EmekGüncel

EMEK RÖPORTAJ | “Hani Adalet Diyoruz Ya… O Adaleti Sınıf Olarak Hep Birlikte Kendimiz Sağlayalım”

uzun ve zorlu süreci, direnişin ön saflarında yer alan Temel Conta işçisi Sinem Kaya ile konuştuk. Kaya, grevin geride bıraktığı bir yılı aşkın zaman dilimini; yaşanan zorlayıcı ve kırılgan anları, direnişi ayakta tutan motivasyon kaynaklarını ve mücadeleyi sürdürme iradesini anlattı.

İzmir Kemalpaşa’da bulunan Temel Conta fabrikasında, sendikal hakları için mücadele eden Petrol-İş Sendikası üyesi işçilerin grevi bir yılı geride bırakarak 390’lı günlerine ulaştı. Patronun baskılarına, belirsizliğe ve yıpratma politikalarına rağmen sürdürülen bu direniş, yalnızca bir işyeri mücadelesi olmanın ötesine geçerek sınıf mücadelesinin güncel ve somut örneklerinden biri haline geldi.

Bu uzun ve zorlu süreci, direnişin ön saflarında yer alan Temel Conta işçisi Sinem Kaya ile konuştuk. Kaya, grevin geride bıraktığı bir yılı aşkın zaman dilimini; yaşanan zorlayıcı ve kırılgan anları, direnişi ayakta tutan motivasyon kaynaklarını ve mücadeleyi sürdürme iradesini anlattı. Röportajda ayrıca, sınıfın diğer öznelerine yönelik dayanışma çağrısını da paylaştı.

– Öncelikle bu süreci kısaca bize hatırlatır mısınız? Nasıl geçti bu süreç?

Tüm bu grev süreci boyunca çok şey yaşandı ama biz onurumuzdan vazgeçmedik, hakkımızdan vazgeçmedik. Tabii ki maddi olarak zorlandık ama çocuklarımızın geleceği için, keyfi olarak hakkımızı gasp eden patrona karşı her gün öfke dolu bir şekilde grevimize devam ettik. Çünkü biz sendikalı çalışmak istedik. Ama patron, hiçbir şekilde iletişim kurmadı, ne istediğimizi sormadı. Sendikaya karşı düşmanca tavrını, tutumunu hep sürdürdü.

Greve çıktığımızda da ‘Sendikayı dayatmayın, girin içeri çalışın’ dedi. Bizimle tek iletişimi bu oldu. Grevde 395 gün… İçeride emeğimizi sömüren, kapının önünde de hakkımızı gasp etti ve grevimizi kırmaya çalıştı, hem de defalarca çalıştı. Çalışma Bakanlığı müfettişleri üç kere tespit etti grev kırıcılığı yaptığını, maddi ceza aldı ama o kadar komik rakamdı ki patron ‘Parayı öderim, grevi kırmaya devam ederim’ dedi.

“Bu süre boyunca bütün işçi sınıfının sesi olmaya çalıştık”

Tüm bunlar yaşanırken 395’ten fazla gün o kapının önünde bir öfke büyüdü. Ve biz dedik ki; ‘Evet biz Temel Conta işçileri olarak bu kapının önüne çıktık ama kapının önüne çıktığımızda aslında sadece Temel Conta işçileri olmadığımızın farkına vardık.’ Türkiye’deki bütün fabrikalarda bu sömürü devam ediyor, bu hak gaspı devam ediyor. Ve biz orada 395 gündür Türkiye’de alınteriyle, emeğiyle, asgari ücretle evini geçindirmeye, evine ekmek götürmeye çalışan bütün işçi sınıfının sesi olmaya çalıştık.

Çünkü biliyoruz ki biz orada yalnız değiliz. Yani sadece Temel Conta patronu bunu yapmıyor; bütün patronlar sendikal haklarımızı gasp ediyor ve elimizden almak için de elinden geleni yapıyor. O yüzden 395 gün bizim için çok dolu dolu geçti. Türkiye işçi sınıfı olarak ülkemizde emeğin ne kadar değerli olduğu söyleniyor ya; aslında ülkemizde emeğin ne kadar değersizleştirildiğini bir yılı aşkın bir süredir acı bir şekilde o kapının önünde gördük, öğrendik. Ve geleceği düşündüğümüz an, grevimize daha umutla sarıldık, dört elle sarıldık. Çünkü bugün bunları biz yaşıyorsak, yarın çocuklarımıza daha kötü bir düzeni bırakamazdık. O yüzden mücadele etmekten başka şansımız yoktu o kapının önünde.

“‘Geç kaldık. Niye bu kadar sustuk”

– Bir sene içerisinde az önce anlattıklarınızla birlikte sizi en çok zorlayan ve aynı zamanda en çok da motive eden olaylar neydi?

Mesela biraz önce de söyledim; biz kapının önüne çıkarken aslında hiçbir şekilde içeride sağlıklı çalışma koşulları olmadan; zehirli gazları maskesiz soluyarak, havalandırmasız bir ortamda çalışıyorduk… 35, 20, 10 yıllık elemanlar, işinin ustaları, yeni gelene işi öğreten ustalar… Bizler o kapının önüne asgari ücretle çıktık. Ve biz bir gün öğle yemeğinde sıcak çorba içemeden greve çıktık.

Aslında o kapının önüne çıktığımızda hep şunu söyledik kendi içimizde arkadaşlarla konuştuğumuzda: ‘Geç kaldık. Niye bu kadar sustuk, niye bu kadar dayandık?’ Ama biz emekçiler o kadar bağlıyız ki, sadakat duygumuz o kadar yüksek ki, ‘Biz bir aileyiz’ sözüne gerçekten çok çabuk kanabiliyoruz, çok iyi niyetli düşünüyoruz. 395 gün aslında bizi en çok kızdıran şey bu; biz patronların ailesi olamayız. Bizi hiçbir zaman böyle görmediklerini 395 günde çok iyi öğrendik.

“İçimizi en çok yakan da grevimizi kırmak için içeriye alınan işçiler…”

Çünkü şunu çok iyi biliyoruz; patron bizimle hiçbir şekilde iletişime geçmedi. Arabulucularla hiçbir şekilde konuşmadı. Hiçbir zeytin dalını kabul etmedi. Bizim tek bir isteğimiz vardı; sendikalı çalışmak. ‘Biz bir aileyiz’ diyen patron, bizim sendikalı çalışma isteğimizi bile kabul etmedi. Kabul etmediği gibi bizimle konuşmayı bile kabul etmedi.

395 gün orada yağmurda, soğukta, çamurda bizi bekletti. En yağmurlu günlerde, en soğuk günlerde bizi izlemeye geldi. Bu da yetmedi, içerideki kendi arkadaşımızı bize karşı kışkırttı. ‘Buradaki baskı grevdeki işçiler yüzünden, onlar greve çıkmasaydı siz bu kadar baskıya maruz kalmayacaktınız’ dedi. İçerideki arkadaşları bize karşı kışkırttı ve bize karşı hem fiziksel hem sözlü şiddete uğrattı. Bu da yetmiyormuş gibi aslında içimizi en çok yakan da grevimizi kırmak için içeriye alınan işçilerdi… Biz en çok burada kırıldık, en çok burada üzüldük. Çünkü bu bizim kendi sınıfımızın ihanetiydi. Patron bizi bizimle kırıyordu.

Bu çok üzücü, gerçekten çok üzücü bir durum. Bizim evlatlarımızın sofrasındaki ekmeği bir başka kardeşimiz eliyle çaldı diyebilirim size. Ha bu çok gerçekten üzücü bir durum. Bakıyorsun, diyorsun ki ‘Abi niye geliyorsun? İşe mi ihtiyacın var?’ Hani onu da anlamaya çalışıyorsun. ‘Hayır çalışıyorum ama buraya sendika girecek, ben de sendikadan faydalanmak için giriyorum’ diyor. Bu daha büyük bir ihanet. Bu bizi çok üzdü, çok yıprattı.

“Biz burada öyle bir aile olduk ki, birbirimizin elini tutup ısındık”

– Peki sizi motive eden şeyler? Onları da biraz anlatın?

Motive eden şey şu oldu açıkçası: Biz Temel Conta grevinde çoğunluğu kadın olan işçileriz. Ve hafta sonu nöbetlerinde, çocuklarımızı okula gönderemediğimiz günlerde, hastalandıklarında falan evde de kalamadığımız için çocuklarımızla çadıra gidiyoruz. Ve çocuklarımızın o çadırda uyuduğu an; üstünü örtmek için arkadaşlarımız ceketlerini veriyor, üstünden kendi kıyafetini çıkarıyor, ‘ayaklarını saralım üşümesin’ diyor… Ve biz orada öyle bir aile olduk ki, birbirimizin elini tutup ısındık.

Ve biz hep şuna inandık: Biz burada kazanacağız. Biz evlatlarımız için mücadele ediyoruz ve çocuklarımız için buradan zafer halayı çekmeden hiçbir yere gitmeyeceğiz. Çadırda çocuklu olduğumuz günlerde annelik içgüdülerimiz daha ağır basıyor ve her gün bu sözle kendimizi motive ediyoruz: ‘Bu çocuklar için burada zafer halayı çekeceğiz.’ Bizi en çok motive eden şey bu oldu.

– Peki çok teşekkür ediyorum. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Evet var. Ben son olarak gerçekten bir çağrıda bulunmak istiyorum. Temel Conta işçileri olarak bir yılı aşkın bir süredir mücadele ediyoruz, hakkımızı alana kadar da edeceğiz. Ama patron fabrikayı kaçırmaya çalışacak, buna çalışıyor daha doğrusu. İçerideki arkadaşlara fabrikanın taşınacağına dair evraklar imzalatmış. Ve biz buradan diyoruz ki; hak gaspı yaptı, emeği sömürdü ve şimdi de fabrikayı taşıyıp başka bir yere gitmeyi planlıyor. Temel Conta işçileri olarak oradan gerçekten bir dayanışma bekliyoruz, sesimizin sahiplenilmesini ve yükseltilmesini bekliyoruz. Bir patron bu kadar kolay, bu kadar pervasızca grev kırıcılığı yapamamalı. Hani adalet diyoruz ya… O adaleti sınıf olarak hep birlikte kendimiz sağlayalım diyoruz. Tüm sınıf öznelerini, herkesi dayanışmaya, sesimize ses vermeye çağırıyoruz.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu