EmekGüncelKadınLGBTİ+

SÖYLEŞİ | Kadın, Lubunya ve Göçmen İşçiler, Aynı Kaderi Paylaşıyor!

Leyla, kötü çalışma koşullarını, ihlalleri ve deneyimlerini gazetemize anlattı.

Türkiye ve T.Kürdistanı’nda işçiler, giderek ağırlaşan ekonomik kriz ve denetimsiz çalışma koşulları altında yaşam mücadelesi veriyor. Sigortasız çalışma, uzun mesailer, düşük ücretler, kadın ve göçmen işçilerin karşı karşıya kaldığı çoklu sömürü, işçi sınıfının gündelik gerçeklerinden biri. Fabrikalardan inşaatlara, marketlerden tekstil atölyelerine kadar uzanan geniş bir alanda işçiler ya güvencesiz çalışıyor ya da haklarını alamıyor.

Kadınlar ve LGBTİ+ işçiler için tablo daha da ağırlaşıyor; görünmeyen emekleri sömürülüyor, taciz ve mobbinge maruz kalıyorlar.

Fabrikada en ağır koşullar göçmen işçilerin sırtına yüklenmiş durumda. Sigortasız çalıştırıldıkları için yasal güvencelerden yoksunlar ve resmi tatillerde dahi aynı ücrete çalıştırılıyorlar. Leyla, bu durumu şöyle özetliyor: “Haftanın yedi günü çalışıyorlar ve pazar günü de aynı ücreti alıyorlar. Normalde çift mesai almaları gerekiyor ama patron, sigorta ve mesai ücretinden kâr etmek için bunu vermiyor.”

Kendisi de bir dönem sigortasız çalışmak zorunda kalan Leyla, düşük yevmiyeye razı gelmiş: “Paraya ihtiyacım olduğu için düşük ücretli yevmiye almaya razı geldim ama bu iki defaya mahsustu. Bunun sömürü olduğunu bildiğim için pazar günleri işe gitmeyi bıraktım.”

Leyla, kötü çalışma koşullarını, ihlalleri ve deneyimlerini gazetemize anlattı.

“Çikolata değil her işi yaptırıyorlar!”

Leyla’nın anlattıkları, fabrikanın yalnızca üretim alanı değil, işçilerin patronun kişisel ihtiyaçlarına da koşturulduğu bir yer olduğunu gösteriyor. “Burada sadece çikolata üretmiyoruz, fabrikanın genel temizliğini de bize yaptırıyorlar. Tuvaletleri, mutfağı, soyunma odalarını biz işçiler temizliyoruz, çöpleri biz atıyoruz. Patronun odasını, mutfağını biz temizliyoruz, misafirlere kahveyi biz yapıyoruz. Yemekhaneci olmadığı için yemekleri birbirimize biz dağıtıyoruz.”

Normal şartlarda temizlikçi, yemekhane görevlisi gibi ayrı kadrolarda yapılacak işler, üretim işçilerine yükleniyor. Böylece patron daha az işçiyle daha fazla iş yaptırarak kârını artırıyor.

Çocuk işçilerin gizlenmiş mesaisi

Fabrikada çocuk işçilerin de çalıştırıldığını söyleyen Leyla, onların durumunun çok daha ağır olduğunu vurguluyor: “Çoğu göçmen çocuklar ve bu işi yapmaya mecburlar. Eğitimden uzakta, ağır koşullarda çalışıyorlar. Yetişkin bir birey gibi iş çıkarmaları bekleniyor onlardan. En çok onlara üzülüyorum. Çünkü onların okul ve oyun dönemi.”

Patronun gözünden kaçırmaya çalıştığı bu çocuk işçiler için Leyla, kendi imkanlarıyla koruyucu bir tutum geliştirmiş: “Çocuk işçileri gizlice soyunma odasında uyutuyor, onlara hafif işler veriyordum. Bazı işleri yasaklıyordum onlara. Molalarını uzatıyordum. Hepsi patronun gözünden gizliydi.”

Mobing, taciz ve görünmeyen emek

Fabrikanın ağır çalışma koşullarına mobbing ve taciz de ekleniyor. İşçilere sürekli bağırıldığını, onur kırıcı sözlerin havada uçuştuğunu anlatan Leyla, “Ben de işçi arkadaşlarımla aynı kaderi yaşadım. Kötü koşullara, hak kaybına maruz kaldım. 12 saat ayakta çalıştık, bazen 24 saat çalışanlar oldu. Yemeksiz mesai yaptığımız günler bile oldu” diyor.

Kadın işçiler açısından görünmeyen emeğin sömürüsü daha da belirgin. Üretim işçisi olarak işe girseler de temizlik, kahve yapma gibi ek işler dayatılıyor. Leyla, “Kadın bir işçi olarak görünmeyen emeğimiz sömürülüyordu. Kıyafetlerimize dahi karışıyorlardı” diye anlatıyor. Bunun yanında yöneticilerin sözlü tacizlerine de maruz kalıyorlar: “Koltuklarına, paralarına, erkek olmalarına güvendikleri için açık açık sözlü taciz yaşanıyor. Onlara göre şaka, espri tabii.”

Lubunya kimliğiyle hayatta kalmak

Leyla yalnızca bir kadın işçi olarak değil, lubunya kimliğiyle de zorluklar yaşadığını ifade ediyor. “Bir kadın arkadaşımla çok samimiydik, ona flörtoz şakalar yapardım. Fabrikada iş arkadaşım tarafından bu alay konusu olmaya başladı. Ama bizim umurumuzda değildi. Yine de kimliğimi açıklamadım. Çünkü arkadaşım göçmendi, ben iş bulabilirdim ama onun için daha zor olurdu. Bu riski almadım.”

Örgütsüzlük patronu güçlendiriyor

Leyla, işçiler arasında dayanışma kurmaya çalıştığını ama örgütlü bir bilincin eksikliğini hissettiğini söylüyor. “İşçilere örgütlü bir bilinci aşılamayınca patronla değil, birbirleriyle uğraşıyorlar” diyor. Bu nedenle mobbing bazen işçilerden işçilere de yöneliyor. Yine de dayanışma kurabildiği arkadaşları olmuş: “Pes etmedim. Kimisini dönüştürdüm, kimisini dönüştüremedim.”

Günlük hayatında okumaya ve gündemi takip etmeye zaman ayıran Leyla, fırsat buldukça eylemlere katılıyor. “Eğer işten fırsatım varsa işçi eylemlerine, kadın eylemlerine, LGBTİ+ eylemlerine ya da etkinliklere katılırım” diyor. 12 saatlik vardiyaların mücadelesini zorlaştırdığını kabul ediyor ama vazgeçmiyor: “Bence mücadeleyi bırakmamalıyız, bir şekliyle ucundan bir yerinden devam edilmeli. Yoksa bu sömürü düzeni yıkılmaz.”

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu