Güncel

Kuyu Tipleri Kapatılsın İnisiyatifi’nden “Zindanlar yıkılsın tutsaklara özgürlük” paneli

Kuyu Tipleri Kapatılsın İnisiyatifi, Beyoğlu'nda "Bugün Bir Hücre Yarın Bütün Ülke" şiarıyla bir panel gerçekleştirdi.

Kuyu Tipleri Kapatılsın İnisiyatifi tarafından “Bugün Bir Hücre Yarın Bütün Ülke” şiarıyla İstanbul Beyoğlu’nda bir panel gerçekleştirildi.

“Zindanlar yıkılsın tutsaklara özgürlük” şiarının sahneye yansıtıldığı etkinlikte ilk olarak devrim, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.

Panelde konuşmacı olarak THİV  üyesi Prof. Dr. Ümit Biçer, İHD MYK’dan Gülseren Yoleri, ÇHD üyesi Av. Balım İdil Yoleri ve 28 yıl içeride kalmış eski tutsak Ergül Çiçekler yer aldı.

Panelistlerin konuşmalarından önce, Kuyu Tipleri Kapatılsın İnisiyatifi adına kısa bir giriş konuşması yapıldı. Konuşmada, İnisiyatifin kurulma süreci ve amacına dair aktarımlar yapılarak, mücadelenin bir alanı olan hapishanelerin önemine dikkat çekildi, tutsakların ağır tecrit koşullarına karşı verdikleri mücadelenin bir parçası olunması çağrısı yapıldı.

İlk sözü moderatör İHD MYK üyesi Gülseren Yoleri aldı. Hapishanelerin rejimin aynası olduğunu, salonda birçok kişinin hapishanelerden geçtiğini, zindan uygulamasının 1980’den bugüne değiştiğini ifade eden Yoleri, 12 Eylülden sonra yaşanan hapishanelerdeki katliam ve direniş süreçlerini kısaca özetledi. Yoleri, gün geçtikçe gelişen direniş karşısında devletin hapishanelerin mimarisi de olmak üzere tecridi ağırlaştıracak yönde yol aldığını dile getirdi.

Devletin toplumu teslim almak için hapishanelerde uygulamalarını derinleştirdiğini dile getiren Yönleri,  ancak tüm bunlara karşın bunun başarılamadığının da altını çizdi.

İkinci olarak Av. Balım İdil Deniz söz alarak, hapishanelere karşı mücadeleyi büyüttüğü için İnisiyatif’e teşekkür etti.

Deniz, Kuyu Tiplerinin adım adım, bir aşama olarak hayatımıza girdiğini belirterek, “Bu infaz sisteminin nasıl inşa edildiğini konuşmak önemli” diyerek, koğuştan F Tipine geçişin daha görünür yapıldığını, daha sessiz bir şekilde hayata geçirildiğini sözlerine ekledi. Deniz, Kuyu Tiplerinin isimlendirilmesine dair ise esas olarak tutsakların bu infaz sisteminin biçimini “Kuyu Tipi” olarak kavramsallaştırdıklarını belirterek, tutsakların yaşadığı tecridin boyutunu bu şekilde dile getirmiş olduklarını ifade etti.

Deniz, Kuyu Tiplerinin, güneşi, yağmuru, rüzgarı ulaşılmaz kılan bir mekan olarak inşa edildiğini belirterek, “tehlikeli Mahkûm” denilerek devrimcilerin Kuyu Tipleri olan S,Y tipleri hücrelere konulmaya başlandığını dile getirdi.

Av. Deniz  Kuyu Tipleri hapishanelerde avukat görüşü yapılan yerlerde de sesin dışarıdan duyulduğu camdan mekânlar olduğunu ifade etti. Avukat olarak yapılabileceklerin de sınırı olduğunu ve bu sınırdan kaynaklı avukatların demokratik kitle örgütleri ile çalışmak durumunda olduğunu dile getirdi.

Deniz, Kuyu Tiplerinin “işkence” mimarisi olduğunu belirterek, kapıların otomatik şekilde olduğunu, içeride kalp krizi gibi durumlarda tutsağın gardiyanlara ulaşamaz olduğunu belirterek tecridin boyutuna dair pek çok örnek verdi. Deniz, Kuyu Tiplerine karşı devam eden ölüm orucu ve açlık grevlerine ve direnişlere de değinerek hapishanelerin dışarısı ve içerisiyle birleşik mücadele sonucunda kapatılabileceğini ve devletin geri adım atabileceğini söyledi.

Ardından söz alan Prof.Dr. Ümit Biçer, TİHV adına ve bir hekim olarak S, Y tipleri ve yüksek güvenlik hapishanelerinin kapatılması gerekliliğini ilk andan itibaren dile getirdiğini belirterek,  meselenin güvenlik kriziyle ilintili olduğuna dikkat çekti.

Biçer, günümüzde S, Y tiplerine ilişkin yetkili kurumlardan bilgi edinilmediğini, hapishanelerin kendi web sitelerinde konuya dair herhangi bir bilgilendirilme yapılmadığını, Kuyu Tiplerinin sessizce usul usul yaşama geçirilmeye çalışıldığını ifade etti.

F tiplerinin yapılış sürecinde bu başlığın kamuoyuna açık tartışıldığını, ancak S ve Y tiplerine dair ise ısrarla  bilgilendirmenin engellendiğini ve verilen 6 soru önergesinin ise yanıtlanmadığını belirten Biçer,  izolasyonun yoğun olduğu yerlerin her geçen gün daha fazla inşa edildiğini sözlerine ekledi.

Biçer, tutsakların ruhsal anlamda gerçeği algılama durumunu yitirdiğini, buna tecridin neden olduğunu belirterek, son yıllarda fiziksel rahatsızlıkların da görülmeye başladığını söyledi.

Kilo, tansiyon değişikliği, görme, işitme, hareket etme gibi birçok rahatsızlığın yapılan ciddi bir tetkikte ortaya çıktığını dile getirdi.

Geçmişte birçok konuda görüşme vs. yapılırken, bugün devletin görüşmeye kapalı bir şekilde davrandığını belirtti.

Prof. Dr. Biçer,  yaşanan yığınla sorundan bahsederek, bunların hiçbirinin herhangi bir raporda bulunmadığını, tersine güllük gülistanlık bir tablo çizildiğini belirterek, yüksek güvenlik hapishanelerin kişiyi kendinden dahi izole ettiğini dile getirdi.

Biçer’in ardından 28 yıl tutsak kalmış olan Ergül Çiçekler, söz aldı. Çiçekler, kendi hikayesinin yaşananların yanında küçük bir hikaye olduğunu belirterek,  F Tipleri sürecinde yaşadığı ağır süreci anlattı.

“İçerideki tutsaklar dışardakiler için direnir, içerde boyun eğerse dışardakilerin çok kitlesel boyun eğdirilemeceğini bilir” diyen Ergül Çiçekler, tutsakların hapishanelerde direnişi büyütmeye devam ettiğini asıl olanın mevcut sömürü düzeninin değiştirilmesi olduğunu ifade etti.

Çiçekler, 19 Aralık ve sonrasında içeride yaşadığı süreçlerden örnekler vererek sürdürdüğü konuşmasını “dışardakiler olarak daha fazla direnmeliyiz. İçeride kimse kalmasa da her gün onlarca işçi, onlarca kadın öldükten sonra önemli olan emeğin özgürleşmesidir” dedi.

Çiçekler, “İsimler, insanlar değişir ama dışarda Özgürlük yoksa özgürlükten bahsedilemez, bu tiplerinin kapatılması bir görevdir” şeklinde sözlerini sona erdi.

Panel etkinliği soru cevapla sona erdi.

İnisiyatif adına yapılan bitiş konuşmasında, Kuyu Tiplerinin kapatılması mücadelesine güç verilmesi ve dayanışmanın büyütülmesi çağrısı yaptı.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu