Güncel

ÖZEL – HABER | Suriyeli gazeteci: Bir soykırımla karşı karşıyayız!

Suriye’deki Alevilere yönelik saldırıların boyutlarını aktaran gazeteci Masri, bu şiddetin yalnızca çatışma değil, sistematik bir katliam olduğunu vurguladı.

Suriye’de 8 Aralık 2024’te gerçekleşen yönetim değişikliğinin ardından ülkede büyük bir güvenlik boşluğu oluştu. Yeni yönetimin kontrolü sağlamakta zorlandığı bu süreçte, farklı topluluklara yönelik saldırılar giderek arttı. Özellikle kıyı bölgelerinde yaşayan Aleviler, ağır insan hakları ihlallerine maruz kalıyor. Son haftalarda yüzlerce sivilin öldüğü, kaçırıldığı, evlerinden sürüldüğü ve sistematik bir şekilde hedef alındığı olaylar yaşandı.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Direktörü Rami Abdurrahman’a göre, saldırıların boyutu resmi olarak açıklanan rakamların çok ötesinde. Gözlemevi, şu ana kadar en az 1000 sivilin öldürüldüğünü doğruladı, ancak yerel kaynaklar ve mağdur yakınları bu sayının çok daha yüksek olduğunu belirtiyor. Bazı kaynaklara göre ölü sayısı 2000’i aştı.

Görgü tanıklarının ifadelerine ve insan hakları kuruluşlarının raporlarına göre, bu saldırılar yalnızca bireysel çatışmaların veya intikam eylemlerinin bir sonucu değil. Tam aksine, sistematik bir şiddet dalgası olarak değerlendiriliyor. Silahlı gruplar ve bazı devlet yetkililerinin doğrudan veya dolaylı olarak bu sürece dahil olduğu belirtiliyor.

Suriyeli gazeteci Masri (İsmi değiştirilmiştir), ülkenin çeşitli yerlerinden gelen haberleri yakından takip ediyor ve kıyı bölgelerindeki Alevi sivillerin yaşadıklarını yakından biliyor. Ona göre bu yaşananlar sadece bir çatışma ya da mezhepsel gerginlik değil, çok daha büyük bir insanlık suçunun işaretlerini taşıyor.

‘Saldırılar planlıydı, amaç binlerce kişiyi öldürmekti’

Lazkiye, Tartus, Baniyas ve Ceble gibi kıyı kentlerinde Alevi topluluklarına yönelik ağır saldırılar gerçekleştirildi. Ancak Masri’ye göre bu saldırılar aniden patlak veren olaylar değil, sistematik ve planlı bir şekilde yürütülen bir sürecin sonucu:

“Şiddet dalgası, önceki yönetimin destekçilerine yönelik bir misilleme değil. Alevi toplumu, topluca hedef alındı ve amaç binlerce kişiyi öldürmekti. Bu saldırılar, devlet kurumlarının da dahil olduğu sistematik bir planın sonucu.”

Bu saldırılar sadece kıyı bölgeleriyle sınırlı kalmadı. Hama, Humus ve Sahl el-Gab gibi bölgelerde de Alevilere yönelik hedefli saldırılar gerçekleşti. Masri, bu saldırıların rastgele değil, belirli toplulukları yok etmeye yönelik olduğunu söylüyor.

‘Siviller kendi güvenliklerini sağlayamıyor’

Masri’ye göre saldırıya uğrayan Alevi siviller, kendilerini koruma imkanından yoksun. Uzun yıllardır silahlanmalarına izin verilmeyen bu topluluk, saldırılar karşısında savunmasız durumda. Dahası, devlet güçleri tarafından korunmadıkları gibi, saldırıları önlemek için de herhangi bir adım atılmıyor.

“Bu insanlar silahsız. Kendi güvenliklerini sağlamalarına izin verilmiyor. Devlet güçleri onları korumuyor. Aksine, saldırıya uğrayanları eski yönetimin kalıntıları olarak suçlayarak bu durumu meşrulaştırıyor.”

Bu durum, özellikle kırsal bölgelerde yaşayan topluluklar için daha büyük bir tehdit oluşturuyor. Masri, birçok sivilin canını kurtarmak için ormanlık alanlara kaçtığını, ancak burada da güvende olmadıklarını belirtiyor.

‘Öz savunma mekanizması geliştirilemiyor’

Şiddetin bu kadar yaygın olmasına rağmen, Alevi toplumu kendini koruyacak herhangi bir öz savunma mekanizması geliştiremiyor. Masri’ye göre, bu bir tesadüf değil, bilinçli olarak dayatılan bir politika:

“Onların eline silah alması yasak. Devlet ve silahlı gruplar, sivillerin öz savunmasını bahane ederek onları ‘eski rejimin kalıntıları’ ilan ediyor. Bu, saldırıları meşrulaştırmak için kullanılan bir bahane. Sonuç olarak, bu insanlar kendilerini savunamıyor ve kaderlerine terk ediliyor.”

Buna ek olarak, saldırıları gerçekleştiren grupların devlet yetkilileriyle bağlantıları olduğu ve bu nedenle yargılanmadıkları da belirtiliyor.

‘Kadınlar, çocuklar, yaşlılar katledildi’

Masri, kıyı bölgelerinde yaşanan saldırıların boyutlarının tam olarak bilinmediğini, çünkü yetkililerin sistemli bir şekilde kanıtları ortadan kaldırdığını belirtiyor. Ancak yerel kaynaklar ve insan hakları kuruluşları, katliamın boyutlarının çok büyük olduğunu söylüyor.

“Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar katledildi. Bazıları bıçakla öldürüldü, bazıları ise kaçırıldı. Aileler topluca yok edildi. Ortada belgelenmemiş yüzlerce vaka var. Cesetler dağlardan ve denizden toplandı, bazılarının ise toplu mezarlara gömüldüğüne dair bilgiler var.”

İnternet erişiminin kesildiği, cep telefonlarının toplandığı ve tanıkların susturulmaya çalışıldığı belirtiliyor. Masri, saldırıların boyutlarını gizlemek için delil karartma faaliyetlerinin yürütüldüğünü söylüyor:

“Güvenlik güçleri ve silahlı gruplar, suçun boyutlarını gizlemek için delilleri karartıyor. Toplu mezarlar, tahrif edilen görüntüler, kaybolan cesetler… Gerçek rakamların kamuoyuna yansıtılmasına izin verilmiyor.”

‘Evler gasp edildi, işten çıkarmalar başladı’

Katliamın yanı sıra, Alevilere ait mülklerin gasp edildiği ve toplumun sistematik olarak dışlanmaya başlandığı da belirtiliyor. Kamusal alanlardan uzaklaştırılma süreci başladığı gibi, Alevilere yönelik ekonomik ve sosyal baskılar da artmış durumda.

“Bazı şehirlerde Alevilere ait evler ve iş yerleri yağmalandı. İnsanlar sadece mezheplerinden dolayı işlerinden atılıyor. Çocuklar okullardan uzaklaştırılıyor. Kamusal alanlarda, sokaklarda Alevilere yönelik hakaretler, fiziksel saldırılar yaşanıyor.”

Ayrıca, gece baskınları ve keyfi gözaltıların yaygın hale geldiği aktarılıyor.

‘Bu suçlar yargılanmalı’

Masri, yaşananların bir insanlık suçu olduğunu ve uluslararası hukuka göre yargılanması gerektiğini savunuyor:

“Bu bir insanlık suçudur. İnsanların mezheplerinden dolayı öldürülmesi, evlerinden sürülmesi, işkence görmesi uluslararası hukuka aykırıdır. Bu suçları işleyenlerin hesap vermesi gerekiyor.”

Uluslararası toplumun bu saldırılara karşı sessiz kalmaması gerektiğini belirten Masri, mağdurların korunması için derhal harekete geçilmesi çağrısında bulunuyor.

‘Kürtlerle yapılan anlaşma umut verici’

Masri, Demokratik Suriye Güçleri ile Heyet Tahrir el-Şam arasında imzalanan mutabakatın olumlu bir gelişme olduğunu düşünüyor. Ona göre bu anlaşma, Suriye’de barışçıl bir yönetim inşa etme yolunda önemli bir adım olabilir.

“Kürtler örgütlü ve hukuka bağlı bir güç. Onların yönetişim tecrübesi, Suriye’de kurumların inşasına katkı sunabilir. Bu tür anlaşmalar, Suriye’deki tüm toplulukları kapsayacak şekilde genişletilmeli.”

Aleviler ve diğer azınlıklarla da benzer mutabakatların yapılması gerektiğini savunan Masri, ülkenin geleceği için kapsayıcı bir yönetimin şart olduğunu vurguluyor.

‘Adil bir gelecek inşa edilmeli’

Masri’ye göre, Suriye’nin geleceği tüm toplulukları kapsayan adil bir sistem kurmakla mümkün olabilir. Bunun için ilk adımın, devam eden insan hakları ihlallerini durdurmak ve sivillerin güvenliğini sağlamak olduğunu belirtiyor.

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu