DerlediklerimizGüncel

FEHİM TAŞTEKİN | Varoluş savaşı!

Bu harekatın mantık örgüsü dini, siyasi ve askeri liderleri hedef alarak kafa koparma, komuta-kontrol mekanizmalarını yok etme, savunmasız bırakma ve kitlesel isyanı tetikleyip rejimin sonunu getirme diye ilerliyor.

Zor zamanlarda kitabın ortasından girmek evladır. İran’a karşı saldırının hiçbir meşru gerekçesi yok! Küresel haydutluk kendi ezberinden ilerliyor.

İran’da rejimin karakterini ya da kendi halkına karşı günahlarını bombaların gölgesinde konuşmak, saldırganın meşruiyet safsatasına yarıyor. Bugün gündem, tam anlamıyla pedofili bataklığındaki Epstein rejimi ile Filistin topraklarındaki işgalci terör rejiminin İran’a dayattığı bir savaştır. Kaba yalanlara sarmalanmış sahte gerçekliklere dayalı bir savaş.

Amerikan hegemonyasını reddeden herkese dokunan bir savaş!

Filistin’e desteğin İsrail’e desteği ilk kez geçtiği ve Yahudi devletinin Amerikalıların sırtında yüke dönüştüğünü düşünenlerin arttığı bir kamuoyu eğilimi karşısında, ABD Başkanı Donald Trump’ı İran’a saldırmak için son şans olarak gören İsrail, Yahudi lobisi ve Hıristiyan siyonist cephe sonunda dediklerini yaptırdı.

Senatör Lindsey Graham, ABD nasıl ki Japonya’yı atom bombasıyla yola getirdiyse, Filistin’in de İran’ın da başına gelmesi gereken şeyin ‘Dümdüz olmak’ olduğunu pervasızca savundu ve sonunda muradına erdi.

Saldırı 12 günlük savaşta olduğu gibi nükleer dosya üzerine yürütülen müzakerelerin tam ortasında geldi. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun (UAEK) teknik rehberliğinde yol alan Cenevre’deki son görüşmeye düşülen not, ‘Olumlu gidiyor, pazartesi teknik görüşmeler olacak, hemen ardından heyetler tekrar buluşacak’ yönündeydi.

Dürüst bir düşmandan kimse diplomasinin ortasında silah çekmesini beklemez. Trump aldattı. Ara bulucu Umman’ı da ahmak yerine koydu.

Kararı aylar öncesinden alınmış saldırıya dönük tahkimatı tamamlama amacıyla zaman kazanmak için müzakereleri kullandı.

İkinci uçak gemisi İsrail’e demir attıktan sonra müzakere masasına ihanet etti, olmayan güvenilirliğini çamura yatırdı, güçlü ve zayıftan yana pozisyon değiştirse de kurallara dayalı dünya düzeninde kalan kırıntıları da çöpe attı.

Trump, 2003’teki Irak işgali için yalandan gerekçe üreten Bush yönetimini yerden yere vurarak, dış bataklıklara karşı halkta oluşan alerjiyi satın alarak siyasi kariyerini inşa etti.

Trump’ın yelkenlerini şişiren MAGA hareketi sahte gerçeklikler üzerine kurulu savaşlar için Amerikan kaynaklarının çarçur edilmesine tepki olarak ortaya çıktı. Trump’ın altına ne türden bir bomba yerleştirdilerse “önce Amerika” diyenlere de ihanet etti.

2003’te dönemin ABD Başkanı George W. Bush ve adı Amerikan fino köpeğine çıkan İngiltere Başbakanı Tony Blair’in Irak işgalini meşrulaştırmak için çalıştırdığı yalan makinesine Trump da sarıldı.

İran’ın nükleer silah geliştirdiği algısını yaydı. Halbuki 12 günlük savaşta zaten bu tesisleri yerin dibine gömdüğünü öne sürmüştü.

Trump, İsrail’den farklı olarak NPT’ye taraf olan, tesislerini 7/24 UAEK’ye gözetleten, BM’nin ani denetimlerine izin veren, atom silahı peşinde olmadığını söyleyen, bu konuda dini liderin fetvasını hatırlatan, nükleer programın barışçıl olduğunu teyit için ilave kontrol mekanizmaları öneren İran’ı bu gerilimli süreçte neden “Asla nükleer silaha sahip olmayacağız” demiyor diye hedef aldı.

Hakikat tersiydi.

Eski UAEK Başkanı Muhammed el Baradey, İran’ın acil bir tehdit oluşturduğu iddiasına hiçbir kanıt bulunmadığını söyledi.

Amerikan tarafı, Cenevre’de koşullarını “Fordo, Natanz, İsfahan’daki nükleer tesisler tamamen sökülecek. Uranyum zenginleştirme sıfırlanacak. Bu koşullarda sadece bilimsel araştırmalar için Tahran reaktörü kalabilir.

Zenginleştirilmiş uranyumun tamamı ABD’ye teslim edilecek” diye sıraladı. Nükleer zenginleştirmeyi geçici olarak askıya almayı ve oranını düşürmeyi taahhüt eden İran’ın ağır koşulları kabul etmeyeceğini bilerek maksimalist davrandılar.

Trump bu kadar güç gösterisine rağmen İran’ın neden teslim olmadığını anlamadığını söylüyordu. Müzakerelerin gündemi nükleer programla sınırlıydı ama Trump, 2015’teki nükleer anlaşmayı çöpe atmakta ne kadar haklı olduğunu göstermek için balistik füze programını da anlaşmaya dahil etmek istiyordu.

Trump, füzelerin menzilini (aşamalı olarak 700, 500 ve 300 kilometreyle) sınırlamak dahil İran’ın asla kabul etmeyeceği koşulları dayatarak savaştan kaçınma hesabı varsa bile kendisine manevra alanı bırakmadı. Sahte gerçeklik üretmek için kullandıkları ikinci yalan İran’ın kıtalararası füze geliştirerek ABD’yi ana karasında vuracağı iddiasıydı.

Bu da İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun, “İran 8 bin kilometre menzilli kıtalararası füzeler geliştiriyor; buna 3 bin kilometre daha ekleyin, ABD’ye ulaşabilirler” yalanına dayanıyordu.

Bir de “insani müdahale” kılıfı için Trump, İran’daki şiddetli gösterilerde ölenlerin sayısını birdenbire 6 binden 32 bine çıkardı.

ABD “Irak nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar geliştiriyor” yalanının türevlerini İran için de üretmeye başladığında saldırı emrinin çoktan verildiği anlaşılıyordu.

Trump’ın savaş deklare ederken açtığı bohça, 1979’da kaybettikleri İran’ı geri almak için yürüttükleri bütün kirli argümanları önümüze seriyor. ABD’nin Tahran Büyükelçiliğindeki 444 günlük rehine eyleminden Lübnanlı milislerin Beyrut’ta Amerikan kışlasını havaya uçuran bombalı saldırısına kadar her şeyi içine boca ediyor.

2000’de el Kaide’nin USS Cole gemisine yaptığı saldırı ve 7 Ekim Aksa Tufanı’ndan da doğrudan İran’ı sorumlu tutuyor.

Birilerinin çıkıp ABD’nin 1988’de Iran Air’a ait IR655 sefer sayılı sivil yolcu uçağını Körfez üzerinde düşürüp 290 sivili katletmesinin katıksız bir devlet terörü olduğunu hatırlatması gerekiyor.

Netanyahu da bombardımanı ‘önleyici saldırı’ olarak sunuyor. Neyi önlüyorlar? Her seferinde saldıran kendileri. Lübnanlı Prof. Dr. Esad Ebu Halil haklı olarak Goebbels’in haziran 1941’te günlüğüne düştüğü kaydı hatırlatıyor: “Führer tehditkar bir Bolşevik saldırısını önlemeye karar verdi.”

Tehditkar olan 2024’te İran’ın Şam Başkonsolosluğunu bombalayan, haziran 2025’te İran’a karşı topyekûn saldırıya geçen, yıllardır ABD’yi savaşa sokmak için yapmadığı şantaj bırakmayan İsrail’dir.

Trump amaçlarının sadece nükleer tesisler, füze sistemleri ve savunma altyapısını yok etmek değil rejimi yıkmak olduğunu çok net ifadelerde ortaya koydu. Bu da İran açısından bunu varoluşsal bir savaşa dönüştürüyor.

12 günlük savaş İran’ı hazırlıksız yakalamıştı; şoku atlatıp misillemeye geçmesi bir-iki gününü almıştı. Bu sefer eli kulağında bir saldırı için tetikte beklerken bunun topyekûn savaş olacağını öngörerek angajman kurallarını da değiştirdi.

Buna göre en ufak saldırı savaş nedeni sayılacak, hedeflerle ilgili sınırlar kaldırılacak, tırmandırma merdivenlerinde sıralama gözetilmeyecek, savaşı başlatan taraf istediği zaman bitiremeyecek, bölgesel savaşa dönüşecek, gerekirse Hürmüz’den bir damla petrol çıkmayacak! Deklarasyon buydu.

Hızlı bir şekilde İsrail’in yanı sıra Bahreyn, Katar, BAE, Kuveyt, Ürdün ve Irak’taki Amerikan üslerini füzelerle hedef alırken yeni angajman setine göre hareket ediyor.

Ucu açık bir çatışma stratejisiyle zaman faktörünü lehine çevirmeye, eski füze ve SİHA’ları yem olarak kullanıp düşmanın mühimmat stoklarını eritmeye ve düşmanın ödeyeceği bedele odaklanan İran bir-iki hafta dayanabilirse Amerikan kibrini duvara çarpabilir.

Sonuçta Trump’ın aradığı uzun ve maliyetli bir savaş değil. Ağır bir darbeyle teslim almak ve kestirmeden rejim değişikliği için şansını denemek.

Bu harekatın mantık örgüsü dini, siyasi ve askeri liderleri hedef alarak kafa koparma, komuta-kontrol mekanizmalarını yok etme, savunmasız bırakma ve kitlesel isyanı tetikleyip rejimin sonunu getirme diye ilerliyor.

Fakat bu senaryoya Beyaz Saray’da seçeneklerin ele alındığı toplantıda Amerikan istihbarat topluluğu da fazla prim vermedi. Şebekenin öngörüsüne göre: Rejim yıkılırsa ortaya çıkacak bir liderlik boşluğunu doldurmaya en yakın aday Devrim Muhafızları Ordusu. Yani ‘dini liderliğin yerini radikal askeri liderlik’ alabilir.

Bu savaşın seyrini belirlemede, İran’ın uğradığı yıkım kadar düşmanın ödeyeceği bedeller tayin edici olabilir. Burada ABD’nin olası kayıpları ve 12 günlük savaşta Demir Kubbesi’nde delikler açılan İsrail’in tahammül sınırları önemli.

Trump “Bu rejim ABD’nin kudretine kimsenin meydan okumaması gerektiğini öğrenecek” diyor. İran iki saatte bölgedeki Amerikan üslerinin çoğunu vurarak yanıt verdi.

Trump ve Netanyahu, Orta Doğu’da cehennemin kapılarını açtı. Fakat bu kapı arkada müzakere edilerek kapatılabilecek bir kapıya benzemiyor. Bir kafa koparma oyunu sahneleniyor!

ABD de çok iyi biliyor ki bu saldırıdan sonuç alamazsa karşısında daha farklı bir İran olacak. İran da çok iyi biliyor ki bu saldırı püskürtülemezse kaostan parçalanmaya uzanan senaryolar yol alacak.

Pedofili başkan, gururlu İran halkına seslendiğini vurgulayarak “Özgürlük zamanınız geldi. İşimiz bittiğinde hükümetinizi ele geçirin. Bu nesiller boyunca tek şansınız olacak” diyor.

Onur ve gurur varsa karşılığı da olacaktır.

(1 Mart 2026. Evrensel)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu