GüncelMakaleler

Güvercinler Yine Tedirgin

Hrant’ın mücadelesi sınırlı bir zamana sıkıştırılmış bir konuya ait sorunlara yanıt bulmakla başlamadı. O tarihle yüzleşilmesi, soykırım gerçekliğinin mutlak kabul edilmesi fikriyle zulme ve adaletsizliğe karşı mücadeleyle işe başladı.

Hrant’ı (Çutag’ı) kaybedeli 19 yıl oldu. Ne hatıralarımız eskidi ne de yaralarımız iyileşti. Zaman yaraları iyileştirmiyor. Adalet ve vicdanın susturulduğu, soykırımla en ufak bir yüzleşmenin yaşanmadığı, özrün dile getirilmediği yerde, yüz yıl da geçse halkın yaraları iyileşmez.

Unutuldu mu Der zor çöllerine zorla sürülerek katledilen yüz binlerce Ermenin acısı? Unutuldu mu on binlerce Kürdün, Alevinin Koçgiri-Zilan-Dersim derelerinde, uçurumlarında katledilmesi? Son buldu mu halkın katliam acıları ve çığlığı? Son buldu mu utanç dolu zulüm ve ölüm, insanı çıldırtan haksızlık ve adaletsizlikler?

Hangi topraklarda yaşadığımızı ve hangi travmalara maruz bırakıldığımızı mazlum halkımız iyi bilmektedir. Bilinmelidir ki yüzyıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihi halkların katliam tarihidir. Toprağı ise mezarsız ölülerle doludur.  Coğrafyası cehennemin öteki adıdır.

Karanlıkta yaşadığını iyi bilenler ancak ışığı güçlü arar. Hrant kopkoyu karanlık içinde “Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardık” derken amacının yüceliğini ve davasının erdemini belirtmekten geri durmadı. Çutak (Keman) ne taşıdığı Ermeni kimliğini ne de devrimci ideallerini ifade etmekten çekinmedi. Tek başına bir ordu gibi ırkçılığın yüzüne haykırmaktan, Türk faşizmin önünde göğsünü siper etmekten korkmadı. Çünkü onun kadim yoldaşı Armenak idi. Çünkü o suyunu Armenak adında vicdan ve ideal sahibi bir Ermeni Partizan’dan almıştı. Onu ne faşizmin ucuz tehditleri ne de ırkçılığın iğrenç rüzgarı durduramazdı.

Onurlu ve vicdan sahibi bir Ermeni aydını nasıl oluyor da aradan 19 yıl geçmesine karşın binler tarafından dün gibi sahiplenilebiliyor? Nasıl oluyor da tek başına toplumun onur ve vicdan sahibi yüzbinler üzerinde bu denli etkili ve sarsıcı bir rol oynayabiliyor? Kitlelerin vicdan ve adalet duygularını sarsabiliyor? Her sözü ve duruşuyla mazlumların kalbine ve bilincine bu kadar güçlü dokunabiliyor?

Hrant’ın mücadelesi sınırlı bir zamana sıkıştırılmış bir konuya ait sorunlara yanıt bulmakla başlamadı. O tarihle yüzleşilmesi, soykırım gerçekliğinin mutlak kabul edilmesi fikriyle zulme ve adaletsizliğe karşı mücadeleyle işe başladı. İlk büyük soykırım ve tehcir suçuna karşı sözünü söyledi ve herkesi sarsacak, vicdanlarını sorgulamaları gerektirecek 1915’te işlenen Ermeni soykırımla işe başladı.  İşlenen ilk utanç dolu ırkçılık suçuna hücum etti. Bir Türk ülkesi yaratma amacını taşıyan  “homojen” ırkçılığına karşı öfkesini haykırdı.

Türki cumhuriyeti denilen zorbalık dolu kanlı sisteminin ilk düğmesi o zaman yanlış iliklendi. Halkların katliamı, emekçilerin kanı kadınların bedeni üzerinde bir cumhuriyet inşa edilmeye çalışıldı. Ve o kan damlaları günümüzde artık bir kan gölüne dönüşmüş durumdadır.

Faşizm karanlık yüzünü, ırkçılığın, dindarlığın arkasında saklayarak farklı inanç ve dillere kimliklere düşmanlık büyütüyor. Her katliam her ölüm bir yüzleşme ve hesaplaşma olması gerekirken TC devleti açısından bir kaçışın adı oluyor. TC devleti gerçekliğe üstü örtülmesi gereken bir adım olarak yaklaşmaktan geri durmuyor. İmha ve inkar, vazgeçilmez temel bir Türk devlet kodu olmaya devam ediyor.

Katliam tarihlerini, zulmün utanç sayfalarını doldurmaktan geri durmayan Türk muktedirleri, gerçeklerden uzaklaştıkça gerçeği söyleyenlerden de bir o kadar nefret etti. Ve onları her fırsatta düşman ilan etti. İmha etmek için olmadık yalan ve iftira üretti. Ölüm zamanını yakalamak için fırsat eşinden koştu. Bir Ermeni aydının, mazlum bir gazetecinin ne varlığına ne de hakikat sözlerine tahammül etti.

110 yıl önce Türkiye ve Suriye topraklarında Ermenileri temizleyip homojen bir Turan ülküsü yaratma hayali kuran Mehmet Talat vardı. Bugün Colani denilen halk düşmanı bir caniye her türlü desteği sunmaktan geri durmayan “Suriye topraklarının Kürtlerden tamamen arındırılmasının hem Suriye hem de bölgelerin tamamı için gerekli olduğunu ifade ettim” diyen ve M.Talat’ın “ruhu”nu canlandıran faşist Erdoğan vardır.

Türkiyeli Ermenilerin tarihi ve anı olmaya çalışan Hrant Dink, yaşadığı toprakların “kaynayan cehennem” olduğunu iyi biliyordu. Kaynayan cehennemde her özgürlük savaşçısı gibi, güvercin tedirginliğinde de olsa bedel ödemenin kaçınılmaz olduğunu     iyi bilerek sözünü yükseltti. “Hazır cennetleri” elinin tersiyle iterek, nerede durması, olması ve neler yapması gerektiğini öğretmeni olan Armenak’tan öğrenmişti.

İçine itilmeye sürüklenip kaybolmaya çalışıldığımız karanlığı sorgulamazsak bedel ödeme pahasına içinde yaşamak zorunda bırakıldığımız dünyayı “güvercin tedirginliği”nde olsa da değiştirmek için mücadele etmezsek daha büyük yıkım ve kırımlar yaşanacaktır.

Bir kez yaşayan onu da doğru yaşayan Hrant Dink en fazla zincire vurulanlar için karanlığın orta yerinde ortaya çıktı. Delik ayakkabısıyla kaldırıma düşen Çutak’ın ardından, düşenlerle yürümenin direnenlerle büyümenin zamanı olduğu bilinerek gökyüzünün yıldızları çoğaltılabilir.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu