
Romani Godi, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi, Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı ve CİSST, hapishanelerde Roman mahpuslara yönelik sistematik hak ihlallerine ve artan “şüpheli” ölümlere ilişkin ortak bir basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Romani Godi Derneği’nden Av. Zozan Vargün okudu.
Açıklamada, hapishanelerin Roman mahpuslar açısından yalnızca özgürlüğün kısıtlandığı değil, “ayrımcılığın derinleştiği, kötü muamelenin cezasız kaldığı ve yaşam hakkının sistematik biçimde ihlal edildiği kapalı kurumlara dönüştüğü” vurgulandı.
“Sinan Üstev devletin mutlak gözetimi altındayken öldü”
Açıklamada, Sinan Üstev’in ölümü son örnek olarak hatırlatıldı. 26 yaşındaki, üç çocuk babası Üstev’in Tekirdağ T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde 25 Aralık’ta hücrede ölü bulunduğu belirtilerek şu ifadelere yer verildi:
“Sinan Üstev, devletin mutlak gözetimi altındayken yaşamını yitirmiştir. Ölümün gerçekleştiği koşullar, tecrit süreci ve hücre cezası altındaki muameleye ilişkin sorular yanıtsız bırakılmıştır.”
Aile tarafından dile getirilen şüphelerin dikkate alınmadığına dikkat çekilen açıklamada, etkili ve bağımsız bir soruşturma yürütülmediği ve dosyanın hızla kapatılmak istendiğine dair ciddi endişeler bulunduğu vurgulandı.
“Bu bir cezasızlık zinciridir”
Kurumlardan yapılan ortak açıklamada, Sinan Üstev’in ölümünün ilk olmadığına işaret edilerek şu tespit yapıldı:
“Roman mahpuslara yönelik şüpheli ölümler, yıllardır tekrar eden bir cezasızlık zinciri oluşturmaktadır.”
Açıklamada örnek olarak Sincan Hapishanesi’nde Mehmet Bozan, Maltepe Hapishanesi’nde Vahdet Akın ve Iğdır S Tipi Hapishanesi’nde Sezer Alan vakaları hatırlatıldı. Bu dosyaların ortak özelliğinin, ölümlerin “intihar” ya da “hastalık” denilerek geçiştirilmesi ve aile beyanlarının sistematik biçimde görmezden gelinmesi olduğu ifade edildi.
“Roman mahpusların yaşamı değersiz değildir”
Açıklamada, Roman mahpusların hapishanelerde orantısız biçimde yer almasının bireysel suç anlatılarıyla açıklanamayacağı belirtilerek şu değerlendirme yapıldı:
“Bu tablo; derin yoksulluk, eğitim ve adalete erişimdeki yapısal eşitsizlikler, Roman kimliğinin suçla özdeşleştirilmesi ve ayrımcı yargı pratiklerinin doğrudan sonucudur.”
Roman mahpusların tecrit koşulları ve hücre cezaları altında yaşamlarını yitirmesinin, bu ölümlerin “kaçınılmaz değil, önlenebilir” olduğunu açıkça gösterdiği vurgulandı.
Mandela Kuralları açıkça ihlal ediliyor
Açıklamada, yaşananların Mandela Kuralları ile açıkça çeliştiği belirtilerek şu ifadelere yer verildi:
“Hapishanelerde meydana gelen her ölüm, özellikle de şüpheli ölümler, bağımsız, tarafsız ve etkili bir şekilde soruşturulmalıdır. Ölümün ‘intihar’ ya da ‘doğal nedenler’ olarak yüzeysel biçimde açıklanması kabul edilemez.”
Sinan Üstev’in ölümüyle birlikte benzer vakaların tekrar etmesinin, Roman mahpuslara yönelik ihlallerin münferit değil, yapısal ve sistematik olduğunun kanıtı olduğu ifade edildi.
“Sinan Üstev bir istatistik değildir”
Açıklama şu sözlerle sonlandırıldı:
“Sinan Üstev’in adı bir istatistik değildir. Bu ölüm, Roman mahpuslara yönelik sistematik ihlaller zincirinin son halkasıdır. Sinan Üstev için adalet talebi; Mehmet Bozan, Vahdet Akın, Sezer Alan ve ismini bilmediğimiz diğer Roman mahpuslar için de adalet talebidir.”
Kurumlar, yaşam hakkı ihlallerine karşı adalet, şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlanana kadar mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladı.



