
Geride bıraktığımız yıl boyunca açığa çıkan birçok eylem ve etkinlik; bizlerin yan yana geldiğinde başarabileceklerine dair çokça deneyim bıraktı. 2025 yılı içerisinde yaşadıklarımızı göz önünde bulundurduğumuzda; başarılarımızı, başarısızlıklarımızı, yaşadığımız sorunlar karşısında gelişen öğrenci hareketinin olumlu-olumsuz özelliklerini, ilerletici ve geriletici eğilimlerini daha açık, berrak bir biçimde görebiliriz. Bu süreç içerisinde çeşitli biçimlerde yürüttüğümüz tartışmalarla birçok başlıkta fikirlerimizi paylaştık. Bugün öğrenci hareketinin geleceğine ilişkin kendi pozisyonumuzu da içeren fikirlerimizi derli toplu bir biçimde ortaya koymaya ihtiyacımız bulunuyor. 19 Mart öncesi, boykot dönemi ve sonrası dönemde yaşanan hareketliliğin bugün önemli oranda yolunu bulmaya çabaladığı bir süreçten geçiyoruz.
Ortadoğu’da ve dünyada yaşananların kampüslere etkisi bugün sınırlı olsa da önümüzdeki süreçte gittikçe ivmelenecek çelişkiler karşısında kampüslerden yükselen sesin yarına rengini verecek düzeyde olduğunu kabul edersek deneyimlerimizden çıkaracağımız derslerin yarın açısından ne kadar önemli olduğunu daha açık görebiliriz. Bu çerçevede belli başlıklar içerisinde çeşitli soru işaretlerine yanıt olmaya çalışacağız.
Burjuva ideolojisinin gençlik hareketi üzerindeki etkisini kıralım!
Bugün öğrenciler AKP-MHP iktidarının geniş halk kitlelerine yönelik baskı ve sindirme politikalarından payına düşeni alırken, burjuva klikler arasında yaşanan çelişkilerin bir yansıması olarak gerçekleşen çatışmalar temsil ettikleri sınıfın karakterini önemli oranda barındırmaktadır. Burjuvazinin geniş emekçi kesimlere yönelik uyguladığı faşist baskının bir parçası olarak emekçilere dönük uyguladığı devlet şiddetinin yanı sıra burjuvazinin çeşitli klikleri arasında yaşananlarla tanık olduklarımız; tüm toplumsal kesimlerin olduğu gibi öğrenci gençliğin de bilincini bulanıklaştıran, sosyal pratiğini etkileyen bir faktör durumundadır.
AKP, MHP, CHP, İYİP, ZP vb. partilerin birbirlerine yönelik itham ettikleri yalan ve manipülasyonları hayata geçirirken sergiledikleri pratiklerin, halk kitlelerini manipüle etmenin temel yöntemi olarak belirlendiği bir atmosfer-de; devrimci-demokrat öğrencilerin esasen burjuvazinin bu teorik-pratik niteliğinden büyük oranda etkilendiğine tanık oluyoruz. İşbirlikçi Türk burjuvazisinin temsilcileri olarak yukarıda ifade ettiğimiz faşist partiler, temsil ettikleri sınıfın karakterini taşımakta; bu sınıfın önceliklerini, bu sınıfın davranış kodlarını referans almaktadır.
Halkın önem ve kıymet verdiği her şeyle kurdukları ilişki, halkı manipüle etmek adına sahip oldukları kıyafetten ibarettir; bu kıyafet hızlıca değiştirilebilir. Dedikodu, yalan ve manipülasyonlar uygulanabilir. Burjuvazi kendi teorik-pratik yaklaşımını hayata geçirirken sergilediği her pratik; onun sınıfsal karakterini, olay ve olgularla kurduğu ilişkinin bir sonucu olarak gerçekleşmektedir.
Problemli olan; bugün üzerine düşünmemiz, tartışmamız, müdahale etmemiz gereken bu yaklaşımın, düşmanımızın düşünsel-pratik faaliyetinin saflarımızda, halkın safında, gençliğin safındaki yansımaları ve etkisidir. Sömürüyü, baskıyı, yalan ve manipülasyonu ilke edinmiş bu yöntemlerle geniş halk kitlelerini yaşadığımız düzene ikna etmek, gelişen itirazları zapturapt altına almak isteyen bir düşmanın bu pratikleri şaşırtıcı değildir. Burada bize dışarıdan gelen zarar, düşmanımızın çıkarlarını koruma hedefinin doğal sonucudur. Ancak bu düşünsel ve pratik yaklaşımın gençlik saflarındaki etkisi bizi içeriden darbelemekte; gücümüzü ve enerjimizi içerideki sorunlarla uğraşmaya, bunlarla cebelleşirken mevcut düzenin bekasının sürdüğü bir zemine iteklemektedir.
Faşist diktatörlüğün tüm imkan ve olanaklarıyla saldırdığı bir atmosferde gençlik kitlelerinin üzerindeki bu etkisi kaçınılmaz durumdayken, buna karşı mücadele, örgütlenme çalışmalarımızın temel halkalarından birini oluşturmaktadır. Bu etkiden sıyrıldığımız oranda, bu etkiyi kırdığımız oranda geleceği kazanmada bir adım ileri gidebilir, özgürlük mücadelesini bir adım daha büyütebiliriz.
Kitlelerin hareketini belirleyen çelişkiler ve bu çelişkilerin yaşanma düzeyi olurken, çelişkilerin nasıl çözüme kavuşturulacağına ilişkin ideolojik-politik yaklaşımımız tayin edici durumda olacaktır.
Küçük burjuvazinin kafa karışıklığından sıyrılalım!
İşçileşen bir öğrenci kesiminin apaçık tartışıldığı, beyaz yakalıların dahi güvencesizliğinin gün be gün büyüdüğü bir ortamda sistemle güçlü bağlar kurma, beyaz yakalı olma hayalleriyle çeşitli bölümlere yönelen gençlik kitlelerinin dahi yaşadığı geleceksizlik karşısında çelişkileri keskinleşiyor. Çelişkiler derinleşirken, sisteme yönelen öfkenin örgütlenmesine yönelik çaba gösterirken, kişisel çıkar ve menfaatlere, bireysel kurtuluşa odaklanan yaklaşımlara karşı mücadelenin önemini kavramak zorundayız. Sistem geleceksizliği derinleştirip milyonlarca insanın yaşam koşullarını kötüleştirirken, çatlaklardan sıyrılıp “kendini kurtarmanın” mümkün olmadığı bu denli barizken umudumuzun halkın, işçi sınıfının kurtuluşunda olduğu gerçeğine daha fazla dayanmamız gerekmektedir. Bu gerçeği bilince çıkardığımız oranda sorunlarımızın çözümü için gerçek adımlar atabiliriz.
Sınıfa seslenmek, sınıfın bir parçası olmak!
19 Mart sürecinde öğrenci gençliğin önemli gündemlerinin başında akademik boykot ve tüketim boykotu gelirken işçi sınıfına yönelik yoğun bir şekilde grev çağrıları gerçekleştirildi.
Bu grev çağrılarının öncülüğünü bugün sendikal hareket içerisinde bürokrasinin, sarı sendikacılığın, rantın derinleşmesine hizmet eden; işçi sınıfını örgütleme iddiasıyla ekonomizmin önünü açan çevreler, kitle hareketinin sıçrama yaptığı bir anda sınıfın başına ördükleri ağların içerisinden sıyrılarak greve çıkmasını yahut bu ağa güvenerek kendi ileri söylemlerinin bürokratik ağı perdelemesinin hesaplarını yaptılar.
Öğrenciler, akademik boykotu hayata geçirirken tek bir işçi komitesinin, tek bir sendikayla dahi grevi örgütle-yen, basınç oluşturan bir adım atılmazken burjuvazinin hamasi söylemleri adeta havada uçuşturuldu. Yüz binlerce üniversite öğrencisi çalışmak zorunda olduğu için üniversite öğrenimini sonlandırırken, milyonlarca öğrenci okurken çalışmak zorundayken, bu çağrının ana muhataplarında birini bizler oluşturuyorken dışımızdaki bir özneye çağrılar yapıldı.
Bugün milyonlarca öğrenci, başta hizmet sektörü olmak üzere birçok işkolunda güvencesiz bir şekilde çalışarak işçi sınıfının önemli bir bölüğünü oluşturuyor. Çalışırken okumak zorunda kalan, adeta part-time yükseköğrenim gören öğrenciler çalıştıkları iş yerinde mobbinge maruz kalıyor. Aile yılı dayatmasına karşın kapitalizmin her insanı sömürülecek bir bireye dönüştüren neoliberal politikalarıyla her öğrenci doğrudan emek sömürüsünün, açlığın, yoksulluğun muhatabı durumundadır. Geleceksizlik dediğimiz; bize dayatılan sömürünün “gelecek” diye pazarlanmasıdır.
MESEM’lerde staj sömürüsüne maruz bırakılan, çalışırken üniversite öğretimini sürdürmek isteyen öğrenciler sınıfın önemli bir bölümünü oluştururken öğrencilerin gündemi sınıfın gündemi, sınıfın gündemi öğrencilerin gündemidir.
Şovenizme vurulan her darbe birleşik mücadelemizi büyütür!
Devletin Kürt ulusuna yönelik uyguladığı ulusal baskının zemini olarak büyüttüğü şovenizm, gençlik kitlelerini yoğun etkisi altına almış durumdadır. Faşist partiler dört bir yandan hangisinin daha şoven bir yapıya sahip olduğunu kanıtlamaya girişircesine; faşist saldırıları nasıl yoğunlaştıracağına, uygulayacağına ilişkin açıklamalarda bulunarak ırkçılıkta yarışıyor. Bir yandan kardeşlik edebiyatıyla Kürt ulusunun haklarını gasbetmenin teorisi yapılıyor. Milyonlarca Kürt öğrencinin ana dilinde eğitim hakkı tanınmayarak asimilasyon politikaları uygulanmaya devam ediyor.
Kürtçe konuştuğu, şarkı söylediği, halay çektiği için ırkçı saldırılarla karşılaşan öğrenciler haklarını savunduğu için gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, devlet şiddetini karşısında buluyor. Kürt ulusunun yarım asırdır örgütlü bir biçimde sürdürdüğü ulusal özgürlük mücadelesi yasal zeminlerle kuşatılıp zapturapt altına alınmak istenirken; Kürt ulusal özgürlük hareketi “varlık hakkının tanındığı” ifade edilerek bu yasal zemine ayak uydurulacağı, yeni çıkarılacak yasalarla kendisini yasal zeminde sınırlayacağını, entegre olacağını ifade ediyor.
Devlet tarafından Kürt ulusunun varlık hakkı dahil olmak üzere her türlü devrimci-demokratik mücadelesi terör faaliyeti olarak nitelendirilip “Terörsüz Türkiye” propagandasıyla faşizmin ideolojik propagandaları sürdürülüyor. Ana dilinde eğitim talebi başta olmak üzere sorun ve taleplerini ifade edemediği, yaşadığı sorunların görülmediği bir koşulda; işbirlikçi Türk burjuvazisinin Kürt
ulusuna ve diğer azınlıklara yönelik ırkçı politikalarının hedefi olan Kürt öğrenciler saldırıların hedefi olurken, şovenizmin devrimci-demokrat kamuoyu üzerindeki etkisi derinleşiyor.
Zeren Ertaş eylemlerinde “Jin, Jiyan,Azadi!” sloganı hedef alınarak, 19 Mart eylemlerinde Kürtçe döviz ve sloganlar hedef alınırken şovenizm tırmandırılmak, ezen ulusun imtiyazlarına dayanılmak, ulusal baskının devamı için tutturulan koroya destek olunuyor. Buradaki temel yaklaşımımız; ezen ulusun imtiyazlarını bir kenara bırakırken ezilen ulusun üzerindeki baskıyı ortadan kaldıracak adımları büyütmek, birlikte mücadelenin ezen ulusun imtiyazlarını bir kenara bıraktığımız oranda büyüyebileceğini görmek olmalıdır. Bu bakış açısıyla ana dilde eğitim talebinin yükseltilmesi bu dönemin temel hedeflerinden biri olurken buna uygun çalışmalara odaklanmak, şovenizme karşı mücadelede önemli mevziler yaratacaktır.
Ataerkiye ve Heteroseksizme karşı mücadele etmeyen devrimcileşemez!
19 Mart eylemlerine rengini veren yanlış tutumların büyük bir parçasını; eylem ve etkinliklerin önemli bir dinamiğini genç kadınlar ve LGBTİ+’lar oluşturmasına karşın ifade edilen ırkçı-türcü-cinsiyetçi küfürler oldu. Buna
müdahale etmek için kadınların, LGBTİ+’ların, devrimci, demokrat öğrencilerin çeşitli refleksleri olsa dahi henüz önü alınamayarak eylem alanlarında dışa vurmaya devam ediyor.
Bu dışa vurumun, önümüzdeki süreçte aile yılı politikaları ve kadın ve LGBTİ+ hareketinin kazanımlarını tırpanlamayı hedefleyen ataerkil saldırganlıkla artacağı açıktır. Örgütlü bulunduğumuz her alanda çeşitli biçimlerde müdahale ettiğimiz bu gerçek kampüslerde sıkça karşımıza çıkmaya devam ederken; ilkesel bir biçimde daha etkili müdahaleler geliştirmek, müdahalelerimizi istikrarlı bir biçimde sürdürmek durumundayız.
Devlet bir yandan kadınların ve LGBTİ+’ların kazanımları tırpanlanıp eylem ve etkinliklerine yönelik saldırılar sürdürürken; ataerkinin ve heteroseksizmin egemenliğine teslim ettiğimiz her alan egemenlerin egemenliğine teslim edilmiş olacaktır.
Bu noktada kadınların ve LG-BTİ+’ların kazanımlarını savunmaya, büyütmeye odaklanan bir siyasal hat oluşturma sorumluluğu omuzlarımızda durmaktadır. Heteroseksizme ve ataerkiye karşı mücadelenin sonucunun gençliğin birleşik mücadele-sinin temellerini oluşturacağını görerek; bu birlikteliği zayıflatan, genç kadınların ve lubunyaların alanlarının kapatılmasını engellemek, birlikte bu alanı genişletmek, kurtuluşunu örgütleme sorumluluğuyla hareket eden her öğrencinin sorunu ve gündemi olmalıdır.
Basitten Karmaşığa Her Sorunumuzun Çözümü: Örgütlenmek!
Bugüne dek örgütlenmeye dair çeşitli aralıklarla belli çerçevelerde bir dizi tartışma yürüttük; ancak bugün açısından daha somut bir biçimde kampüslerdeki politik atmosferi ve bizim çalışmalarımızı ele alacak olursak:
Devletin 19 Mart sonrası devreye soktuğu gözaltı ve tutuklama saldırılarının bulunduğumuz her üniversitede birçok yoldaşımızın gözaltına alındığı, kimi yoldaşlarımızın tutsaklık deneyimi yaşadığı bir süreci geride bıraktık.
Faşizmin baskı ve sindirme politikalarının ilk durağın-da devrimci-demokrat öğrenciler olduğunu; zincirin ilk halkası olarak bizleri ve tüm devrimci öğrencileri hedef aldığını geride bıraktığımız on yıllık süreçte çokça deneyimledik.
Bu yaklaşımın sonucu olarak 19 Mart sonrası kampüslerde yükselen isyanın bastırılması hedefiyle gerçekleştirilen saldırıların doğrudan hedefi olduğumuz
ortadadır. Bu saldırılarla yoldaşlarımızın iradeleri kırılmak; gençlik kitleleriyle bağ kurmamızı engelleyecek çeşitli bariyerler oluşturulmak istenmektedir. Yoldaşlarımız, yayınlarımız, politik fikir ve görüşlerimiz parça parça marjinalize edilmeye çalışılmakta; süreç içerisin-de gençlik kitlelerini kuşatması beklenen korku atmosferinin kolektifimiz ve gençlik kitleleri arasında oluşan bir bariyere dönüştürülmesi beklenilmektedir.
Bunun çeşitli örnekleri her faaliyet alanında çeşitli düzeylerde yaşanırken; örgütsel yetmezliklerimizle birleşen bu tablo, faaliyetimizi zayıflatan önemli bir etken durumundadır. Koşullarımızın daha fazla kötüleştirildiği, devrimci-demokrat öğrencilerin her hareketinin farklı bir saldırının gerekçesi yapıldığı, ablukanın adeta bir fanusa dönüştürüldüğü bir koşulda, bu sınırları tanımamız, bu sınırlarda hareket etmemiz beklenebilir.
Ancak bu gerçeklik, bilinçli bir düşmanın bilinçli eylemleri sonucunda inşa edilebiliyorken; bilinçli bir kolektif çalışmanın bu gerçekliği ters düz edebildiğinin mütevazı örneklerini gördük. Meclis, kulüp, dayanışma, topluluk, boykot komiteleri gibi demokratik kitle örgütlerinin ideolojik-politik olarak tutarlı bir ilişkilenişle birçok engeli ortadan kaldırabildiği; yetmezliklerimize, olanaklarımızın zayıflığına karşın örgütlendiğimiz alanların bizler açısından yeni imkan ve olanaklar yaratmada nasıl işlevli olabileceğine dair çeşitli deneyimler yaşadık.
Tüm bu deneyimlerle; devrimci demokrat öğrencilerin özne olabilmesine imkan tanıyan demokratik örgütlenmelerin bizlerin ideolojik-politik müdahaleleriyle nasıl imkanlar oluşturabileceğine iliş-kin bir dizi deneyime sahibiz. Bugün bu deneyimleri göz önünde bulundurarak; bulunduğumuz her üniversitede kitle örgütleriyle bağ kurmanın, sorunlarımız karşısında harekete geçtiğimiz, öğrencilerin sorunları karşısında harekete geçebilecek örgütlenmelerle gençlik kitlelerinin demokratik talep ve hedeflerini paylaşabilecekleri örgütsel zeminler etrafında bir araya gelebilecek önemli bir olanak bulunmaktadır.
Bir dizi örgütsel form olanağı mevcutken, öğrenci hareketi içerisinde bu örgütsel formlara ilişkin tartışmalar daha açık bir biçimde yürütülür durumdadır. Bugün kimi reformist çevreler burjuvazinin dahi “demokrasi” namına, uyguladığı bürokrasiyi eleştirdiği ve terk etmeye dönük tartışmaları merkezine oturttuğu ÖTK’larla perspektifini sınırlarken kimi çevreler yazınsal faaliyetlerinin odağına meclisleri koymuş durumdadır.
Çeşitli örgütsel formlara ilişkin çokça tartışmaya tanık olduğumuz bir atmosferde esasta gençliğin birleşik mücadelesini büyütecek, gençlik kitlelerini asgari ilkeler çerçevesinde bir araya getirilebilecek bir örgütsel form olarak meclis formunun oluşturulabilmesi için adım atılması elzem durumdadır. Bu anlamda çeşitli üniversitelerde doğrudan adımlarımız bulunurken bulunduğu-muz her alanda bu adımları hızlandıracak çalışmalara odaklanmak; geniş gençlik kitlelerinin politik mücadelede özne olabilmesi açısından ön açıcı durumdadır. Örgütlenme çalışmalarımızın temel halkasını basitten karmaşığa doğru ilerleyen bir süreç olarak ifade edersek, kitle hareketini büyütecek adımların her YDG’linin ideolojik-politik gelişiminde dinamo işlevi göreceğini öngörmek zor değildir.
Gerçekliğimizi görürken iki temel halka önümüzü açacak durumdadır. Bu gerçeklik içerisinde kitle insiyatifini geliştirecek ve büyütecek fikir açıklığıyla, önümüzdeki sürecin iskeletini güçlendirirken öğrenci hareketinin örgütlenmesi görevi karşımızda durmaktadır. Bu görev ilkelere sıkı sıkıya bağlılığın ve demokratik bir katılım sürecinin sonucu olarak başarılacaktır. Örgütlenmek, bugün sıkıştırıldığı anlam itibarıyla geniş yahut dar bir insan topluluğunun bir araya gelmesinin öte-sinde doğrularıyla ve hatalarıyla birlikte karar verebilen bir anlaşmanın kendisidir. Bu kararlılıkla bir araya gelen bizler ilkelerimize sıkı sıkıya tutunarak her arkadaşımızı kararlarımızın ortağı yaparak yoldaşlaşmanın adımlarını büyütebilir.
Daha zorlu görevleri karşılayacak bir ideolojik-politik hatta sahip olabiliriz. Geride bıraktığımız deneyime yüzümüzü dönersek yoldaşlarımızın üzerine düşen sorumluluğu aldığı oranda gelişimin kaçınılmaz olduğunu hepimiz gördük, göreceğiz!
*Bu makale Yeni Demokrat Gençlik Dergisinin Ocak-Şubat 2026 tarihli 24. Sayısından alınmıştır.



