DerlediklerimizGüncel

DENİZ ARAS | “Rojava’yı savunmak!”

"Rojava’da savunulan ve hayata geçirilmek istenen çizgi, Orta Doğu koşullarında, halkçı, ilerici bir çizgidir. Bu anlamıyla bu çizginin savunulması ve desteklenmesi gerekir. Unutmamak gerekir ki Rojava’yı savunmak, Rojava’yı savunmanın ötesindedir"

Geçici Suriye Yönetimi adı verilen HTŞ çetelerinin, Halep’te Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı mahallelere saldırısının ardından 14 Ocak’ta, “Ve direnmek kalırdı Kürde” başlığıyla bu sayfalarda yaptığımız değerlendirmede; “Suriye’de Kürt ulusunun kazanımlarının tasfiye edilmesi ve koşulsuz olarak HTŞ çetelerine teslim edilmesinin” hedeflendiği ifade edilmişti. Yaşanan süreç ve ortaya çıkan tablo, değerlendirmemizin önemli bir kısmını doğrulamış durumdadır.

HTŞ çetelerinin, 5-6 Şubat’ta, Paris’te T.C. devletinin gözetiminde İsrail ile yaptığı anlaşmayla onay aldığı saldırı, Halep’ten sonra Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin denetimindeki topraklara yöneldi. Önceden örgütlendiği anlaşılan bir şekilde, Özerk Yönetim ve Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) içinde yer alan Arap aşiretlerinin önemli bir kısmı saf değiştirerek, Suriye Geçici Hükümeti’nin yanında yer aldıklarını ilan ettiler.

Bu durum, Kuzey ve Doğu Suriye’de Özerk Yönetim’in denetimindeki toprakların önemli bir kısmının kaybedilmesine yol açtığı gibi, Özerk Yönetim bölgesinin Rojava’ya, SDG’nin de YPG/YPJ’ye evrilmesine neden oldu.

Gelinen aşamada 30 Ocak’ta ilan edilen anlaşmayla birlikte geçici bir uzlaşma sağlanmış görünmektedir. Buna rağmen HTŞ güçlerinin Kobane’ye yönelik kuşatması sürmektedir. Bu durum varıldığı ilan edilen anlaşmaya dair soru işaretlerini beraberinde getirmiş olsa da, Kobane kuşatmasının devam ettirilmesinin arkasında gerek T.C. devletinin ve gerekse de IŞİD artığı HTŞ çetelerinin Kobane yenilgisinin intikamını almak istemeleri olduğu anlaşılmaktadır.

Rojava Devrimi’ne ve Özerk Yönetim’e yönelik saldırıların arkasında başta ABD olmak üzere, batı emperyalistlerinin ve başta T.C. olmak üzere bölge gerici güçlerinin olduğu kesindir. Orta Doğu gibi bir bölgede, emperyalistlerin ve bölge gerici devletlerinin Rojava gibi, halkçı, ilerici, kadın kazanımlarını esas alan bir çizgiyi kendi çıkarları açısından tehlikeli görmeleri son derece anlaşılır bir durumdur.

Bu nedenle, bu gerici güçlerin, Rojava Devrimi’ni tümden tasfiye etmek ya da önemli oranda sınırlamak isteyecekleri açıktı. T.C. açısından ise daha özel olarak Rojava’da Kürt kazanımlarının tasfiye edilmesi ve Kürtlerin herhangi bir statü kazanmasının önlenmesi belirleyicidir.

Başta ABD ve İngiltere olmak üzere emperyalistlerin El Kaide ve IŞİD artığı Colani’ye verdikleri destek ve tanıdıkları meşruiyet, nedensiz değildi elbette. Hatırlanacak olursa, bizzat ABD’nin eski Şam Büyükelçisi Robert Ford, bir konferansta yaptığı konuşmada; “İngiltere’nin talebi üzerine Colani’yi Şam’da iktidarı ele geçirmesi için eğitenlerden biriydim. Toplantı ve eğitim 2020 ve 2023 yıllarında İdlib’de gerçekleşti. … Colani’nin eğitim ekipleri büyükelçiler, strateji uzmanları ve İngiliz istihbaratı ile CIA’den subaylardan oluşuyordu” ifadelerini kullanmıştı.

Dolayısıyla Suriye’de kravat takılıp iktidar teslim edilen Colani ve çetesi, emperyalistler tarafından eğitilmiş ve Şam’da iktidara hazırlanmış bir “proje”dir. Colani’ni ve HTŞ’nin iktidarı ele geçirir geçirmez, Alevilere, Dürzilere ve ardından da Kürtlere yönelik katliam saldırılarına rağmen emperyalist kapitalist merkezler tarafından bu kadar hızlı bir biçimde kabul görmesi ve desteklenmeye devam edilmesi, bu açıdan bakıldığında nedensiz değildir.

Colani ve HTŞ iktidarı, Suriye halkının bağımsız iradesini değil, tam anlamıyla emperyalistlerin bölgesel çıkarları için Şam’da görevlendirilen bir kukla rejimini temsil etmektedir. Bu kukla rejimin öncelikli misyonu, bölgede İsrail’in güvenliğinin sağlanması başta olmak üzere batı emperyalistlerinin Suriye pazarında her türlü çıkarını korumak ve gerçekleştirmek; İsrail ve T.C. gibi bölgesel gerici güçlerin işgalci ve yayılmacı politikalarına hizmet etmek olarak belirlenmiştir. Bu görevlerin yerine getirilmemesi ya da aksatılması demek, Suriye’de Colani’nin tasfiyesi ve bir başka kuklanın görevlendirilmesi demektir.

Özetle emperyalistler açısından Suriye pazarında Colani ve HTŞ çetesi, (emperyalistlerin güdümünde, “Selefi Sünni” ittifakın, Irak ve İran’a yönelik saldırı hazırlıkları tartışmalarından bağımsız) kullanışlı bir aparat olarak hazırlanmış ve iktidara getirilmiştir. Şimdi sıra, Esad rejiminin devrilmesi ve bu “proje”ye harcanan masraflarının karşılanması için Suriye pazarından mümkün olduğunca kâr elde edilmesindedir.

Nitekim Rojava’ya yönelik saldırılar sürerken, Amerikan enerji tekellerinden Chevron, Suriye kıyılarındaki hidrokarbon rezervlerini araştırmak ve değerlendirmek üzerine Suriye Petrol Şirketi ve Katarlı UCC Holding ile bir mutabakat zaptı imzaladığı açıklanmaktadır.

Bu koşullar altında, emperyalistler ve bölgesel gerici güçler açısından Özerk Yönetim gibi, halkçı, ilerici ve kadın kazanımlarını esas alan bir yönetimin uygun olmadığı, Orta Doğu gibi bir coğrafyada bölge halkları açısından son derece “kötü bir örnek” oluşturduğu açıktır. Bu somut gerçeklik, emperyalistlerin ve bölgesel gerici güçlerin HTŞ çeteleri aracılığıyla Rojava’ya yönelik saldırısının arkasında temel motivasyonu açıklamaktadır.

30 Ocak’ta imzalandığı ilan edilen anlaşmanın kalıcı olup olmayacağı süreç içinde belli olacaktır. Henüz hangi çizginin kazanacağı netleşmemiştir. Ancak şu kesindir: Şam’da iktidar teslim edilen selefi cihatçı HTŞ çeteleri ile Rojava arasında bir “kan uyuşmazlığı” söz konusudur. Bu nedenle, Rojava’da başta Kürt ulusu olmak üzere çeşitli milliyet ve inançlardan halkın hakları güvenceye alınıncaya ve belli bir statü kazanılıncaya kadar mücadele devam edecektir. Dolayısıyla Rojava için mücadele uzun süreli olacaktır.

Bu somut gerçekler kapsamında ilerici, devrimci ve komünistler açısından Rojava’nın sahiplenilmesi ve savunulması sadece ezilen bir ulusun kendi kaderini tayin hakkını savunmak bağlamında enternasyonalist mücadelenin bir gereği olarak ele almak eksik olacaktır. Rojava’da savunulan ve hayata geçirilmek istenen çizgi, Orta Doğu koşullarında, halkçı, ilerici bir çizgidir. Bu anlamıyla bu çizginin savunulması ve desteklenmesi gerekir. Unutmamak gerekir ki Rojava’yı savunmak, Rojava’yı savunmanın ötesindedir.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu