
3. Emperyalist Paylaşım Savaşı tehlikesine karşı mücadele sorunu, son yıllarda devrimci, komünist ve anti-emperyalist güçlerin gündemini daha çok işgal ediyor. Elbette ki bu sorun yalnız devrimci güçler cephesinde tartışılmıyor. Kimi burjuva ideologları, kalemşorları tarafından da artan emperyalist savaş tehlikesi üzerine makaleler yayımlanıyor.
Yeni bir emperyalist paylaşım savaşının ezilen dünya halkları için nasıl büyük bir felakete yol açacağını tarihi tecrübelerle birlikte en iyi bilen devrimci ve komünist güçlerdir. Bu gerçeğin farkında olmak, aynı zamanda devrimci ve komünist güçlere, emperyalist savaş tehlikesine karşı, en geniş temelde anti-emperyalist anti-faşist cephelerin kurulması görev ve sorumluluğunu da yüklüyor. Bu görevin layıkıyla yerine getirilmesi için emperyalizmin niteliği, emperyalist paylaşım savaşlarının nedenleri vb. konularda derinlemesine bir kavrayışa ihtiyaç vardır. Başta enternasyonal proleter güçler olmak üzere, tüm devrimcilerin teorik olarak sorunu doğru bir tarzda kavrama ihtiyacı karşımızda durmakta. Açık ki, teorik olarak sorunun doğru bir tarzda kavranması, görevlerin somutlaştırılmasını da kolaylaştırır. Bu da en geniş kitlelere daha ikna edici propagandalarla gitmeyi, emperyalist saldırganlığa ve işgallere karşı sokaklarda büyük kuvvetlerle mücadele etme zeminini güçlendirir. Mücadele anlamında sokaklar büyük kitlelerle buluştukça, anti-emperyalist, anti-faşist bilincin ivme kazanmasını sağlar. Bu durumu, pratiğin değiştirici ve dönüştürücü gücü olarak da tarif edebiliriz.
Güncel bağlamda emperyalist savaş kışkırtıcılığının baş aktörü olan ABD-İngiltere emperyalizmi ve onun Orta Doğu’daki ileri karakolu İsrail Siyonizm’ine karşı bölge halkları şahsında giderek artan tepkiler, onların izlemiş olduğu bu işgalci ve soykırımcı politikaların doğal bir sonucudur. Özellikle İsrail Siyonistlerinin Filistin’de yürütmüş olduğu soykırıma karşı dünyanın farklı coğrafyalarında milyonlarca insanın geliştirmiş olduğu protesto gösterileri oldukça değerli ve anlamlıdır. Geride bırakmış olduğumuz yılda, Filistin halkına karşı sergilenen bu insanlık dışı uygulamalara karşı geniş halk yığınların ortaya koydukları bu duruş, önümüzdeki yıllarda başta anti-emperyalist mücadele olmak üzere, faşizme ve her türden gericiliğe karşı açığa çıkan bu öfkenin daha ileri düzeyde örgütlü bir güce dönüşeceğinin güçlü işaretlerini içermekte.
Bu anlamıyla Filipinler Ulusal Demokratik Cephe tarafından Ekim 2023’te “Emperyalizm ve Emperyalist Savaş” başlığı altında organize edilen Teorik Konferans sürece uygun olarak ortaya konulan devrimci bir çabaydı. Bu etkinliğe başka ülkelerden devrimci-komünist partilerin ve Ulusal Kurtuluş Hareketlerinin temsilcilerinin de katılarak görüşlerini dile getirmeleri bu olumlu çabayı daha da anlamlı kılmıştır. Elbette ki, bu gündemli tartışmalar “Teorik Konferansla” başlamadı. Başta Proletarya Partisi olmak üzere birçok devrimci güç bu nesnel gerçeğe ve bu gerçeğin enternasyonal proletaryaya ve ezilen dünya halklarına yüklemiş olduğu sorumluluğa işaret ediyordu. Dolayısıyla burada asıl önemli olan nokta; devrimci ve komünist güçlerin kolektif bir akılla, emperyalist paylaşım savaş tehlikesine karşı birlikte çözüm arama çabalarıdır.
Proletarya Partisi bu anlayış doğrultusunda 2025 yılında da Komünistlerin Birliği ve yine Anti-Emperyalist Anti-Faşist Cephenin Kurulması için gücü oranında gereken çalışmalarını sürdürdü. Bu çalışmalar kendi içinde elbette ciddi yetersizlikler de içeriyor. Bu yetersizliklerin asgari düzeye indirilmesi daha sorgulayıcı ve enternasyonal bir sorumlulukla devrimci pratiğe yönelmeyi gerektiriyor.
Bugün giderek artan emperyalist paylaşım savaşı tehlikesine işaret ediyorsak, bu tehlikeye karşı mücadelede Uluslararası Komünist Hareketin Birliğinin kilit bir önemde olduğu gerçeğini ön görerek buna uygun pratik bir tutum geliştirmemiz gerekir. Bu da yetmez; bu anlayış doğrultusunda kıtalarda ve bölgelerde en geniş temelde pratik işlevi olan anti-emperyalist anti-faşist cepheler oluşturmak gerekir. Açık ki, birinci görevin asgari düzeyde yerine getirilmesi, ikinci görevin çalışmalarını daha da kolaylaştıracaktır. Dahası komünist güçler, en geniş yığınları harekete geçirmeyi hedefleyen bu çalışmalar içinde çekim merkezi haline gelebilirler.
