
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları, yaklaşan üçüncü emperyalist paylaşım savaşının ayak seslerini artırıyor. Savaşa hazırlık içinde olan ve ona göre konumlanan TC devleti, “iç cepheyi tahkim” yönelimiyle her yandan saldırılarını sürdürüyor. İşçi sınıfı ve emekçi halk açısından bu durum daha fazla yoksulluk, daha fazla sömürü, kazanılmış hakların gaspı, işsizlik vb. yoğunlaştırıyor. Bu duruma isyan eden ve hak arama mücadelesini sürdürenlerin sesini kısmak ve baskı altına almak için de iktidar canhıraş mücadele veriyor.
ABD-İsrail’in, İran’a saldırılarının ardından iktidar temsilcilerinin yaptığı açıklamalara bakmakta fayda var. Yerli ve yabancı burjuvazinin içini ferahlatan iktidar, savaşın koşulları ve ekonomik krizden aldığı güçle, emekçi halka yönelik baskı ve şiddet politikasını sürdüreceğinin garantisini veriyor!
Ekonomim.com tarafından düzenlenen “Ekonominin Ufuk Turu 2026” buluşmasında konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, patronlara teşviklerin sınırsız sürdüğünü hatırlatarak, “Artık endişeleri bırakın ve fırsatlara odaklanın” dedi.
Mehmet Şimşek başkanlığında toplanan Finansal İstikrar Komitesi’nin yaptığı açıklamada ise, “Piyasaların sağlıklı işleyişinin sürdürülmesi ve olası negatif etkilerin sınırlandırılması amacıyla gerekli tüm tedbirlerin hazır olduğunu ve gerektiğinde kararlılıkla uygulanacağı vurgulanmıştır” denildi. Mehmet Şimşek’in sosyal medya hesabından yaptığı bir diğer açıklamasında da, “Jeo-politik gelişmeleri yakından takip ediyoruz ve ekonomimize yansımalarını en aza indirmek için her türlü tedbiri alıyoruz” dedi. Başka bir iktidar sözcüsü Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, sosyal medya hesabından: “Bölgemizde yaşanan jeopolitik gelişmelerden kaynaklanacak geçici etkilere karşı kurumlarımız ön alıcı tedbirler almış durumda. Gelişmeler yakından takip edilmeye devam edilecektir” diyerek paylaşım yaptı.
Bu alınan tedbirlerin, “gerektiğinde kararlılıkla uygulanacak” olanın ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu yapılan açıklamalar ışığında önümüzdeki sürecin nasıl geçeceğini öngörmek zor değildir. Patronların içini ferahlatan Şimşek, her türlü teşvikin güvencesiyle birlikte “fırsatlara odaklanın” diyerek önümüzdeki süreçte de patronlardan yana, işçi düşmanı politikaların süreceğinin garantisini veriyor! TC devleti, emperyalizme bağımlı yarı sömürge, faşist bir diktatörlüktür. Kurulduğu günden itibaren emperyalizmin çıkarlarına göre şekillenmiştir. İşçi sınıfı ve emekçi halkın düşmanı olan TC, bir avuç zenginin refahı ve çıkarı için her şeyi yapmaya muktedirdir!
Son yıllarda dünyayı saran ekonomik kriz ve haksız savaşların yoğunlaşması TC’nin de halk düşmanı ve halkı dizginleme politikalarını giderek artırıyor ve artırmaya da devam edecektir. AKP iktidarı açısından son dönemlerde yükselen savaş çığırtkanlığı, kitleler nezdinde yaşanan güven erozyonunu durdurma ve tersine çevirme adına işlevselleştirilmeye çalışılıyor. Şovenizm, milliyetçilik ve inanç sömürüsü; faşist iktidar açısından kullanışlı bir aparata dönüşüyor. Ümmetçilik ve milliyetçilik, sömürüyü, hak gasplarını, yoksulluğu ve sefaleti perdelemek için kullanılıyor. İşçi sınıfına dönük siyasal ve ekonomik saldırılar giderek artacaktır. Rejim, savaşı ve “devletin bekasını” gerekçe göstererek işçi sınıfının grev hakkı başta olmak üzere bütün kazanılmış haklarına saldırmaktadır. Türk hakim sınıfları zaten olağan bir şekilde uygulayageldiği baskıcı ve yasakçı rejimini savaş koşullarını da bahane ederek yoğunlaştırıyor.
Patronlara vergi afları, teşvikler ve her türlü imkan sağlanırken işçilere, emekçilere kemer sıkma, sefalet ücreti, yoksulluk, güvencesiz ve uzun saatli çalışma koşulları, haksızlık ve hukuksuzluk dayatılıyor.
Türkiye iş cinayetlerinde dünyada üçüncü!
Sermayenin maliyetlerini azaltmak, kârını artırmak için düşük ücret ve çalışma saatlerinin uzatılması iktidar tarafından güvence altındadır. Aynı zamanda iş güvenliğini maliyet olarak gören patronlar, iktidar desteğiyle bir yandan işçileri sömürürken diğer yandan en güvencesiz koşullarda çalıştırdığı işçileri katlediyor!
Türkiye iş cinayetlerinde dünyada üçüncü, Avrupa’da birinci sırada yer almaktadır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verileri, Türkiye’de her yıl yaklaşık iki bin işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiğini gösteriyor. İş cinayetleri en çok inşaat, madencilik, enerji ve taşımacılık gibi özelleştirme ve taşeronlaşmanın yoğunlaştığı sektörlerde gerçekleşiyor. AKP iktidarı çıkardığı yasalarla işçilerin güvenliği için değil maliyetten kısan patronların daha fazla kâr elde edebilmesi için uğraşıyor. AKP döneminde en az 36 bin 507 işçi, iş cinayetlerinde yaşamını yitirirken bu cinayetlerin en az 1.070’ini çocuk işçiler oluşturdu.
Rejim, MESEM’ler yoluyla çocuk işçiliğini yaygınlaştırmaya devam ediyor. Mesleki eğitim adı altında patronlar için ucuz iş gücü olan çocuklar, en güvencesiz ve esnek şartlarda çalışmak zorunda bırakılıyor. Komprador burjuvazi, işçi ve emekçileri, gençleri, kadınları, LGBTİ+ları, çocukları, hayvanları sömürmekte, yoksullaştırmakta ve öldürmektedir!
Emekçilere biber gazı, cop, tazyikli su!
Düşük ücretlere, işten çıkarmalara, hak gasplarına karşı mücadele yürütenlere devletin kolluk kuvvetlerinin gazı, copu hiç eksik olmuyor. Burjuvazinin devletinde her türlü hak arama, bir suç unsuru olarak görülüyor. İşçinin demokratik hakkı olan grevler yasaklanırken bir yandan eylemsizlik, örgütsüzlük, biat etme hali halka empoze edilmeye çalışılıyor. Devletin bu saldırıları patronları korumakla beraber, kitlelerin bilinçlenmesini ve düzen dışına çıkacak eğilimlere yönelmesini engellemeye yöneliktir.
Ülkemizde bütün koşullar patronların lehine işliyor; her türlü başkaldırı, direniş, mücadele zor yoluyla bastırılmaya çalışılıyor. Kazanımla sonuçlanan Migros işçilerinin direnişini ve mücadelesi hala taptaze. Patron Tuncay Özilhan’ın villasının önünde eylem yapan işçilere iki kere polis saldırısı olmuş, işçiler gözaltına alınmıştı. Benzer şekilde eylemlerini sürdüren maden işçilerinin yaptığı eylemlere de devletin kolluk kuvvetlerinin saldırısı gerçekleşti.
Polyak maden işçileri maaşlarını ve haklarını alamadıkları için 20 Şubat’ta iş bırakarak direnişe geçmişti. Geçtiğimiz Aralık ayında Özyeğin ailesine ait Fiba Holding’in, Polyak Madencilik’teki hisseleri usulsüz bir şekilde ve 100 TL gibi sembolik bir bedelle Çinli şirket Qitaihe (Kiitehi)’ye devredildi.
Devir sonrasındaki ilk 2 ayda, Polyak Madencilik’te çalışmaya devam eden 1.243 maden işçisinin ücretleri ödenmedi. 2 Mart günü fabrikaya girmeye çalışan işçilere TOMA’dan sıkılan tazyikli su ve biber gazı ile jandarma saldırısı olmuştu. Jandarma saldırısına rağmen işçiler barikatı yıkarak maden sahasına girmişti. Jandarma saldırısı sırasında Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı ve üç işçi gözaltına alınmıştı.
Devletin saldırıları ve gözaltıları işçileri mücadeleden alıkoyamıyor! Açlık, yoksulluk, sefalet ve ölüm çemberinde olan işçiler haklarını almak için sonuna kadar mücadeleyi sürdürüyor. TC’nin halk düşmanı karakteri hemen hemen hayatın her alanında karşımıza çıkmaktadır. Doğasını savunan köylülerden, hakkını arayan işçiye, bilimsel ve anadilde eğitim için mücadele yürüten öğrenciden, patriyarkaya isyan ederek sokaklara çıkan kadın ve LGBTİ+lara kadar her kesime pervasız bir düşmanlıkla saldırıyorlar. Amaçları, her türlü hak arayışını engellemek, halkı dizginlemek, sömürü ve rant çarkının devam etmesini sağlamaktır.
Dünyada ve coğrafyamızda yaşanan gelişmeler, önümüzdeki süreçte de yine yoğun bir şekilde sömürünün, hak gasplarının artacağını ve bununla beraber devletin baskı ve zor aygıtlarını yoğunlaştıracağını gösteriyor. Ama diğer yandan baktığımızda daha da yoksullaşan ve ölümle iç içe yaşayan dünya halklarının ve emekçilerinin mücadele, direniş ve isyan yoluna başvurmaktan geri kalmayacağını da söyleyebiliriz.



