
Diyalektik ve tarihsel materyalizm, Marksist felsefenin temelini oluşturan bir düşünce bütünlüğüdür. Bu felsefi bütünlük, toplumların, sınıf mücadelesinin, üretim ilişkileri ve ekonomik altyapıdaki değişimlerin ve dönüşümlerin gelişimini açıklar.
Bu perspektiften bakıldığında; bilimsel ve teknolojik gelişmeler diyalektik materyalizmin tarihsel zaferini gözler önüne seriyor. Emperyalist kapitalizmin içsel çelişkileri, bu çelişkilerin yarattığı tahribatlar (hayat pahalılığı, dünya genelinde sosyal çürüme, ırkçılığın yükselişi, faşist partilerin çoğalması, çevre kirliliği vs.) paylaşım savaşlarını tetikliyor.
Militarizmin yarattığı silahlanma rekabeti, eğitime, sağlığa ve barınmaya ayrılan bütçeleri gitgide azaltıyor. Açlık, su ve gıda krizleri dünya genelinde yükseliyor. Ülke ekonomileri, emperyalist devletler tarafından yıkılıyor ve emperyalist ülkelere mülteci göçü devam ediyor.
İşsizlik ve gelecek kaygısı milyarlarca insanın hayatını olumsuz etkiliyor ve birçoğunu göçe zorluyor.
Nesnel gelişmeler materyalist felsefenin, idealist felsefe karşısında bilimsel doğruluğunu kanıtlıyor. Doğaüstü güçlere inananların bile Pandemi döneminde en kutsal mekanlarını kapatıp bilim insanlarından aşı beklemesi diyalektik materyalist felsefenin zaferini bir kez daha ispatlıyor.
Materyalist felsefenin yöntem bilimi olarak diyalektik ve tarihsel materyalizm
Materyalist felsefe doğa ve toplumla ilgili her şeyi diyalektik ve tarihsel yöntemle ele alır. Konusu olan şeyleri, nedenleriyle birlikte inceleyerek o nesnenin ya da toplumun ya da herhangi bir bilim iç bağlantılarını, izlediği süreçleri inceleyerek sonuca varır.
Diyalektik yöntemin yasaları vardır. Bu yasalar sınıf mücadelesinde her zaman karşımıza çıkar. Sınıf mücadelesinin devrimci özneleri bu yasaları iyi öğrenmek zorundadır. Çünkü değiştirebilmek için bilmek ve uygulamak gerekir. Mücadele verilen her yerde diyalektiğin yasaları karşımıza çıkacaktır.
Nicel-nitel değişiklikler yasası, Yadsımanın yadsınması yasası, Zıtların birliği ve mücadelesi yasası…Özellikle bu son yasa, Lenin yoldaşın belirttiği gibi, diyalektik materyalizmin temel yasasıdır.
Sınıf mücadelesi, nicel birikimlerin belli bir aşamasında, eskinin yadsınıp yeninin kurulmasıyla nitelik bir sıçramaya ulaşır ve ortaya yeni bir birlik ve yeni bir zıtlar mücadelesi çıkar. Sınıf bilinçli devrimcilerin, değiştirme-dönüştürme mücadelesinde nicel gelişmelerin önemi çok büyüktür.
Mao yoldaşın bu konudaki bir görüşünü aktarıp devam edelim.
“ -Kafamız rakamlara yatkın olsun-; başka bir deyişle, bir durumun ya da bir sorunun nicelik yanına eğilmeli, esaslı bir nicelik tahlili yapmalıyız. Her nitelik kendini belli bir nicelikte ortaya koyar ve nicelik olmadan nitelik olmaz. Bugün bile yoldaşlarımızın birçoğu şeylerin nicelik yanlarına, yani temel istatistiklere, belli başlı yüzdelere ve şeylerin niteliklerini belirleyen niceliksel sınırlara eğilmek zorunda olduklarını kavramıyorlar. Bu yoldaşlarımızın kafalarında -rakam- diye bir şey yok; bu nedenle hata işlemekten kurtulamıyorlar.” (Mao.SE 4. Kaynak Yayınları. İkinci Baskı, sf. 359)
Sınıf bilinçli devrimciler rakamları ne kadar bilince çıkarıyor? Hangi birikimleri yapıyor, çalışma tarzını ve kadro politikasını ne kadar geliştiriyor? Meta ekonomisinin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyor? Sınıf savaşını ne kadar öğreniyor? Tüm bunlar ayrıntılı bir nicelik araştırmasıyla öğrenip ve çözüme kavuşturabilir. Bundan dolayı devrimci faaliyetçiler diyalektik ve tarihsel materyalizmi iyi öğrenmek zorundadır.
Toplumların maddi gerçekliğini tarihsel materyalizmle ele aldığımızda coğrafi, nüfus ve üretim tarzı üç önemli yasa olarak karşımıza çıkar. Toplumların maddi gerçekliğini belirleyen esas öğe “üretim tarzı”dır.
Meta ekonomisinin, demir bir kafes gibi sardığı dünyada işçi sınıfının iktidarı, ancak diyalektik ve tarihsel materyalist bilincin çelik disiplinli işçi sınıfının örgütünü yaratmasıyla mümkün olacaktır. Bu da Marks ve Engels yoldaşların Komünist Manifesto’da belirttiği gibi; “sonuna kadar devrimci olan tek sınıf işçi sınıfı”nın omuzlarında olacaktır.
Karşıtların birliğinden ve çatışmasından doğa, toplum ve düşünce gelişir ve ilerler. Toplumların yapısı, ekonomik temele dayanır ve bu temel, üstyapıyı belirler. Değişim, üretim güçleriyle üretim ilişkileri arasındaki çelişkilerin mücadelesiyle gerçekleşir.
İşçi iktidarını gerçekleştirmek isteyen işçi sınıfı devrimcileri bu çelişkileri ve değişimleri teorik olarak kitlelere anlatmakla mükelleftir. Nicel ve nitel değişiklikler sürekli kendini var ettiğine göre sürekli somut koşulları incelemek zorundadır. Ancak bunları yapabilen işçi örgütleri günceli yakalar ve işçiler içinde politik bir güç olur.
İşçi çalışması yürütmek zor ve sabır isteyen bir iştir. İşçileri bizzat kendi iş kollarında örgütlemek gerekir. Lenin yoldaşın deyimiyle “üreticiyi üretim birliklerinde örgütlemek lazım.” Bazı küçük-burjuva anlayışlar işçi çalışmasından yakınırlar:
Bildiri dağıtıyoruz, miting yapıyoruz, grevlere gidip destek oluyoruz ama işçiler bize sahip çıkmıyor, örgütlenmiyor, işçiler bitmiş vb…
Pandemi öncesi işyerimi değiştirdim. Bir döküm fabrikasında işe başladım. Döküm kelimesini ilk defa İbrahim Kaypakkaya’nın yazılarında görmüştüm. “Döküm ne demekti?” “Zor muydu?” gibi sorular kafamda canlanıyordu.
İşe başladım. Bir yandan işi öğrenmeye çalışıyorum, bir yandan da iş arkadaşlarımla tanışıp fabrika yaşamını öğreniyorum. Üç vardiya sisteminde çalışıyoruz. Porsche, Mercedes gibi büyük otomobil tekellerine şanzıman ve şanzıman kapağı üretiyoruz. Her bölümde farklı üretim yapılıyor. Büyük pres makineleri robotlarla birlikte 50 saniyede bir kapak çıkarıyor. Bazı bölümlerde ise 1,5 dakikada bir şanzıman çıkarıyor.
Dünyanın birçok ülkesinden yüzlerce işçi birlikte çalışıyoruz. Pres makineleri ve robotlar bizim bir parçamız ve 8 saat boyunca onlarla birlikte çalışıyoruz.
Fabrika yaşamında ilk öğrendiğim şey zamanında işe gelmek, kurallara uymak ve zamanında gitmek. Bu disiplin dışarıdaki hayatımı da disipline etmeye başladı. Sosyal, kültürel, sağlık vb. tüm hayatımı iş disiplinine göre planlamaya başladım zorunlu olarak.
Bir zaman sonra mutluluğumun arttığını gördüm. Kendime zamanım var, sosyal faaliyetlere zamanım var, kitap okuyorum, makale ya da araştırma yazısı yazabiliyorum. İşyerinin disiplini hayatımı olumlu etkiledi. Ve Marks’ın “insan yaşadığı gibi düşünür” sözünü daha iyi idrak ettim.
Fabrikayı tanıdıkça kendi çevremi oluşturmaya başladım. Farklı ülkelerden demokrat insanlarla bir çevrem oluştu. Sonra Türkiye ve Kürdistanlı işçilerden dar bir çevrem oluştu. Bu çevreyle dünya, Almanya ve Türkiye sorunlarını konuşup tartışıyoruz. Ortak etkinliklerde buluşuyoruz.
Her yazımda “başta işçi sınıfı olmak üzere” diye başlardım. İşte şimdi işçiler baştaydı …. Öğrendiğim materyalist bilgi teorisini uygulama zamanıydı.
Yeni yönelimin temel öğesi olan işçi çalışması ve sınıf sendikacılığı önümüzde bir görev olarak duruyor. Yakına ama daima ileriye adımlar atmanın zamanı şimdi.
Tarihsel materyalizmin ışığında, Avrupa ve Dünya genelinde yükselen ırkçılığa, militarizme ve her türden gericiliğe karşı fabrikaları örgütlemek en önemli enternasyonal görevimizdir. Ancak işçilerin birliği patronları yenebilir.
On bin yıl / Çok uzak / Sarıl güne / Sarıl saate….
Almanya’dan bir döküm işçisi



