Petrol ve dolar
Venezüella, dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip. Ancak bu, “ağır-acı” denen, özel rafinerilerde işlenmesi gereken, maliyeti yüksek petrol, kolay gasp edilecek bir “ganimet” değil. Bu petrolü göz koyacak ABD şirketlerinin, milyarlarca dolarlık, uzun vadeli sabit sermaye yatırımlarını göze almaları gerekiyor. Zayıf bir hukuk sistemi, istikrarsız bir rejim ve iç çatışma riski altında, hele dünya petrol piyasalarında bir doygunluk varken, dünya petrolden çıkmaya çalışırken, şirketlerin bu devasa yatırımlara, devlet garantisi ve askeri koruma olmadan girişmesi olanaklı değil.
Asıl stratejik sorun petrol ile değil dolar egemenliği ile ilgili. Bir süredir Rusya, Çin ve diğer BRICS ülkeleri, dolar dışında bir ödeme sistemi inşa ediyorlar. “Ağır-acı” petrolünü daha çok BRICS ülkelerine satan Venezüella da bu, dolar egemenliğini tehdit eden ödeme sistemine katılmaya hazırlanıyordu.
ABD’nin, yıllık bir trilyon dolara yaklaşan borç servis yükünü çevirebilmesi, bu borcu enflasyon yoluyla eritebilme ayrıcalığını koruyabilmesi için doların rezerv para olarak hegemonyasını koruması gerekiyor. Dolar bu hegemonyasını kaybederse, ABD, borçlanma kapasitesini, halkının tüketim düzeyini koruyamaz, ordusunu finanse edemez. Öyleyse ABD müflis bir ülke durumuna düşmemek için ne pahasına olursa olsun doların statüsünü korumalıdır.
Uzaktan kumandalı sömürgecilik
Bu bağlamda, ABD, kaynaklarına çökmeye dolar sistemi içinde tutmaya çalıştığı, Venezüella’yı, adeta bir “uzaktan kumandalı sömürge” modeliyle yönetmeyi planlıyor. Bu fantastik modelde rejimin başı tasfiye ediliyor ordu, bürokrasi yerinde kalıyor, yerel elitler yaptırımlar, kişisel tehditler veya ödüllerle hizaya getiriliyor.
“Demokratik muhalefet” lideri olarak sunulan Nobel Barış Ödüllü María Machado, kitle desteği yok gerekçesiyle, (halkın çoğunluğunun Maduro’yu seçmiş olduğu zımnen kabul edilerek) bu nedenle bir kenara itildi, Maduro’nun ekibinden, Delcy Rodriguez görevi devraldı.
Trump yönetimi, Rodríguez’i, hem Chavezci bürokrasiyle bağları güçlü hem de baskı ve ödülle “Hizaya getirilebilir” bir ara figür olarak görüyor. ABD operasyonunun bu kadar kolay tamamlanması, içeriden ciddi bir istihbarat desteği olmadan pek mümkün görünmediğinden bu tablo, “Sakın Venezüella’da devletten sorunlu sınıflar rejimi koruyabilmek için (Mısır’ı, Cezayir’i anımsatır biçimde) Maduro’yu feda etmiş olmasın” sorusunu akla getiriyor. Bu “tuhaf ortaklık” da Venezüella halkı için yeni bir “uzaktan kumandalı sömürge” statüsü anlamına geliyor.
Biri rejim değişikliği mi dedi?
Venezüella, Kongre’nin onayı alınmadan, hatta bilgilendirmeden, anayasal savaş yetkisi tartışmaları baypas edilerek bombalandı, devlet başkanı kaçırıldı. ABD’de güçler ayrılığı modeli artık işlemiyor. Başkanın sınırsız güç kullanmasının önünün açılması, “olağanüstü hal rejiminin” yerleştiğini, “süreç olarak faşizm” hızlandığını gösteriyor.
Bir coğrafya, siyasi meşruiyet üretmeden, sadece bombalayarak istikrarlı bir tedarik üssüne dönüştürülemez. Dünyanın en büyük ordusunu elinde tutan ancak giderek daha müflis bir imparatorluğa dönüşen ABD’nin başvurduğu bu “özel operasyonlar”, yalnızca Latin Amerika’yı değil, bizzat Amerika’nın kendi iç demokrasisini de yıkıma sürüklüyor. Dışarıda sömürgecilik bir büyük savaş olasılığını beslemenin yanı sıra, içeride faşizmi hızlandırıyor.
Kaynak: Cumhuriyet



