DerlediklerimizGüncel

Nubar Ozanyan | Bıçak Sırtında

"Büyük tablo yerine küçük tabloya bakıp yanlış yargıya varmak ve ardından haksızlık yapmak, demokrasi ve özgürlük güçlerine bir şey kazandırmaz. Bu tutum, ne gelişmeleri doğru okuyabilir ne de süreci ileri taşıyabilir."

Rojava Devrimi bıçak sırtında dört bir yanı ateş altında direniyor. Kale duvarlarıyla kaplı keskin köprülerden geçerek var oluş mücadelesi veriyor. Askeri-diplomatik-yaşamsal alanda mücadele ederken bazen darbelenip yara alarak, bazen daralarak, dünyanın patronlarına ve bölgenin en barbar gericilerine inat var olma savaşı veriyor. Birkaç adım geri çekilip daralsa bile boyun eğmezliğini ve direngenliğini ispat ederek özgür gelecek tahayyülünü sürdürüyor.

Başlangıçta işgal ve savaşların nedenleri, gizlenerek üstü diplomatik-politik sözlerle saklanarak yürütülüyordu. Savaşın arkasında kimlerin, hangi güçlerin olduğu, neden gerçekleştiği yönünde ciddi şüphe ve kaygılar, farklı yorumlar olsa bile şimdi her şey herkesin gözleri önünde alenen gerçekleşiyor.

Şam’daki sarayda 4 Şubat 2026’da düzenlenen törenle ABD merkezli enerji devi Chevron, Katar merkezli UCC Holding, Suriye Petrol şirketi SPC arasında bir mutabakat imzalandı. Anlaşma aynı zamanda Suriye’nin Doğu Akdeniz’deki karasularında petrol ve doğal gaz arama ve üretim faaliyetlerini de kapsıyor. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack düzenlenen törene katılarak, anlaşmayı Suriye’nin ekonomik olarak canlanması ve yeniden şekillenmesi için “tarihi bir dönüm noktası” olarak niteledi.

Rojava’nın tehdit olarak görülmesi

Kürtlere verilen desteğin ABD’nin çıkarlarına dayalı geçici bir ittifak olduğu, sorunların Suriye’nin yeni yönetimi HTŞ ile Türkiye arasında çözülmesi gerektiğini savunan Trump, DAİŞ’e karşı mücadelenin büyük ölçüde sona erdiğini, güvenlik sorumluluğunun Şam’a devredilmesi gerektiğini vurguladı. Tom Barrack ise QSD’nin Suriye ordusuna entegrasyonun “en gerçekçi seçenek” olarak tanımlayarak, ABD’nin sahadaki önceliği Suriye merkezi yönetimine verildiğini açıklamıştı. Keza Trump yaptığı bir açıklamada YPG’yi “melek” olarak görmenin gerçekçi olmadığını; DAİŞ kadar sert, hatta bazı yönleriyle daha sert bir yapı olduğunu belirtmişti.

Bölgede yaşanan ekonomik-politik-diplomatik görüşme ve gelişmelere, yapılan açıklamalara bir bütün bakıldığında, emperyalistler ve bölge gerici güçleri açısından Rojava’nın bir “tehdit” olarak algılandığı açıktır. Tam da bu nedenle bu güçler tarafından Özerk Yönetim’e yönelik kapsamlı bir saldırı gerçekleştirildiği, bu saldırı karşısında ise geri çekilmenin ve yaşanan daralmanın nedenleri açık ve anlaşılır bir şekilde görülüyor. Her şey, herkesin gözleri önünde cereyan etmektedir.

Bir yandan ABD, diğer taraftan TC’nin, İsrail’in onayı ve rızası da alınarak, HTŞ çeteleri aracılığıyla sürdürdükleri işgal ve kuşatmanın gerçek sorumlular,ı açık ve orta yerde durmuyorlar mı? Kuzey-Doğu Suriye’nin statüsünden Rojava statüsüne çekilme ve daralmanın gerçek sorumlularının kimler olduğu belli değil midir?

Küçük tabloya bakmak yetmiyor

Yaşanan işgal ve saldırıların, sürgün ve kuşatmanın, yıkılan hayatların yegane sorumluları ABD emperyalizmi başta olmak üzere Batı emperyalistleri ve bölge gerici güçlerinin başında yer alan Kürt düşmanı soykırımcı TC muktedirleridir. Daha büyük kazanımların kaybını önlemek, Kürt-Arap çatışmasının önünü almak amaçlı yaşanan daralmanın yegane sorumlusu olarak, Rojava öz yönetimini görmek, büyük tabloya bakmadan ve yaşanan gelişmeleri doğru anlamadan yorumlamak demektir. Büyük tablo yerine küçük tabloya bakıp yanlış yargıya varmak ve ardından haksızlık yapmak, demokrasi ve özgürlük güçlerine bir şey kazandırmaz. Büyük petrol ve gaz devlerinin, bölge haydutlarıyla el ele vererek Rojava’ya yönelik saldırı ve kuşatması karşısında daha güçlü durmak, pozitif katkı yapmak yerine negatif analizler, yüzeysel değerlendirmeler yapmak vb. kimseye bir şey kazandırmaz. Bu tutum, ne gelişmeleri doğru okuyabilir ne de süreci ileri taşıyabilir. Bıçak sırtında yürümeye çalışan, ateş çemberi içinde var olma mücadelesi veren Rojava’ya iyilik değil, kötülük yapılır.

Hangi devrim dümdüz ilerledi?

Kuzey-Doğu Suriye’den daralarak Rojava’ya çekilmesi, demokrasi ve özgürlük mücadelesi açısından elbette belli avantajların kaybedildiği anlamına gelir. Birçok yönüyle değerlendirilmesi gerekir. Bu süreçte hatalar yapıldı. Şimdi sormak gerekir hangi devrim ve özgürlük mücadelesi “Nevski Bulvarı” gibi dümdüz bir çizgide ilerlemiştir? Her özgürlük mücadelesinde gerileme ve ilerleme, kırılma ve sıçramalar, hata ve başarılar hep iç içe, yan yana olmuş ve birlikte yürümüştür.

Kabul etmek ve hakkını vermek gerekir ki; daralma ve gerileme yaşasa da Rojava bölgenin demokrasi gelişimi, çok kimlikli ortak yaşamın, kadın özgürlük bilincinin ve kurumlarının varlığını sürdürmesi açısından önemli rol oynamaya devam etmektedir. Bir önceki statüden geri çekilmesi, her şeyin sonu olarak okunmaz. Halen Rojava’da tugay ve öz yönetimin varlığının devam etmesi oldukça kıymetlidir.

Yapılan anlaşma kırılgandır. Kürt ulusu ve özgürlük güçleri diken üzerinde kalmaya, herhangi bir rehavete kapılmadan her türlü hazırlığını her yönüyle yapmaya, çalışmalarını sıkı bir şekilde yürütmeye devam etmelidir. “Çözüme gidildi. Her şey hal oldu” denmemelidir. Süreç belirginlikler kadar içinde çok sayıda belirsizlikler barındırmaktadır. Her türlü kötü duruma ve zamana, her yönüyle hazır olmayı esas almak gerekir. Kazanılan ivme kaybedilmemelidir.

Rojava’ya duyarlılık düşürülmemelidir

Dört parçadaki Kürtlerin ve özgürlük güçlerinin, kitlesel eylemliliklerle Rojava’yı sahiplenmesi ve dayanışması oldukça anlamlı ve kıymetlidir. Bu eylemliliklerin Rojava’ya yönelik saldırı ve kuşatmanın durdurulmasında diplomasiden daha etkin bir rol oynadığı görülmelidir. Dört parçada ve Avrupa’da yükselen kitlesel direniş ve sahiplenme, Kürt ulusal özgürlük mücadelesinde dört parçaya bölünmüş sınırları geçişken kıldı. Diploması kanallarının sonuna kadar korunması, kazanımların sürdürülmesi için yeni yol ve araçlar kullanmaktan geri durulmamalı, Rojava’ya karşı duyulan duyarlılık düşürülmemelidir.

ABD, İsrail, TC destekli Şam yönetimi, Kürtlerin gelişmesini istemeyecektir. Rojava, Ankara, Şam, ABD ve Fransa’ya güvenmeden varlığını ve örgütlülüğünü sürdürmeyi esas almalıdır.

Rojava’nın, Ortadoğu açısından önemli bir role sahip olduğu görülmelidir. Rojava, bir yandan demokrasi ve özgürlük güçlerinin, diğer taraftan Kürtler arasında birliğin dinamizmini yaratan bir yerde durmaktadır. Kadın özgürlük bilincinin ve özneleşmesinin, kurumsallaşarak emekçi kadınlara örnek model olduğu unutulmamalıdır.

Kürt ulusu mücadele ve direnişler içinde kendisi olmaya, özneleşme yolunda güçlü ilerlemektedir. Kendi tarihini ve gerçekliğini doğru okuyup, diğer mazlum halklarla ilişkilerini güçlendirerek, geleceğini yaratıp güçlü hayaller kurabilecek potansiyele ve örgütlülüğe sahiptir. Kürt ulusu, bunu başaracak güce sahiptir ve başaracaktır. Washington, Şam ve Ankara mazlum halkların yarasına merhem olmamıştır. Olmayacaktır.

(Yeni Özgür Politika – 10 Şubat 2026)

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu