
30 Mart Pazar günü Köln’de, Partizan ve Sınıf Teorisi’nin düzenlediği bir panel gerçekleştirildi. “Katledilişinin 52. Yılında Kaypakkaya, Emperyalist Savaş ve Görevlerimiz” ana başlığıyla yapılan etkinliğe, Partizan, Sınıf Teorisi ve Sosyalist Kadın’dan konuşmacılar katıldı.
Panel, demokrasi, devrim ve komünizm mücadelesinde ölümsüzleşenler için gerçekleştirilen saygı duruşuyla başladı. Mahir Çayan ve yoldaşlarının ölümsüzleşmesinin yıl dönümü vesilesiyle hem onların hem de İbrahim Kaypakkaya’nın ve devrimci mücadelede yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşu gerçekleşti.
Açılış konuşmasında, ‘68 devrimci hareketi ve ‘72 komünist çıkışının devrim mücadelesindeki rolüne vurgu yapılırken, özellikle İbrahim Kaypakkaya’nın bu süreçteki belirleyiciliği öne çıkarıldı. Ayrıca, benzer panellerin farklı şehirlerde de gerçekleştiği ve gerçekleşmeye devam edeceği bilgisi katılımcılarla paylaşıldı.
İlk sözü Partizan adına alan konuşmacı, emperyalizmin doğasını ve gelişim süreçlerini tarihsel ve güncel bağlamda ele aldı. Konuşmasında, I. ve II. Dünya Savaşları’ndaki yönelimleri değerlendirerek emperyalizmin geçmişteki, günümüzdeki ve olası yakın gelecekteki hamlelerine dair tahlillerde bulundu. Örneğin, II. Emperyalist Paylaşım Savaşı dönemi düşünüldüğünde ABD’nin Normandiya Çıkarması’nı, Avrupa’da oluşabilecek bir Sovyet tehlikesine karşı bir önlem olarak gerçekleştirdiğini vurgulayan konuşmacı, aynı şekilde Japonya’nın atom bombasıyla hedef alınmasının da Stalin’in Japonya’yı işgal edebileceği düşüncesine karşı bir hamle olduğunu belirtti.
Günümüz gelişmelerine de değinen konuşmacı, ABD’nin emperyalist stratejisinde Çin’e karşı pozisyonunu güçlendirmeye çalıştığını ifade etti. Orta Doğu özelinde ise ABD’nin İsrail’e varoluşsal bir rol biçtiğini belirtti. Partizan konuşmacısı, emperyalist savaşlar, işgaller ve güncel gelişmelere vurgu yaptığı konuşmasını tamamladıktan sonra sözü Sosyalist Kadın adına konuşacak olan paneliste bıraktı.
Sosyalist Kadın Dergisi adına panele katılan konuşmacı, saygı ve anma cümleleriyle başladıktan sonra İbrahim Kaypakkaya’nın devrimci çizgisine dair önemli noktalara değindi. Kaypakkaya’nın devrim kavrayışında silahlı mücadelenin merkezi bir yer tuttuğunu ve bu düşünceyi halka, kitlelere kazandırmaya yönelik bir anlayışı benimsediğini belirtti. ‘71 devrimci çıkışı önderlerinin yenilgiye uğramış olsalar da devrimci bir gelenek oluşturduğunu ve bir yol açtıklarını vurguladı.
Konuşmacı, Kaypakkaya’nın reformist akımlarla, özellikle TİP reformizmiyle ve MDD Kampı içinde yer alan Perinçekçi çizgiyle olan kopuşunu ele aldı. Ayrıca, Hikmet Kıvılcımlı’nın Kemalizme olan sevdasını ve sol içindeki Kemalizme duyulan büyük sempatiye karşı Kaypakkaya’nın geliştirdiği eleştirileri hatırlatarak, ana akım sol görüşlere rağmen kendi bağımsız devrimci çizgisini oluşturduğunu vurguladı.
Kaypakkaya’nın Kürt ulusal sorunu ve diğer ulusal azınlıklar meselesinde çığır açıcı düşünceler geliştirdiğini ifade eden konuşmacı, onun devrimci görüşlerinin eksikliklerine de değindi. Özellikle ulusların özgür gönüllü birliği ve bölgesel federasyon gibi konularda yetersizlikleri olduğunu belirtti. Çin Devrimi’ne öykünmenin eleştirilebileceğini ifade ederken, Kaypakkaya’nın Türkiye’de orta sınıfın devrimci bir rol üstlenemeyeceğini tespit ettiğini söyledi. Bununla birlikte, onun köylülüğe stratejik bir önem atfetmesini hatalı bulduğunu belirtti.
Konuşmacı, Kaypakkaya’nın devrimci kararlılığını vurgularken, işkence karşısındaki “ser verip sır vermeyen” duruşunun devrimci gelenek açısından önemli bir miras olduğunu ifade etti.
Konuşmasının ikinci bölümünde, emperyalist çelişkilerin derinleştiğini ve 3. Dünya Savaşı’nın emarelerinin belirdiğini dile getirdi. Kapitalist-emperyalist hiyerarşinin çatırdadığını, yeni çelişkilerin doğduğunu ve mevcut olanların farklılaştığını vurguladı. Ukrayna Savaşı ve İsrail’in soykırımsal katliamlarını, emperyalist kampların karşı karşıya gelişinin göstergeleri olarak değerlendirdi.
Dünya genelinde silahlanma harcamalarının arttığını ve Türkiye’nin bu yarışta üst sıralarda yer aldığını aktardı. Faşizmin ve otoriter rejimlerin kurumsallaşmasını, 3. Dünya Savaşı hazırlıklarının bir parçası olarak değerlendirdi. Elon Musk gibi sermaye odaklarının tutumlarının, Trump’ın iç ve dış politikalarının bu süreçle bağlantılı olduğunu ifade etti.
Son olarak, emperyalist savaşa karşı mücadelenin ortaklaşma ve ittifaklaşma gerektirdiğini, farklı görüşlerin birleşmesi gerektiğini vurguladı. Savaşların en çok yoksul ve ezilen halklara zarar verdiğini belirterek konuşmasını tamamladı.
Sosyalist Kadın Dergisi temsilcisinin ardından söz alan Sınıf Teorisi Dergisi temsilcisi, konuşmasına Mahir Çayan ve yoldaşları, İbrahim Kaypakkaya ve Ferhat Kurtay’ı anarak başladı. Kaypakkaya’yı değerlendirirken, onun internasyonalist komünist değerlere mi yoksa burjuva uygarlığının aydınlanmacı paradigmasına mı dayanarak tanımlanması gerektiğini sorguladı. Kaypakkaya’nın reformist ve pasifist anlayışlardan kopuşunu, ’71 devrimci çıkışının en önemli yönünün Kemalizm ve milli mesele konusundaki görüşleri olduğunu vurguladı.
Önceki konuşmacının Kaypakkaya’yı köylü devrimi stratejisi üzerinden değerlendirdiğini ancak asıl belirleyici unsurun yöntem olduğunu ifade etti. Kaypakkaya’nın devrimi analiz etme ve değiştirme arayışına dayandığını, politik iktidarın şiddet yoluyla ele geçirilmesi gerektiğini ve bu konuda tereddütsüz bir tavır sergilediğini belirtti. Kürt meselesine dair ise, Kaypakkaya’nın Kürtlerin varoluşundan ziyade sorunu bir milli zulüm meselesi olarak ele aldığını ifade etti. Bin yıllık kardeşlik söyleminin gerçekte egemen ulusun uyguladığı zulümle şekillendiğini vurguladı.
Konuşmasının ikinci bölümünde, emperyalizmi uluslararası sermayenin tekelleşmesi olarak tanımlamak gerektiğini savundu. Bu bağlamda ulus devletlerin bazı yapısal değişikliklere uğradığını, eski çözümlerle günümüz sorunlarına yanıt verilemeyeceğini dile getirdi. Burjuva devlet anlayışının temel ilkelerinin dönüşüme uğradığını, güçler ayrılığı ve parlamenter sistem gibi unsurların giderek etkisizleştiğini belirtti. Burjuvazinin devrimci barutunu yitirdiğini ancak artık demokratik normlara da ihtiyaç duymadığını, giderek otoriterleştiğini ifade etti.
Dünyadaki iki emperyalist blok üzerine değerlendirmelerde bulunarak, ABD’nin Ukrayna krizini kendi stratejik çıkarları doğrultusunda şekillendirirken Avrupa Birliği’ni zayıflattığını söyledi. ABD’nin asıl hedefinin Çin olduğunu belirtti. Günümüzde tasfiyeci bir dalganın etkili olduğunu, herkesin bu konuda söz söylediğini ancak meselenin esasen örgütsel değil ideolojik olduğunu vurguladı. Bu nedenle ideolojik hesaplaşmanın şart olduğunu ifade etti.
Son olarak, mevcut süreçte dünya çapında ve Türkiye’de devrimci hareketlerin daraldığını ancak bunun geçici bir gerileme değil, tasfiye süreci olduğunu belirtti. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki güncel gelişmelere değinerek, Kürt hareketiyle yürütülen süreç ve AKP’ye karşı yükselen toplumsal itirazları değerlendirdi. Bu bağlamda nasıl bir tutum alınması gerektiğine dair görüşler sundu.
Panelin Sonuç Bölümü:
Soru-cevap ve eleştiriler bölümünde katılımcılar, panelistlere sorular yönelterek eleştirilerini ve önerilerini dile getirdiler. Burjuva ilkelerden çıkış iddiasına karşı çıkan bir katılımcı, burjuvazinin sürekli kendi çıkarlarına göre biçim değiştirdiğini ve Avrupa Birliği’nin savaşa hazırlandığını ifade etti.
Bir başka katılımcı ise mevcut sınıf hareketini eleştirerek, çözüm gücünün olmadığını ve ulusal hareketle ilgili net bir politikalarının bulunmadığını öne sürdü. Özellikle İBB Başkanı’na yapılan haksızlığa karşı sokaklara çıkan kitleler içinde kendi örgütsel tabanlarının olduğunu ancak örgütlerin bu konuda bir politika üretmediğini dile getirdi.
Son olarak, katılımcılar daha kapsayıcı panellerin düzenlenmesi gerektiğini belirterek, bu tür etkinliklerin panelistlerin temsil ettiği dergiler tarafından dikkate alınmasının önemini vurguladılar.
Panel, Sınıf Teorisi, Partizan ve Sosyalist Kadın’dan katılımcılardan gelen sorulara kendi perspektiflerinden verdikleri yanıtlarla sona erdi.