
Halklar yasını tutamadan ve eski acılarını daha unutamadan, yeni katliam, tehdit, dayatma ve kuşatma sarmalıyla karşı karşıya bırakılıyor. Rojava, Batılı ve Türk muktedirlerin öncülüğünde ve yönlendirmesi altında, askeri-politik-diplomatik olarak dört bir yandan tasfiye edilme ve teslim alma saldırısıyla karşı karşıyadır.
Mazlum halkların dışında dostu olmayan Rojava, dirençle ve sarsılmaz bir umutla ayakta kalmaya çalışıyor. Şêxmeqsûd, Eşrefiyê’de ölümsüzleşen savaşçıların acısı ve yaraları kalbimizi acıtmaya devam ederken, tüm ömrünü Kürt ulusal özgürlük mücadelesine adamış koca çınarımız Celal Amed, “ömür dediğin nedir ki heval?” diyerek bizleri derinden sarsıp aramızdan ayrıldı.
Saldırı, işgal ve tehcir bitmiyor
Ne işgal saldırı ve tehditleri ne de tehcir ve zulüm görüntüleri bitiyor. Kürtlerin, Êzîdîlerin, Dürzilerin, Alevilerin, Ermeni, Asuri, Süryani halkların yaşadıkları acılar, dinmek bilmiyor. Ağıtları öfke ve isyan haykırışlarına karışıyor. Özgürlüğe en fazla layık olanların, en fazla yaşamayı hak edenlerin evlatlarının tabutları el üstünde taşınıyor.
Efrîn, Serêkaniyê, Girê Spî’den sonra Şêxmeqsûd, Eşrefiyê işgal saldırıları, Kürt halkı başta olmak üzere ezilen halklar üzerinde derin bir travma yarattı. Öfke ve isyan sesleri dinmezken, iktidar çıkarlarını insanlığa ait tüm değerlerin ve kutsalların üstünde tutan ve gören, adına uluslararası güçler denilen düşmanların, iki yüzlü utanmaz tutumunu, ne Kürt halkı ne de dostları unutabilir.
Sessizlik ve görmezlik taklidi yapan, yabancı kapitalist güçlere sözümüz vardır. Diyelim ki başlangıçta tam da Fransız düşünür Jean Paul Sartre’ın belirttiği gibi “Hiçbir şey bilmiyordunuz. Şimdi her şeyi biliyorsunuz. Ama hala susuyorsunuz.”
Bilmesiniz ki zulmün ve vahşetin önünde susup sessiz kalanlar, hepiniz yaşanan katliamın suç ortaklarısınız! Kendilerini “uygar dünya” diye tanıtan uluslararası güçlerin sessiz kalma ve en fazla “endişe” dile getirme yüzsüzlüğü yeni değildir, ancak acılı bir sonun başlangıcı olmuştur.
Uluslararası hukukun, değerlerin, ittifakların Kürtler ve Rojava halkları nezdinde hiçbir koruyuculuğu, güvenirliği, saygınlığı kalmadı. Türk muktedirleri, işgal operasyonun hem planlayıcısı ve yürütücüsü hem de yönetim merkezi olurken uluslararası güçlerin bilgisi ve onayı altında katliam ve işgal planlarını hazırladılar.
Çapul ordusu olmaktan öte gidemeyen çeteleri öne sürüp mazlumların katledilişini küstahça izleyen Türk muktedirleri, başta kendi halkı olmak üzere dünya kamuoyunu kandırmaya ve aldatmaya devam ediyor. Sivil halkın yaşam alanlarına, hastahanelere, su kaynaklarına yönelik bombaların yankısı başta Rojava halkı olmak üzere dört parça Kürdistan halkını ayağa kaldırıyor.
Kürt halkının topraklarını, kazanımlarını ve değerlerini savunma, dayanışma ve birlik ruhu, kırım saldırıları içinde daha güçlü mayalanıyor.
Bombaların utancı altında, suskun ve sağır kalanlar, her zaman olduğu gibi tüm kötülüklerin müsebbibi, dünyanın ve Ortadoğu’nun petrol-dolar patronları ve toprakların efendileri olmuştur.
Şehadete yürürken özür dileyenler
Özgürlük ve onur abidesi gibi duran Rojava’nın bütününe yönelik saldırı, tasfiye ve teslim alma tehditleri, henüz bitmiş değildir. “Yapacak daha çok işimiz var” diyen Halep şehitleri, dışarıdan gelecek sahte kurtarıcılara bel bağlamadan halkını savunmaya çalışarak kendilerini feda etti.
Düşmanın orantısız gücüne, sahip oldukları her türlü yıkıcı ve yakıcı silah, teknoloji ve sayı üstünlüğüne karşın bir avuç yürekli Şêxmeqsûd’un özgürlük savaşçıları, bedenlerini barikat yapıp son sözlerini özeleştiri dolu cümleleriyle söylerken, geride unutulması ve silinmesi mümkün olmayan devrimci değerler bıraktı.
En etkileyici ve sarsıcı olan, son nefeslerini verirken bile halkından ve yoldaşlarından özür dilemeleridir. 5 Nolu Amed zindanlarının 14 Temmuz ölüm orucu şehidi M. Hayri Durmuş arkadaş, ölüme yürürken bile halkına olan borcunu ifade edip bizlere devrimciliğin erdemli bir mücadele yolu olduğunu gösterdi.
Bizlere neler yapılması, ölümün üzerine yürürken bile bir devrimcinin neden öz eleştiri vermesi gerektiğini öğretti. Onun yolunda yürüyen Komutan Ziyad Heleb, son sözünü “şehit düşersem herkesten özür dilerim” diyerek söyledi ve son mermisine kadar savaşarak öz eleştirisini verdi.
45 bin kişilik çapul orduları tarafından kuşatılan komutan Ziyad Heleb “Ölümün dışında bir yol yoktur. Cadde cadde, ev ev savaşacağız. Tek bir kişi kalana dek geri adım atılmayacak” dedi ve sözünde durdu. O, fedai tarzda savaşarak son sözünü söyledi. Konuştuğu gibi yaşadı.
Yaşadığı gibi konuştu. “Komutan cephede komutandır” ilkesine uygun hareket ederek, ön saflarda savaşarak ölümsüzleşti.
Şêxmeqsûd’u adeta bir direniş kalesine çevirmek için direndi. Halkıyla doğup büyüdüğü toprakları savunurken “Biz buranın çocuklarıyız. Burada doğduk burada büyüdük ve burada kalacağız. Kimseye sorun çıkarmadık. Yıllardır bu mahallelerde barış içinde yaşıyoruz’’ diyerek amacını ve kararlılığını gösterdi.
Şimdi Amara, Deniz, Leyla Qasim, Malik, Brûsk Muxarac arkadaşlar insanlığın yüz akı olarak, onurun yüksek sözünü söyleyerek bizleri, geride kalanları öz eleştiriye davet ediyorlar.
Özgürlük, asla yukarıdan bahşedilen bir lütuf değildir. Emek dolu zamandan ve köklerine ait değerlerinden kopartılarak kış ortasında sürgün yollarına düşürülen halkla birlikte özgürlük inşa edilebilinir.
Batının iyi niyet dolu ucuz yalanlarına, aldatıcı iki yüzlü diplomatik vaatlerine ve “endişe” açıklamalarına kanmayan mazlumlar, doğudan yeni bir güneşin doğuşuna mutlaka tanıklık edeceklerdir.
(Yeni Özgür politika. 20 Ocak 2026)



