GüncelMakaleler

GÜNCEL | Güney Kafkasya’da, Emperyalist Hegemonya Mücadelesi

"Batılı emperyalist ülke yönetimleri tarafından, Ermeni ve Kürt meselesinde iyi niyet göstergesi olarak kullanılan “barış’’, “normalleşme”, “istikrar”, “güvenlik” vb. kavramlar; yaşanan ve yaşatılan gerçekliği örtbas etmeye çalışan, gerçeklik karşısında karşılığı olmayan kavramlardır"

Ermenistan dış politikasını “ortakları çeşitlendirmek” olarak niteleyen ve bu politikayı ısrarla sürdürmeye çalışan Nikol Paşinyan yönetimi, gerçeğin gözünün içine bakmak, kendi ülkesinin çıkarlarını ve gelişimini öncelemek, kendi zenginlik dolu yeraltı kaynaklarına yönelmek ve halkına güvenmek yerine “barışı” batılı kapitalist-emperyalist ülkelerin tesis edeceğine inanmaya ve hayal etmeye devam ediyor.

İktidara geldiği günden itibaren gerek iç gerekse dış politikada fazlasıyla tutarsızlık dolu zikzaklar çizen ve “yön bulma” politikasını sürdürmeye çalışan N.Paşinyan yönetimi, Rusya ile olan çok yönlü ilişki ve bağımlılığını sürdürmek konusunda yol ayrımına gelmiş bulunmaktadır.

“Ortakları çeşitlendirmek” siyaseti izlemeye çalışarak, “şu an tercih edilen ülkelerin başında ABD görünmektedir” diyerek politik tercihini belirlemeye ve “ortağını” bulmaya çalışıyor.

Ermenistan yönetimi ülke “barışını” güvence altına alma iddiasıyla bir yandan çok taraflı ekonomik-politik-diplomatik ilişkilerini sürdürürken diğer yandan son süreçte attığı bir dizi politik-diplomatik adımla birlikte yönünü ABD-AB ülkeleriyle ilişkilere çevirmeyi planlıyor.

Ermenistan yönetiminin diplomatik trafiği ve “yön bulma” çabaları, sınır ülkeleriyle başlamak üzere Batı’ya doğru gelişerek sürmektedir. İran’la stratejik işbirliği anlaşma imzalanmasına yönelik temas ve müzakereler ise sürdürülüyor. Anlaşmanın imzalanmasına dair henüz bir tarih belirlenmezken, görüşmeler devam etmektedir. Keza aynı motivasyonla Ermenistan’da demokratik kurumların güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması gerekçesiyle AB ile “ekonomik kalkınma” ve “kamu yönetimi reformları”na desteğin takdir edilmesi için çalışıyor.

ABD Başkan Yardımcısı J.D.Vance’in Ermenistan ziyareti

Ağustos 2025’te ABD Başkanı D.Trump’ın girişimiyle Washington’da Azerbaycan ve Ermenistan arasında imzalanan ve “Trump Yolu” olarak adlandırılan “Barış Deklarasyonu” süreci ise devam etmektedir. ABD emperyalizminin denetimi ve yönlendirmesi üzerinden, Nahçıvan’ın Ermenistan üzerinden Azerbaycan’a bağlanmasının öngörüldüğü “Trump Yolu” ile enerji geçişi, ticaret, lojistik ve dijital bağlantıyı kolaylaştırmayı amaçlayan Orta-Asya ile Avrupa arasında yeni bir Doğu-Batı rotası açma hedefine sahip olan  “Trump Yolu”, ABD için bölgede hiç olmadığı kadar olanak ve avantaj sağlayacaktır.

Bu anlaşmanın ardından ABD Başbakanı J.D.Vance’in Ermenistan’ı ziyareti ekonomik-teknolojik-askeri anlaşmalarla iki ülke arasındaki ilişkileri yeni bir evreye taşıdı.

ABD emperyalizmi için “çıkarların esas, gerisinin teferruat olduğu” ilkesi tüm zamanlarda ve her yerde geçerli, vazgeçilmez ve değişmez bir politikadır. Hangi düzeyde olursa olsun yaptıkları her türlü diplomatik ziyaret ve görüşmede, değişmeyen temel ilke kendi emperyalist sermayenin çıkarlarını esas almak büyütmek, zenginleştirerek yaygınlaştırmaktır. Ve bu çıkarlar penceresinden her şeye bakıp yaklaşmak, ilişkilenmek ve çalışmaktır.

