yerde güvencede değildir. Bırakalım günleri saatler içinde bile her şeyin değiştiği zamanlardan geçiyoruz.
Kaos, kriz, altüst oluşlar yoğunluğundan ve şiddetinden bir şey kaybetmeden sürüp devam ediyor. Kapitalist dünyaya ait kötülüklerin, plan ve hesapların gizli kalmadığı günümüzde; “evrensel hukuk-insanlık değerleri-savaş ahlakı ve kurallar” örtüsü de artık hiçbir sömürü ve zorbalığın üstünü örtüp kapatamıyor.
D.Trump tarafından “çetin ve güçlü biridir” diye piyasaya sürülen Şam’ın yeni diktatörü Colani, Washington ve Ankara’nın desteği, onayı ve talimatıyla zulmün en çirkin yüzünü halklara yaşatarak, barbarca nüfuz alanını genişletiyor. Rojava’yı haritadan silmek, Kürtler başta olmak üzere mazlum halkları soykırımdan geçirmek ve tehcire zorlamak için her türlü kötülüğü yapmaktan geri durmuyor.
Washington dün Orta Doğu da kontrolden çıkan IŞİD’in yarattığı tehdit karşısında onun etkisini kırıp zayıflatmak ve kontrol altına almak amacıyla Kürt Ulusal Özgürlük Hareketiyle geçici ve sınırları dar bir ittifak geliştirdi. Bugün bölgede değişen güç dengelerinden dolayı ABD’nin artık Kürtlere ihtiyacı kalmadı. “Kürtleri çok sevdiğini onlara çok para ve petrol verdiğini” belirtme riyakarlığını göstermekten geri durmayan Trump yönetimi, bugün SDG’yle taktik ittifakı bitirdiklerini açıklamış durumdadır.
Kendisinin yarattığı ve bir aparat haline getirdiği Colani ile çalışacağını belirten ABD, yine kendilerinin başına ödül koydukları ve aradıkları bir cihatçının, kravat taktırarak Geçici Suriye yönetiminin başına getirerek, kadın ve çocuk katili olması gerçeğini örtbas edemez. ABD’nin HTŞ üzerinden kurduğu ilişki sahada var olan boşluğu düşük maliyetle doldurmaya çalışmak ve bunu kapitalist sermayenin çıkarlarına uygun hale getirmek amaçlıdır.
HTŞ-ABD ittifakıyla Colani yönetimi Suriye’de ABD emperyalistlerinin çıkarlarına itirazsız hizmet etmek, İsrail’in güvenliğini korumayı öncelemek, İran’ın hareket alanını daraltmak amacıyla efendilerine her türlü hizmeti sunmaktan geri durmayacaktır. ABD bir zamanlar “savaştığı” El-Kaide ve IŞİD artıklarına “devlet kurdurmuştur. Bu baskıcı sistemi sürdürmek için diktatoryal bir düzenden başka yolu ve seçeneği yoktur. Tıpkı Orta Doğu’nun diğer tüm ülke yönetimleri gibi merkeziyetçi, tekçi, baskıcı, Sünni İslam yolunda yürüyecektir.
ABD ve kapitalist dünya için dost ve ittifaklar politikası tamamen dönemsel ve bölgesel çıkarlara dayalıdır. Kaygan zeminde yürümektedir. Dostluk ve ittifaklar politikası her an bozularak yeni faktörlerle yeni biçimler alabilir yeni boyutlar kazanabilir. Kapitalist sistem için geçerliliği yitmeyen ve zamanı dolmayan ilke; azami kar ve çıkar ilişkileridir.
Bu politik ve askeri adımlar Orta Doğu’da ne çatışmaları sonlandıracak ne yaşanan karmaşaya son verecektir. Ne de barış ve huzuru sağlayarak demokratik bir düzen oluşturacaktır. Uluslararası alanda ABD ve bölgesel olarak TC, her yerde kaos ve krizi yaratan, düzensizliği yöneten merkezler durumundadır. Rahat ve iyi bir gün göremeyen halklar daha ağır çatışma ve kargaşa dolu günler yaşayacaktır.
Saldırı Çok Yönlüdür
Suriye’de Demokratik Özerk Yönetim’in hakim olduğu topraklar, işgal ve ilhak saldırıları altında küçültülmeye, büyük emek ve sayısız bedellerle yaratılan kazanımlar yok edilmeye çalışılıyor. Saldırı sadece askeri değil Özerk Demokratik Yönetim’in tasfiyesi, halklar arası ortak yaşamın sürdürülemez hale getirilmesidir. Yeni bir yaşam hayalinin boğulması amaçlanmaktadır.
Bunu herkes kabul etmeli ve bilmelidir ki Rojava’da toprak ve siyasi kazanımların kaybının yegane sorumluları başta ABD-İngiltere-TC-İsrail güçleridir. Bunun dışında başka bir sorumlu arayıp, günah keçisi ilan etmek adaletsizliğin temsilcilerini, eşitsiz güç dengelerini göremeyen utanç sahiplerine aittir.
Görünürde kazanan ABD-TC-IŞİD olsa da kaybeden demokrasi ve özgürlük gücüdür. İnsanlıktır. IŞİD zihniyetini, insanlık ve Kürt düşmanlarını legalize edip meşrulaştırmaya çalışan Trump-Erdoğan’dır. Rojava’da ve Suriye bütününde yaşanan ve yaşatılan IŞİD zihniyetinin ve barbarlığı legalize edilmeye ve yaşamda normal bir olguymuş gibi kabul ettirilmeye çalışılmasıdır. Bu halk düşmanı politika Türkiye’de önü alınamaz Kürt düşmanlığını, halklar arasında daha büyük kanlı çatışma ve kırılmaların zeminini hazırlayacaktır.
Trump’ın daha fazla rant ve hegemonya elde etmekten başka bir derdi ve amacı yoktur. Bütün iç ve dış politikasının yegane kriteri maksimal kapitalist çıkarlardır. Ne Kürtleri ne dünyanın başka bir ülkesinde yaşayan halkları düşünmektedir. Onun için belirleyici olan ABD’nim ve dolayısıyla kendisinin çıkarlarıdır. Trump’ın bir kez daha demokrasi ve özgürlük düşmanı olduğu Rojava’da yaşanan işgal ve ilhak pratiğinde görülmüş durumdadır.
Erdoğan ve Bahçeli çetesi ne Kürt sorunun çözümünden ne Kürt-Türk kardeşliğinden yana olmadıkları gibi Rojava’yı haritadan silmek için Kürtleri ve mazlum halkları yok etme ve sürgün yollarında açlığa, yokluğa ve geleceksizliğe sürüklemek yegane amaçlarıdır.
Ancak halkların kaderi hiçbir haydutun iki dudağı arasında çıkan sözler üzerinde yazılmıyor. Mazlumlar direniş seferberliğiyle engin bir deniz yaratmaya çalışarak haydutların heveslerini kursağında bırakmanın yollarını açacaktır.
Kürt düşmanlığını kendisine kıble edinmiş her düzeydeki ırkçı faşistler, Türkiye’de bayram havasında zafer çığlıkları atıyor. Kürtlerin gururunu kırmaya çalışan ve öfke patlamasını yaşatan insanlık dışı görüntüler, Kürt halkında ciddi kopuş ve kırılmalar yaratıyor.
Rojava’ya yönelik saldırıların ardından Kürt ve kadın düşmanlığı tehlikeli ve yıkıcı hale vardı. Bir avuç onur sahibi dışında Türk toplumunun büyük bir kesiminde, -hatta kendilerini laik ve seküler diye tanımlayan kesimlerde bile-, kışkırtılmış ve gözü dönmüş bir Kürt düşmanlığı gelişmekte ve yaygınlaşmaktadır.
Büyük Toplumsal Sorunlar Büyük Alt Üst Oluşlara Gebedir
Büyük toplumsal sorunlar; büyük mücadele, direnişler, yaratılacak çok yönlü örgütlenme ve tanımsız fedakarlıklarla çözülür.
Karşı devrim dünden daha katı bir merkezi yönetim olarak, çok yönlü ve çok boyutlu saldırılarla, ezilen mazlum halkları teslim almaya ve örgütlülüklerini tasfiye etmeye, kazanımlarını yok etmeye çalışıyor. Halkları dayanışmasız, desteksiz, çözümsüz yalnız ve tek başına bırakmaya çalışıyor. Direniş ve mücadele umudunu kırmak, başka bir dünya ve yaşam hayalini boğmak, çözümsüzlüğü ve çaresizliği kaçınılmaz kader gibi halklara ve insanlar sunmaya çalışıyor.
Halklar, inançlar dünden daha ağır bir imha, teslim alma, diz çöktürme, biat ettirerek yok etme saldırısıyla karşı karşıyadır. ABD öncülüğünde batılı kapitalist ülke yönetimlerinin hemfikirliğiyle İsrail’in itiraz etmediği, Türk işgalcilerin Turan hayaliyle giriştikleri işgal ve ilhak saldırısı dört bir yandan devam etmektedir.
İşgal ve ilhak saldırısı görünenden daha derin, algılanandan daha büyük yer ifade etmektedir. Ancak başta dört parça Kürdistan’da yaşayan Kürt ulusu olmak üzere devrimcilerin, enternasyonalistlerin direnişi ve dayanışması görkemlidir ve gelecek açısından umut vericidir. Zulüm ve düşmanlık eken daha büyük görkemli direniş fırtınaları biçecektir. Kıyasıya süren çatışma ve direniş, fiziki bazı kayıplarla da sonuçlansa da kazanan direnen halklar özgürlük hayal edenler olacaktır.
Kürt ve Kadın Düşmanlığı
Adına entegrasyon denilen, QSD savaşçılarının Suriye merkezi ordusuna bireysel katılım politikası, yerel yönetimleri tasfiye etme dayatmaları, QSD’yi ve özerk yönetimi çözme ve teslim alma politikasıdır. Halk, kadın ve özgürlük düşmanı çete zihniyeti ve yönetimi Suriye’nin olağan haline çevirmek istenmektedir. Kadınların kimliğinin, bedeninin, irade ve aklının köleleştirilmesidir. İşgal ve ilhak saldırıları bir yandan devam ederken diğer yandan her türlü devrimci kazanımları tasfiye etme, halkların özgürlük iradesini teslim alma politikaları sürmektedir.
Kadın düşmanlığı dünden ve her zamandan daha fazla pervasızca yaşatılmaya çalışılmaktadır. Gericiliğin ve barbarlığın en karanlık hallerinin kadın bedeni ve kimliği üzerinde yaşatılmaya çalışıldığının iyi görülmesi gerekir. Kadın bedenine ve iradesine yönelik saldırılar, Orta Doğu’nun hangi zihniyetle, nasıl şekillendirilmek ve nasıl bir toplumsal yaşam modeli yaratılmak istendiğini de görmek açısından önemlidir.
Dün TC ile IŞİD’ti. Bugün TC ile HTŞ olmuştur. Kürt, Dürzi, Alevi, Hristiyan halklara katliamı ve kadın düşmanlığını besleyen, büyüten başta ABD olmak üzere batılı emperyalist yönetimleriyle birlikte TC devletidir.
Colani gibi soykırımcı ve tescilli bir katili Beyaz Saray da kabul ederek, ağırlayan ona meşruluk kazandıran Trump yönetimi olmuştur. Bu tablo göstermekte ve halklara öğretmektedir ki Orta Doğu halklarının başına bela olan IŞİD çetelerini yaratan, eğiten, birer katille dönüştürenler batılı kapitalist ülke efendileridir.
Zalimleri mazlum kılığında gösteren, hırsızları hayırsever olarak pazarlayanların, diktatörleri demokrat olarak ilan edenlerin başında İttihatçı-Kemalist Türk yöneticileri gelir. Eğer iki yüzlülükte ve manipülasyonda bir Türk devlet yöneticisi aranacaksa bunun en ön sırasında ise Erdoğan gelir. ‘’Suriye de ki Kürtler öz kardeşlerimizdir. Suriye de barışın sağlanması için hassas bir süreç yürütüyoruz. Suriye’deki Kürtler bizim kardeşimizdir. Kürt kardeşlerimizin ne tür baskılara maruz kaldığını en iyi biz biliyoruz” diyen baş muktedir, sahtekarlığını ve iki yüzlülüğünü göstermekten utanmamaktadır. Herkese sahte mavi boncuk dağıtan Erdoğan aynı zamanda HTŞ saldırıları için “Haklı ve meşru” diyerek onları tebrik etmiştir. Bu kutlama sonucunda AKP grubunda tekbir sesleri yükselmiştir.
Özgürlük ve kendini yönetme hakkı arayan Kürtlere suçlu muamelesi yapmak, Kürt düşmanlığı beslemek, ancak ve ancak faşist TC devletine ve onun yöneticilerine aittir. Türk hakim sınıfları katıksız birer ezen ulus imtiyazı korucusudurlar ve bunun için ezilen Kürt ulusu üzerinde ulusal baskı, imha ve inkar politikasında ısrarlıdırlar. Somut pratik defalarca bu gerçeği kanıtlamıştır ve kanıtlamaya devam etmektedir.
Kürt Ulusu Orta Doğu’nun En Direngen Gücü Olmaya Devam Ediyor
Rojava’ya yönelik saldırılar Kürdistan’ın dört parçasındaki Kürt ulusunu ve demokrasi güçlerini ayağa kaldırmış ve birleştirmiştir. Avrupa’nın dört bir yanında Kürt halkı Türkiyeli devrimciler, enternasyonalistler, ilericiler, faşizmin tekçi, merkezci, kadın düşmanı, Sünni İslam temelli saldırgan zihniyetine karşı direniyor. Zulüm ne kadar katmerli ve şiddetli yaşanıyorsa direniş ve mücadele de görkem ve kitleselliğinden bir şey kaybetmiyor. Devrim güçleri ile karşı devrimin suçlu ve günahkâr güçleri karşı karşıya gelmektedir.
Dört parça Kürdistan’da ki Kürt gençleri sınır duvarlarını, çitlerini yıkarak akın edip Rojava’ya sahip çıkmakta, direniş saflarında yerlerini almaktadır. Rojava sınırına yürüyen halkın öfke ve isyanı, Türk faşist çitlerini alt ederek kardeş ve dost elini direnişe uzatıyor.
Rojava Salt Bir Toprak Parçası Değildir
Rojava’ya saldırıyı bir coğrafya ya da sadece Kürtlere yönelik yapılan saldırı olarak okumak oldukça eksik ve yanlıştır. Saldırının niteliği, nasıl ki askeri-siyasi-politik-diplomatik-yaşamsal olarak çok yönlü ise saldırının yıkım hedefleri de çok yönlüdür. Hedef alınan farklı milliyetlerden ezilen halkların barış ve huzur içinde kimlik ve inançlarıyla birlikte özgürce yaşam değerleridir. Yerel meclislerdir. Çok dilli kamusal alanlardır. Kadın özgürlük bilincinin iradesinin yarattıkları kurumlardır.
Kapitalist sistemin yarattığı ve yaşatmak istediği; tekçi, merkezci, Sünni İslam’ı her tarafa yayma ve farklılıkları boğma, sindirme ve diz çökertmedir. Kadın özgürlükçü, özerk yönetimin tasfiyesi ve kadın iradesinin teslim alınmasıdır.
Türkiye muktedirlerinin değişmez işgal ve ilhak tehditlerinin sürmesinin amacı Kürtlerin kazanım sahibi olmalarını engellemek ve ilerici devrimci bir ortak yaşam modelini ve hayalini yok etmektir.
İşgal altında ilhak tehlikesi yaşayan Rojava sadece dört parçadaki Kürtlerin birleşmesinde rol oynamıyor aynı zamandan dünyanın dört bir yanında yaşayan halkların demokrasi ve özgürlük güçlerinin, zulme ve katliamlara karşı sesini yükselten, vicdan sahibi insanların da birliğini güçlendiriyor.
Rojava’yı savunmak, sahiplenmek sadece Orta Doğu’da bir özgürlük adası gibi duran toprakları savunmak değildir. Aynı zamanda “Başka bir dünya ve yaşam mümkündür” hayalini ve ihtimalinini savunmaktır.
Kürt halkı direnerek ve savaşarak bugünlere geldi. Ve aynı yolda yürüyerek bu tuzaklardan, ihanet ve ölüm dolu yollardan geçerek var olmaya yaşamaya devam edecektir. Dün de önce kadınları vurarak, kadın bedenini ve ruhunu tutsak almaya çalışan katliamcı faşist İttihatçı-Kemalist ellerin icraatı, bugün isimleri değişen cihadist faşist eller tarafından sürdürülmeye çalışılıyor. Zalimler korkak olur. Korkaklar, mazlumları korkuyla sindirmeye ve diz çöktürmeye çalışır. Ancak nafile ne Kürt halkı ne Rojava’nın mazlum halkları faşist barbar sürülerine boyun eğmeyecektir.
Unutmamak gerekir ki Kürt halkı son denen şeyin içinde doğmuş bir halktır.