Proletarya Partisi dünyadaki mevcut gelişmeler ve bu gelişmelerin bize yüklemiş olduğu görev ve sorumluluklar çerçevesinde enternasyonal faaliyetlerinden edindiği tecrübeler ışığında tartışılan bu konulara dair yeniden şu gerçeklerin altını çiziyor:
Enternasyonal çalışma, diğer tüm devrimci çalışmalarımızın önemli bir parçasıdır. Aynı zamanda bu alandaki çalışma kendi içinde belli özgünlükler de taşımakta. Söz gelimi, tek tek partilerin veya demokratik kitle örgütlerinin çabalarıyla bu uluslararası çalışma istenilen düzeyde örgütlenemez. Asgari düzeyde bir örgütlülük uluslararası komünist hareketin tüm bileşenlerinin ortaya koyacakları çabalarla ancak yaratılabilir. Bu nedenle komünistlerin birliğinin sağlanması, demokratik zeminde en geniş temelde anti-emperyalist anti-faşist cephelerin kurulması her halükarda böylesine kolektif bir çabayı zorunlu kılar.
Proletarya Partisi, bu süre içinde bu görevlere ilişkin yalnız uluslararası çağrılar yapmadı; bu çağrılara uygun olarak tek tek partilerle yapılan görüşmelerde, uluslararası planda yapılan demokratik kurum toplantılarında mümkün olduğu kadar sorunu gündemleştirmeye çalıştı. Bu konularda kimi parti ve örgütler de bu yönlü çalışmalar yürütmekteler. Ama gelinen aşamada yürütülen bu çabalar henüz uluslararası komünist hareketin içinde var olan dağınıklığa son vermiş değildir. Buna rağmen kimi parti ve örgütlerle anlayış düzeyinde giderek ortak noktalarımızın artması bir olumluluktur. Bu olumlulukların büyütülmesi ortak çabaların yoğunlaştırılmasıyla, karşılıklı olarak seviyeli bir tartışmanın yürütülmesiyle mümkün olabilir.
Yaşanan tüm yetersizliklere rağmen, geçmişte olduğu gibi, bugün de gerek partiler ve gerekse demokratik kurumlar düzeyinde birçok ortak çalışmaya imza atılmıştır. Dünya ve bölgedeki gelişmelere ilişkin ortak tutumlar belirlenmeye çalışılmıştır. Bundan sonra da benzeri pratik çalışmalar sürecektir. Ama tüm bu çalışmaların daha verimli sonuçlar üretmesi, uluslararası planda bir örgütlülüğü ve bu örgütlülüğün yön vereceği daha sistemli bir çalışmayı gerektiriyor. Aksi takdirde var olan bu zaaflı durum sürecektir.
Bu dağınık duruşun en olumsuz sonucunu son süreçte Hindistan’daki faşist rejimin HKP(M) karşı yürütmüş olduğu imha savaşında karşımıza çıktı. Ne biz ne de parçası olduğumuz uluslararası komünist hareketin diğer bölükleri üzerlerine düşen tarihsel sorumlulukları esas olarak yerine getiremediler.
Bugün emperyalistler ve Hindistan’daki faşist rejim, HKP(M) şahsında komünizme ve insanlığın devrimci değerlerine karşı topyekûn bir savaş içinde. Yani sorun tek başına bir HKP(M)’yi imha etme sorunu değildir. Asıl sorun devrim ile karşı devrim arasında süren mücadelede, devrim cephesinin en ileri mevziisinin, karşı devrimci güçler tarafında darbelenerek, bir bütün olarak sosyal ve ulusal kurtuluş mücadelelerini yürüten komünist–devrimci ve ilerici güçlere gözdağı vermektir.
Savaşın en büyük kışkırtıcıları ABD ve İngiltere emperyalizmi ve suç ortaklarının tüm direniş mevzilerine karşı yürütmüş oldukları saldırı ve imha politikaları da bu amaçlıdır. İsrail Siyonistlerinin Filistin’de yürüttükleri soykırımcı saldırıları da bu çerçevede okumak gerekir.
Karşı devrim cephesinde devreye sokulan her yeni saldırı politikasını boşa çıkarmanın yolu, yeni bir yaklaşımla mücadele biçimlerini daha da zenginleştirmekten geçer. Çünkü gelinen aşamada karşımızda kendi burjuva hukuklarını da hiç sayan ve haydutlar hukukuyla dünya siyasetine yön vermeye çalışan faşist–çeteci devletler gerçeği vardır. Enternasyonal proletaryanın, ezilen dünya halklarının bu sınıf düşmanlarına karşı yürütecekleri mücadeleye enternasyonal bir karakter kazandırmaları olmazsa olmazdır. Dolayısıyla devrimci öznelerin düşünsel planda enternasyonal mücadelenin önemini daha sağlıklı bir temelde anlamaları ve ona göre görevlerini somutlamaları için, karşı devrim cephesinde yaşanan her değişimi dikkate alarak hareket etmelidirler.
Uluslararası komünist güçlerin birlik sorunu
MLM Güçlerin birlik sorunu Uluslararası Komünist Hareketin gündemine gelen yeni bir sorun değildir. Dolayısıyla bu konuda yeni adımlar atmaya çalışırken her halükarda geçmişin olumlu ve olumsuz tecrübelerinden öğrenmemiz gerekir. Yalnız bizim bu tecrübelerden öğrenmemiz de sorunu çözmüyor. Çünkü, burada sözü edilen Uluslararası Komünistlerin Birliğidir. Dolayısıyla her partinin, her örgütün konuya dair düşüncesi değerli ve anlamlıdır. Özellikle an itibariyle sınıf mücadelesi içinde daha gelişkin ve aktif bir durumda olan hareketlerin tutumu, daha da belirleyici bir rol oynamaktadır.
Bu gerçeğe işaret ederken, aynı zamanda şu durumu da asla göz ardı etmiyoruz. Evet, sınıf savaşımı içinde güç olmak önemli bir meseledir. Ama asıl olan çizgi meselesidir. Nicel güç bakımında bugün zayıf olan, ama doğru bir çizgide ve devrimci pratikte ısrar eden bir hareket, yarın daha büyük bir kuvvet haline gelebilir. Bu nedenle UKHB sorununu tartışırken, gelen her öneri üzerinde ciddiyetle durmalıyız. Önceliğimiz önerinin kimden geldiği değil, sunulan önerinin içeriği olmalıdır. Yani kimden gelirse gelsin, doğru olan her fikri sahiplenmeliyiz. Yanlış ve yıkıcı olan her anlayışla da hesaplaşmalıyız.
Bugüne kadar genel manada yapılan görüşmelerde, yürütülen tartışmalarda herkes MLM’lerin birliğinden yana fikir beyan ediyor. Bu yaklaşımlar sorunun tartışılması bakımından olumlu bir zemin yaratıyor. Ama bu yaklaşımların somut bir olguya dönüşmesi için, öncelikle aşağıda soracağımız bazı soruların asgari düzeyde yanıtlanması gerekir. Şöyle ki; güncel bağlamda uluslararası planda kendisini MLM olarak tanımlayan her parti ve örgüt, kendisini tanımladığı bu niteliğe sahip mi? Bu soruya kendi cephemizde evet yanıtını veremeyiz. Ama bu soruya, soruyla yanıt verebiliriz. MLM olmanın kıstası nedir? Bu demektir ki, öncelikle bu konuda ortaya ortak bir yaklaşım koymak gerekiyor. Değerlendirmelerimizde teorik, ideolojik, örgütsel konularda asgari düzeyde ortaklaşmak şarttır.
Bu anlamıyla tarihi tecrübeler ışığında bazı hatırlatmalarda bulunmak istiyoruz. Bu tecrübeler belli yönleriyle bugün yürütmüş olduğumuz tartışmalara da ışık tutacaktır.
Şöyle ki, tarihsel olarak Komünistlerin Birliği sorunu tartışılırken, birliğin temeli için şu ana başlıklar ortak bir çıkış noktası olarak görülmüştür. MLM’nin temel teorik görüşlerini, sınıflar ve sınıf mücadelesinin varlığını kabullenerek savunmak, devlet ve devrim, özellikle proleter devrim ve proletarya diktatörlüğü vb. konularda Marksist–Leninist–Maoist düşüncelere sadık kalmak. Sınıf mücadelesi yerine, sınıf işbirliğini öğütleyen, proleter devrim yerine, sistem içi reformları önceleyen her türlü anlayışı yadsımak.
Güncel bağlamda da UKHB, MLM bir zemin üzerinde inşa edilmek zorunda. Dolayısıyla enternasyonal proletaryanın bugün ihtiyaç duyduğu birlik, halk demokrasisi, bağımsızlık, sosyalizm ve nihai olarak komünizm mücadelesini hedefleyen devrimci birliktir. Çünkü, enternasyonal proletarya her türlü anti-MLM anlayışa karşı mücadelede, ilkelerine sımsıkı sarıldıkça başarıya ulaşarak kendi birliğini pekiştirebilir.
Bu genel doğrulardan hareketle, bugün şu pratik adımları atmalıyız: Öncelikle MLM’lerin birliği ile diğer anti-faşist, anti-emperyalist birlikleri karıştırmamalıyız. Elbette ki sınıf savaşımının ikinci türden birliklere de ihtiyacı vardır. MLM güçler böylesi birliklerin oluşumu için de çaba sarf ederler. Ama uluslararası komünist hareket öncelikle kendi iç birliğini sağlama noktasına odaklanmalıdır.
Bu perspektifle 2026, Komünistlerin Birliğinde ve anti-emperyalist, anti-faşist bir cephenin oluşumunda önemli adımların atılacağı yıl olması için adımlarımızı sağlam bir zemin üzerinden atmak için ortak aklı ve iradeyi harekete geçirmeliyiz.