ABD Başkan Yardımcısı J.D.Vance, bir yandan farklı düzeylerde Ermenistan ve ardından Azerbaycan ile görüşmeler yaparken diğer yandan Ermeni soykırım anıtını ziyaret ederek, müzenin onur defterine; “Kaybedilen hayatlara derin saygımızı sunarak, Ermeni halkının direncini ve sarsılmaz ruhunu onurlandırıyoruz. Amerika ve Ermenistan barış ve anlayışın hakim olduğu bir geleceğe birlikte yönelsin” notunu düştü. Daha sonra ise bu notun silindiği öne sürüldü.

Halklara karşı gerçekleşen soykırım, katliam ve uygulanan bir dizi sayısız şiddetin ABD için sadece söylem düzeyinde kalmış küçük birer teferruat olduğunu iyi biliyoruz. İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük, evrensel değerler ve kurallar, doğanın korunmasının vb. hiçbir önemi ve değeri yoktur. Düzensizliğin kaos ve krizin, her türlü şiddet ve çürümenin merkezi ve temsilcisi durumunda olan emperyalist bir ülke yönetimi, halkların ve hakların savunucusu ve temsilcisi olabilir mi?

N.Paşinyan: “Barışın geri döndürülemez olduğu nokta”

Azerbaycan ile süren savaş ve çatışma sürecinin ardından Asya’yı Avrupa’ya bağlayacak 43 kilometrelik “Trump Koridoru” (Uluslararası Barış ve Refah için Trump Rotası) projesinin imzalanmasından sonra J.D.Vance’in ziyaretiyle birlikte yeni bir nükleer reaktör santrali inşa etmek için sunulan teklif Ermenistan yönetimi tarafından “öncelikli değerlendirilecek öneri” olarak kabul görmektedir. Rus, Çin, Fransız ve Güney Kore şirketlerinden gelen teklifin içinde ABD’nin önerisi önde görülmektedir. Bu teklifin kabul edilmesi durumunda, girişimin “Rusya için bir darbe olacağı” öngörülmektedir.

N.Paşinyan; “Bu anlaşma Ermenistan ve ABD arasında derinleşen enerji ortaklığında yeni bir sayfa açacak” diyerek memnuniyetini belirtmektedir. Ermenistan’ın elinde bulundurduğu Sovyet yapımı “Metsamor Nükleer Santrali” yerine yeni bir nükleer reaktörün inşası, Ermenistan’ın yönünü dünden ve her zamandan daha ağırlık olarak Amerika’ya çevireceğini göstermektedir.

ABD’nin, D.Trump yönetimiyle birlikte Kafkasya bölgesinde yalnızca askeri politikalar açısından değil ekonomik sömürü ve bölgede hakimiyetini artırmak açısından da öne çıkan bir adım attığı belirtilebilir. Böylece bir taşla iki kuş vurmaya çalışan ABD emperyalizmi, bölgede hegemonyasını artırarak Rusya’nın hegemonya alanlarını daraltmaya, Rusya ve İran’ı daha güçlü kontrol etmeye çalışıyor. Güney Kafkasya’yı adım adım Rusya denetiminden çıkarıp kendi denetimi altına almaya çalışmaktadır.

ABD, Güney Kafkasya’da ikincil oyuncu rolünden kalıcı bir ortak ve efendi rolüne geçmektedir. Aynı zamanda Rusya ve İran için bölgesel ekosistemini on yıllar boyunca sürecek bir şekilde değiştirmeyi amaçlıyor. ABD, yapısal etkisini genişletiyor ve Rusya ile İran’ı atlayarak Orta-Asya’dan Avrupa’ya transit akışlar üzerinden kontrolü ele geçirmeyi hedefliyor.

ABD Başkan Yardımcısı J.D.Vance’in Ermenistan ve Azerbaycan’a ziyareti ve yaptığı ekonomik alt yapı, askeri anlaşmaları aracılığıyla Rusya ve İran’ın varlığına meydan okuyarak bölgenin jeo-politik haritasını yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Azerbaycan ve Ermenistan’a “somut işbirliği modeli”, yatırımlar ve teknolojik destek vaat ediyor.

Ermenistan’ın “Batı”nın İran’a karşı ön karakolu rolü 

ABD Başkan Yardımcısı J.D.Vance’in Ermenistan ziyaretinin bir ayağında ekonomik anlaşma ve işbirliği; diğer ayağında ise 11 milyon dolarlık gözlem dronlarının satışını onaylaması vardı. Bu adımlarla gözler, İran-Ermenistan ilişkilerine çevrildi. İnsansız hava araçlarının satışı-alımı, İran’a karşı olan istihbarat ve kontrol mekanizmaları olarak değerlendirilmektedir. İHA’lar sadece teknik gözlem için değil uzun vadeli keşif, sınır kontrolü ve gerçek zamanlı veri aktarımı imkanlarına sahiptir.

Ermenistan’ın dağlık ve stratejik coğrafi konumu gözönüne alındığında bu platformların İran sınırına yakın bölgelerde gözlem ve keşif amaçlı kullanılması ihtimal dahilindedir. Yerevan yönetimi bunu “savunma kabiliyetini güçlendirmek” olarak ifade etse de bunun arkasındaki amaçların farklı olması ihtimali gözardı edilmemelidir.

ABD-Ermenistan ilişkilerinin artık klasik diplomatik işbirliği çerçevesinden çıkarak açık bir jeo-politik içerik kazanmaktadır. Nükleer enerji alanında “Barışçıl İşbirliği” adı altında kurulan hukuki temel, aynı zamanda J.D.Vance’in 11 milyon dolarlık gözlem dronlarının satışını onaylaması, Ermenistan askeri sisteminin batı standartlarına göre yeniden şekillendirileceğini göstermektedir. N.Paşinyan yönetimi, adım adım batı emperyalizminin bölgedeki çıkarlarına hizmet eden stratejik bir dayanak noktasına dönüştüğünü söylemeye zemin hazırlamaktadır.

Ermenistan ile her zaman iyi ilişkilere sahip olan İran için ABD ile yapılan askeri anlaşmaların ardından Ermenistan, bir tehdit unsuru ve ciddi sorun olabilir. Çünkü Ermenistan’ın askeri-teknik imkanlarının ABD tarafından güçlendirilmesi Tahran’a karşı istihbarat ve gözlem imkanlarının genişletilmesi olarak anlaşılmaktadır.

Bu anlaşmayla Yerevan, “dengeli dış politikası”ndan uzaklaşarak, Batı’nın İran’a karşı oluşturduğu stratejik hattın ön cephesi ülkelerden biri rolünü kabul ettiğini göstermektedir. ABD, Ermenistan’ı İran’a karşı ileri karakoluna dönüştürmek için onu teşvik etme amacı taşımaktadır.

Ermenistan’ın uzun yıllardır taşıdığı jeo-politik rolün değişme ihtimali taşıdığını belirtmek gerekir. Bir zamanlar Rusya’nın Güney Kafkasya’daki ileri karakolu olarak hareket eden Ermenistan, şimdi hızla Moskova’nın alanından uzaklaşarak Batı’nın stratejik dayanak noktasına dönüşmektedir.

N.Paşinyan yönetimi: “Batı hayranlığı”

Ermenistan, N.Paşinyan iktidara geldikten ve Türk-Azeri işgalci güçleri tarafından yaşadığı askeri yenilgi ve Karabağ’ın kaybıyla birlikte resmen “Tam-Teslimiyet-Tam Kayıp” politikasını sürdürmektedir. Ülkesinin ve halkının onurunu hiç olmadığı kadar ayaklar altına almaktan geri durmayan bir noktadadır.

“Ortakları çeşitlendirme”, “yeni ortak arama” çabaları Ermenistan ülkesini ve halkını daha ağır güvenlik sorunlarına ve olası risk dolu çatışma alanına çevirmeye götürmektedir.

Ermenistan, tarihi boyunca “Batı hayranlığı” içinde olmuş ve yaşadığı sayısız işgal ve katliamlar karşısında başta Fransa olmak üzere “Batı”dan yardım ve kurtuluş bekleme yanılgısı ve yanlışı içinde olmuştur. Bu yanlış ve yanılgı, N.Paşinyan yönetimiyle devam etmektedir.

Bu ifade ettiklerimizden elbette Ermenistan’ın yerinin Rusya emperyalizminin yanı olduğu, “Rusya ile ortaklık” kurulması gerektiği yaklaşımı çıkmamalıdır. Unutmamak gerekir ki; Rusya da Ermenistan’a Güney Kafkasya’da kendi çıkarları için yaklaşmaktadır.

Nitekim Rusya tarafından D.Karabağ’ın Azerbaycan tarafından işgaline “onay verilmesi” Ermenistan’ın N.Paşinyan yönetiminde “batı”ya yönelme politikasına dair bir cezalandırma yaklaşımdır. Rusya’nın da emperyal bir güç olduğu ve elbette Güney Kafkasya’da da kendi çıkarlarını öncelediği bilinmektedir.

“Şekere bulanmış” diplomatik saldırılar

Son yıllarda bölgesel siyaseti domine eden diplomatik dil, tek tipleştirilme ve gerçeği örten bir yanılsama olarak kullanılmaktadır. Özellikle Batılı emperyalist ülke yönetimleri tarafından, Ermeni ve Kürt meselesinde iyi niyet göstergesi olarak kullanılan “barış’’, “normalleşme”, “istikrar”, “güvenlik” vb. kavramlar; yaşanan ve yaşatılan gerçekliği örtbas etmeye çalışan, gerçeklik karşısında karşılığı olmayan kavramlardır.

Ermeni halkı da, Kürt halkı ve tüm diğer bölge halkları gibi; “barış” söyleminin stratejik kuşatması, küresel ve bölgesel emperyalist çıkarların baskısı altında öznesiz ve iradesiz bırakılmaya çalışılmaktadır.

ABD’nin Ermenistan’a, Rojava’ya yönelik politikasında diplomatik teşvik ya da barış sürecini savunan söylemlerin somutta hiçbir bağlayıcılığı, güvenliği garantileyen yanı yoktur.

ABD, çıkarlarına uyduğu sürece kendi etki alanlarında istikrarı ve dengeyi korumaya çalışır ve hiçbir coğrafyada kendi denetiminin dışında siyasi özneler yaratmaz. Dengeleri yönetir ve krizleri sınırlar. Sonra geri çekilir. Nitekim günümüzün önde gelen emperyal güçleri, Ermenileri ve Kürtleri sürekli bir savunmasızlık ve güvensizlik durumunda tutmaktadırlar. Bu halkları sürekli bağımlı kılmaya çalışmaktadırlar.

Ermeniler ve Kürtler büyük çıkar hesapları ve dengeleri içinde araçsallaştırılmış parçalar olarak görülmekte ve işlev yüklenmektedir. Onların “normalleşme” dediği şey de zaten emperyalist ülke yönetimlerinin çıkarlarını tesis etme amaçlıdır.

Öznelliği elinden alınanlar için “barış”, “normalleşme” savunmasız kalıp, sessizce var olan durumu kabul etmek, başkalarının siyasetine boyun eğmek demektir. Böylesi bir barış sadece ertelenmiş şiddet demektir.  Halkların toprakları, hakları ve çıkarları emperyalist devletlerin jeo-politik çıkarları uğruna kolayca feda edilir. Bunun yanısıra “barış-normalleşme” kavramları da emperyalist gücü meşrulaştırmaya çalışan sahte ve “şekere bulanmış” mermiler olarak orta yerde durur.

Gerçek anlamda özgürleşme ve barış, kendi kaderini başkasının eline bırakmadan ellerine almak, direnç ve bilincini geliştirip mücadeleyi ve savunmayı güçlendirebilmektir. Küçük, zayıf, savunmasız uluslar büyük emperyalist güçler açısından kolay yutulacak lokmalar olarak algılanmaktadır. Bunu tersine çevirecek olan, özneleşmiş halkların direnç bilinci ve mücadele kararlılığıdır. Bugün bir dönem sosyalizme ait olan değer ve kazanımların yerinde yeller estiriliyor.

Halklar her türlü yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarına sahip olmalarına karşın emperyalist devletlerin teveccühüne sığınarak yokluk ve sefalet içinde dış devletlerin yardımına muhtaç, kölece yaşamaya mecbur bıraktırılıyor.

Oysa bu bağımlılık kaderini, mahkum edilmiş yokluk ve sefalet içinde yaşamı tersine çevirecek bilgi-birikim ve tecrübe, Kafkaslar’ın devrimci tarihinde ve sosyalizm deneyiminde sayısız öncünün yaşam mücadelesinde saklıdır. Bunun açığa çıkarılarak değerlendirilmesi, emeğe dayalı onurlu yaşamın, barışın egemen kılınmasına ihtiyaç vardır. Bugün bunu yaratacak, gerçekleştirecek özneler, Sovyet devrimini gerçekleştiren öznelerdir. Yeter ki, Sovyet devrim tarihine, sosyalizm deneyimine-tarihine doğru yerden bakılsın ve tecrübe çıkarılsın.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu