GüncelKadınMakaleler

KADINLARIN BİRLİĞİ | Mücadelenin Neresindeyiz?

"Önümüzdeki mücadele günleri ezilen milyonlar için olduğu gibi kadınlar cephesinden de dün olduğundan daha keskin geçecek. Bunun öngörüsü ile attığımız adımların bizi güçlendirmesine odaklanmalıyız"

2025 yılı kadınlar cephesinden pek çok saldırı, baskı ve sindirme politikasının gölgesinde geçti. 2026 yılını da emperyalistlerin artan savaş çığırtkanlığı ve saldırganlığı ile karşıladık. ABD’nin Venezuela’ya müdahalesinden tutalım da Suriye’de Kürt ulusunun kazanımlarını yok etmeye dönük saldırılara varana kadar yaratılan savaş ortamı gösteriyor ki dünyanın dört bir yanında halklar yeni bir sürecin içine çekiliyor.

Tarihsel deneyimlerden biliyoruz ki savaş ve çatışma ortamı en fazla kadınların yaşamını, kazanımlarını olumsuz etkiliyor. Emperyalistlerin bölgemizde ezilen halklara dönük her türlü saldırısının ortağı olma hedefi ile hareket eden Türk devletinin politikaları da bu eksende biçimleniyor.

Bunun bir sonucu olarak rahatlıkla söyleyebiliriz ki “Aile Yılı” politikası aynı zamanda bir savaş politikasıdır.

Erkek egemen devletin, kadınları savaş ve çatışma ortamının yarattığı boşlukları dolduracak yedek güç olarak konumlandırma hedefinin bir yansımasıdır. Aile yılı politikasına dair iktidarın konuşurken en fazla ön plana çıkardığı “ailenin korunması”, “milli ve manevi değerlerin güçlendirilmesi”, “doğurganlık oranlarındaki düşüş” gibi vurgulan bu politikanın aynı zamanda bir savaş hazırlığı içerdiğini de güçlü olarak göstermekte.

Aile yılı politikası sadece 2025 yılı için sembolik bir söylem, geçici bir politika olmaktan çok erkek egemen iktidarın uzun süreli hedeflerinin güçlü bir halkası olarak hala karşımızda duruyor. Öznesi olduğumuz kadın özgürlük mücadelesinin de önemli bir gündemi, mücadele alanı olmayı hak ediyor.

Bu yüzden yansıması olan politika, yasa düzenlemesi ve benzerlerine bir yıl boyunca tanıklık ettiğimiz iktidarın “aile yılı”nın ürünü olan adımları ve saldırıları ile karşı karşıya kalmaya devam edeceğimiz açık.

Geçici, dönemlik bir söylem, politika olmaktan çok erkek egemen iktidar açısından “aile yılı” ideolojik bir hattı ifade ediyor. Güçlü bir biçimde dizayn edilmeye devam edilen bu ideolojik hat karşısında “biz mücadelenin neresindeyiz” sorusu daha fazla önem kazanıyor.

Karşımızda politik ve pratik adımları ile ideolojik hattı daha da keskinleşen bir erkek egemen iktidar var. Kadınların sadece mücadeleden el çekmesini değil, tüm kazanımlarından, haklarından yoksun bırakılarak mücadele etme eğilim ve potansiyelini yok etmeyi, bu vakte kadar gelişen kadın mücadelesinin birikim ve deneyimlerini de silmeyi hedef haline getiren bir ideolojik yaklaşım var. Bu yaklaşım karşısında nasıl konumlandığımız hiç olmadığı kadar önem kazanıyor.

Mücadelemizi boğmak isteyen erkek egemenliğinin saldırganlaştığı, çevreleyen tüm koşulların giderek ağırlaştığı durumda kadın mücadelesini nasıl tartıştığımız, bir özne olarak kolektifimizi nasıl değerlendirdiğimiz ve elbette bu kolektife güç katan her bir öznenin kendi misyonu ve potansiyelini tartıştığı, sorguladığı bütüncül bir tartışma ve pratik hattı yaratmak kaçınılmaz bir sorumluluk.

Kendimizi bu sorumluluğun bir parçası olarak ne kadar konumlandırıyoruz?  Ertelenebilir, ötelenebilir mi görüyoruz kadın mücadelesinin bize yüklediği sorumlulukları yoksa mücadele ediyor olmanın asli görevleri olarak mı görüyoruz?

Bu sorgulamaları daha güçlü yapabilmeliyiz. Önümüzdeki mücadele günleri ezilen milyonlar için olduğu gibi kadınlar cephesinden de dün olduğundan daha keskin geçecek. Bunun öngörüsü ile attığımız adımların bizi güçlendirmesine odaklanmalıyız.

Tüm zorluklarına, çelişkilerin karmaşıklığına rağmen bu mücadelenin merkezinde olduğumuzu bilince çıkararak, hayatımızın merkezine bunu mu koyacağız yoksa kadın mücadelesini ikincil konuma mı iteceğiz?

Bunu tayin edecek olan biziz. Koşulların ağırlaştığı, çelişkilerin keskinleştiği durumda sorumluluklarında ağırlaşması kaçınılmaz elbette bu zorluk karşısında biz kendimizi nerede görüyoruz?

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu