
AKP iktidarı, doğayı bir avuç sermayedarın çıkarı için katlederlerken, halk canı pahasına doğasını, suyunu, ağacını, toprağını savunuyor! Artvin’in Borçka ilçesinde, 3 Eylül 2024 tarihinde Yapısoy adlı şirketin planladığı ağaç kıyımını engellemeye çalışırken doğasını ve yaşam alanını savunduğu için katledilen Reşit Kibar davasında 4. duruşma Artvin Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Borçka’ya bağlı Çifteköprü’deki Cankurtaran köyünde “Konaklamalı Mesire Alanı Projesi” kapsamında 3 Eylül 2024’te iş makineleri ormanlık alana girmişti. Yaşam alanlarını savunan köylüler, ağaçlarının kesilmesine izin vermeyeceklerini söyleyerek iş makinelerine engel olmaya çalışınca projeyi yürüten şirketin tetikçisi Muhammet Ustabaş, köylülere silahla saldırmıştı. Saldırıda ağır yaralanan Reşit Kibar hayatını kaybederken, iki köylü yaralanmıştı.
Saldırının hemen ardından tetiği çeken Muhammet Ustabaş tutuklanırken cinayette kullanılan silahın ruhsatlı sahibi olan Fikret Merttürk adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Silahlı saldırıda şans eseri hayatta kalan doğasını savunan köylülerden biri olan Dursun Ali Koyuncu ise 7 Eylül’de tutuklanmış, ilk duruşması olan 2 Aralık tarihinde tahliye edilmişti.
Doğayı talan eden şirkete yakından baktığımızda karşımıza tabi ki AKP ile olan bağlantısı çıkıyor. Cankurtaran’da turizm tesisi yapmak üzere ağaç kesim ihalesini ve tesis yapma iznini alan Merttürk ailesinden Yunus Merttürk, Kocaeli Kartepe merkezli bir şirketler grubunu yönetiyor. Gülaş İnşaat, Gülaş Makine, Yapısoy Beton gibi şirketlerin sahibi olan Merttürk, AKP’ye yakınlığı ile biliniyor. Bazı AKP’li belediye başkanları ve bakanlarla boy boy fotoğrafları bulunuyor!
Bu şirket, AKP ile bağlantılarını kullanarak birçok ihaleyi alıyor. Her bir köşeyi ranta ve talana açan iktidar, Cankurtaran’daki bölgeyi de talan için kendisine yakın olan Yapısoy şirketine vermişti.
Aynı zamanda AKP yargı eliyle bu şirketi korumaya, kollamaya devam ediyor. Sadece tetiği çeken Muhammet Ustabaş isimli kişi tutuklu olarak yargılanırken tetiği çektirenler, şirketin sahipleri, göz yuman devlet görevlileri “refah” içinde yaşamlarına devam ediyor.
30 Ocak’ta görülen duruşmada HTS kayıtları mahkemeye sunulurken, saldırı anında orada bulunan iş makineleri operatörlerinin saldırıdan bir gün sonra, tanık olarak ifade vermeye gitmeden hemen önce azmettirici Fikret Merttürk’le telefonda görüştüğü ortaya çıktı. Bununla beraber Fikret Merttürk’ün saldırıdan hemen sonra Orman İşletme Şefi Büşra Civelek ve Orman İşletme Müdürü Hasan Bacıoğlu ile de telefonla görüştüğü belirlendi.
HTS kayıtlarının ortaya çıkmasının ardından dava avukatları Borçka Ticaret Odası Başkanı Eşref Merttürk ve Yapısoy şirketinin sahibi Yunus Merttürk’ün de azmettirici olarak iddianameye dahil edilmesini talep etti. Talep beklenildiği üzere AKP’nin mahkeme heyeti tarafından reddedildi. İşin içerisinde yer alan devlet görevlileri ve şirket yöneticileri hakkında yargılama yürütülmüyor, dava bilinçli bir şekilde yalnızca bireysel bir suçmuş gibi ele alınıyor.
Bu sadece bir tetikçinin işlediği alelade bir katliam değildir. Bu katliamın arka planında Cankurtaran’ı yağmalamak isteyen bir şirket ve bu şirketle işbirliği yapan devlet kurumları vardır. Arkasına devleti alanlar çete ve mafyavari şekilde halka kurşun sıkabilmektedir! Yaşam alanlarını ve doğasını savunmaya çalışanlara bu saldırıyı yapanlar, doğayı rant uğruna şirketlere peşkeş çeken iktidardan cesaret alıyorlar.
Görüldüğü üzere her şey açık açık ortadayken sözde “bağımsız”, gerçekte AKP’nin yargısı yine kendinden olanları ve sermayedarları korumuştur!
Sadece failleri korumakla da kalmıyorlar. Üzerine bir de yaşam alanlarını, doğalarını, ağaçlarını savunan köylüleri suçlu pozisyonuna düşürmeye çalışıyorlar. Köylüler hakkında basit yaralama ve mala zarar verme suçlamalarıyla açılan davalar var ve bu davalar halen daha sürüyor. Katliamın sorumluları rejim tarafından kollanırken, katledilmeye çalışılan, doğası talan edilmek istenen köylüler “sanık” olarak mahkemelere çıkartılıyor!
Ülkede hukuk sadece şirketlerin, sermayedarların, çetelerin, mafyaların lehine işliyor. Burjuva hukukunda canı pahasına ormanına, toprağına, suyuna, doğasına sahip çıkan halkın yeri yoktur!
Karadeniz’in doğası sermaye uğruna yok ediliyor!
Ülkenin dört bir yanı iktidar eliyle yağmaya, talana, ranta açılıyor. Karadeniz’de doğa katliamlarının ve yaşam alanlarına yönelik saldırıların en yoğun olarak yaşandığı bölgelerden biridir.
Doğal güzellikleriyle bilenen Karadeniz’in, HES’lerle, taş ve kum ocaklarıyla, madenlerle, gereksiz bir şekilde yapılan yeni yollarla ormanları, suyu, toprağı ranta açılıyor!
Karadeniz AKP tarafından başta Cengiz Holding olmak üzere yandaş şirketlere ve yabancı sermayeye yağma ve talan için peşkeş çekiliyor. Yeraltı, yerüstü, denizi, deresi, ormanı, ağacıyla her karış toprağı yok ediliyor!
Sadece Doğu Karadeniz Bölgesi’ni maden talanı açısından baz aldığımızda bile korkunç bir tablo ortaya çıkıyor. Rize, Artvin, Ordu, Giresun, Trabzon ve Gümüşhane illerinde yapılmış olan ve yapılması planlanan toplam 1012 maden ruhsatı ve 1 milyon 372 bin hektarlık alan maden talanı ile karşı karşıyadır. Yani bu illerin toplam büyüklüğünün neredeyse yüzde 40’ı madenciliğe ayrılmıştır.
İşte bu madenlerden biri olan Giresun Doğankent’e bağlı Çatalağaç Köyü’ndeki “kurşun, çinko ve bakır” madenini işleten AKP Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz’ün sahibi olduğu Alagöz Madencilik isimli şirket çevre katliamlarına imza atıyor.
Ormanların yok edilmesiyle bölgeye kurulan maden işletmesi alanını sürekli genişleterek ağaç kıyımı ve doğa talanını sürdürüyor. Aynı zamanda madenden çıkan kimyasal atıklar ve ağır metaller bölgedeki derelere akıtılıyor. Bölge halkı şirketle olan mücadelesini sürdürüyor, fakat yapılan şikayetler ve verilen dilekçelere rağmen şirkete en fazla göstermelik “para cezası” kesiliyor.
“Doğal afetler” değil, AKP öldürüyor!
Bilindiği üzere, Karadeniz bölgesi sel ve heyelan riski yüksek olan bir bölgedir. Yoğun yağmurla yaşanan doğa olayları AKP iktidarının politikaları yüzünden felakete dönüşüyor. Bu felaketlerde insanlar ve hayvanlar ölüyor, evler yıkılıyor, geri döndürülemez hasarlar oluşuyor.
Karadeniz’de derelere kurulan HES’ler bu felaketlere yol açan en önemli nedenlerden biridir. Rant ve yağma uğruna Karadeniz’de binlerce HES kuruldu. HES projeleri ile birlikte ağaçlar kesildi, dere yataklarının yönü değiştirildi ve daraltıldı.
HES’le beraber aynı şekilde bölgede yoğun olarak yapılan taş ocağı ve madenlerin de yaşanan felaketler de etken olduğu raporlarla ortaya koyuldu.
Taş ocağı ve madenlerde toprakla beraber orman ve bitki örtüsünün de ortadan kaldırılmasının, erozyonu hızlandırdığı, yeraltı su sistemini bozduğu ve patlatmaların etkisiyle heyelan ve çökmelerin yaşandığı belirlendi.
Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporları artık sadece prosedür olarak yapılıyor. ÇED’in olumlu veya olumsuz rapor belirtmesi hiçbir şekilde karşılık bulmuyor. ÇED’in olumsuz raporlarına rağmen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından projelere onay veriliyor. Yani AKP iktidarı yağma ve talan için şirketler lehine, halkın aleyhine kararlar almaya devam ediyor!
Kısacası Karadeniz’de yaşanan felaketlere sebep olan; dereleri yok eden HES’lere, yol inşaatları için gelişigüzel açılan taş ocaklarına, doğayı ve halkı hiçe sayan madencilik faaliyetlerine yol açan iktidarın yağma, talan ve rant politikalarıdır!
Bir tarafta doğasını ve yaşam alanlarını kimi zaman canı pahasına savunan halk, diğer tarafta ise daha çok kâr elde etmek için yeryüzünü yağmalayan bir avuç asalak bulunuyor. İki kesimin de çıkarları birbirine uzlaşmaz bir şekilde karşıttır.
Doğamızı, yaşam alanlarımızı yok etmek isteyenlere karşı, yaşanabilir ve özgür bir gelecek için mücadele etmekten ve örgütlenmekten başka çaremiz yoktur.



